SİYASİ TARİHİN EN TUHAF ÇELİŞKİSİ
Bir Slogan, Bin İtiraf
CHP’YE KİM SAVAŞ AÇTI?
Siyasette bazen bir fotoğraf karesi, bazen bir slogan, bazen de birkaç saniyelik bir görüntü uzun nutuklardan daha fazla şey anlatır.
TBMM’de gerçekleştirilen grup toplantısı öncesinde yaşananlar da böyle bir tablo ortaya çıkardı.
Kamuoyuna yansıyan görüntülerde, Özgür Özel’i desteklemek üzere Meclis bahçesinde bulunan kalabalığın içinden yükselen bir slogan günün önüne geçti:
“Kahrolsun CHP!”
İnsan ister istemez durup düşünüyor.
Bu sloganı kim attı?
AK Parti seçmeni mi?
MHP’liler mi?
CHP’nin kapatılmasını isteyen siyasi rakipler mi?
Nein, nein, nein.
Kendilerini CHP’li olarak tanımlayan insanlar…
Üstelik CHP adına siyaset yaptığını söyleyen insanlar…
Üstelik CHP’nin yönetimini savunduğunu söyleyen insanlar…
İşte tam da burada siyasi tarihin en tuhaf çelişkisi ortaya çıkıyor.
Çünkü normal şartlarda bir siyasi hareketin taraftarları liderlerini savunurken partilerini hedef almazlar.
Bir genel başkanı desteklemek için gelip partisine küfreden bir siyasi kitle örneği bulmak kolay değildir.
Burada cevap bekleyen temel soru şudur:
Savunulan şey gerçekten CHP midir?
Yoksa CHP’nin üzerine kurulmuş bir siyasi iktidar alanı mıdır?
Çünkü bir insanın partisine duyduğu bağlılık ile bir ekibe duyduğu bağlılık aynı şey değildir.
Parti kalıcıdır.
Ekipler geçicidir.
Kurumlar kalıcıdır.
İsimler geçicidir.
Fakat son yıllarda CHP içinde yaşanan en büyük kırılma tam da bu noktada ortaya çıkmıştır.
Bazı çevreler CHP’yi savunmayı bırakıp, belirli isimleri CHP’nin yerine koymaya başlamıştır.
Ve kişi ile kurum arasındaki çizgi kaybolduğu anda ortaya şu trajikomik manzara çıkmıştır:
Bir tarafta CHP adına siyaset yaptığını söyleyenler…
Diğer tarafta “Kahrolsun CHP” sloganı…
İşte bu yazı, o çelişkinin hikâyesidir.
Çünkü bazen bir slogan yalnızca bir slogan değildir.
Bazen bir slogan, yıllardır saklanmaya çalışılan zihniyetin dışarıya taşmış halidir.
ŞAİBE YOKSA CHP’YE NEDEN KÜFREDİYORSUNUZ?
Özgür Özel ve ekibinin en çok kullandığı cümlelerden biri şu oldu:
“Kurultay temizdir.”
“Kurultay meşrudur.”
“Kurultayda şaibe yoktur.”
Peki o halde bir soru soralım:
Eğer her şey bu kadar temizse…
Eğer her şey bu kadar meşruysa…
Eğer her şey bu kadar tartışmasızsa…
Özgür Özel’i desteklemek için gelen kalabalığın içinden neden “Kahrolsun CHP” sloganı yükseliyor?
Normal şartlarda meşruiyet kendine güvenir.
Meşru olan öfkeli olmaz.
Meşru olan düşman üretmez.
Meşru olan sürekli savunma psikolojisiyle hareket etmez.
Ama son iki yıldır CHP içinde yaşanan her tartışmada aynı refleksi görüyoruz.
Sorulara cevap vermek yerine soru soranlara saldırılıyor.
İddiaları çürütmek yerine iddiayı gündeme getirenler hedef alınıyor.
Ve en sonunda öyle bir noktaya geliniyor ki partinin kendisi hedef tahtasına konuluyor.
Burada çok önemli bir çelişki var.
Bir tarafta “CHP bizimdir” diyenler…
Diğer tarafta “Kahrolsun CHP” sloganı…
Bu iki cümle aynı ağızdan nasıl çıkabiliyor?
Çünkü ortada artık siyasi bir tartışmadan çok psikolojik bir gerilim bulunmaktadır.
Kurumla ekip arasındaki bağ kopmuştur.
CHP ile belirli isimler özdeşleştirilmiştir.
Ve o isimlere yönelik her eleştiri, partiye saldırı gibi sunulmuştur.
Oysa CHP ile herhangi bir yöneticiyi aynı şey zannedenler, önce CHP’nin ne olduğunu unutmuş demektir.
Cumhuriyet Halk Partisi, yüz yıllık bir siyasi kurumdur.
Genel başkanlar gelir gider.
İl başkanları gelir gider.
Belediye başkanları gelir gider.
Milletvekilleri gelir gider.
Ama CHP kalır.
Bugün kendisini CHP’nin sahibi gibi gören herkes yarın siyasetin dipnotu olabilir.
Fakat CHP yaşamaya devam eder.
İşte bazı çevrelerin kabul etmekte zorlandığı gerçek de budur.
Partiyi yönetmek başka şeydir.
Partinin sahibi olmak başka şeydir.
Belki de bu yüzden son dönemde ortaya çıkan her tartışma aynı yere çıkıyor.
CHP konuşulmuyor.
Türkiye konuşulmuyor.
Ekonomi konuşulmuyor.
İşsizlik konuşulmuyor.
Yoksulluk konuşulmuyor.
Sürekli kişiler konuşuluyor.
Sürekli ekipler konuşuluyor.
Sürekli hizipler konuşuluyor.
Ve sonunda parti, kişilerin gölgesinde görünmez hale geliyor.
Meclis bahçesinde yükselen slogan tam da bunun sonucudur.
Çünkü CHP’yi kişilere indirgeyenler, günün sonunda CHP’ye öfke duymaya başlıyor.
Parti ile kendi siyasi hesaplarını birbirine karıştırıyor.
Ve sonra farkında olmadan en ağır saldırıyı bizzat kendi partilerine yöneltiyorlar.
Bu yüzden cevap bekleyen soru hâlâ ortada duruyor:
Eğer her şey yolundaysa…
Eğer her şey meşruysa…
Eğer her şey tartışmasızsa…
Özgür Özel’i desteklemek için gelen kalabalığın içinden neden CHP’ye yönelik sloganlar yükseliyor?
Belki de bazı sloganlar cevap değil, sorudur.
Ve bazen bir sloganın ortaya çıkardığı soru, yıllarca verilen cevaplardan daha değerlidir.
PARTİYİ DEĞİL, ELE GEÇİRDİKLERİ ALANI SAVUNUYORLAR
Siyaset tarihinde bazı kadrolar vardır.
Bir kuruma güç katarlar.
Bazı kadrolar vardır, kurumun gücünden beslenirler.
Aradaki fark ise kriz zamanlarında ortaya çıkar.
Bugün CHP içinde yaşanan tartışmalar da tam olarak böyle bir ayrımı görünür hale getirmiştir.
Çünkü CHP’yi savunduğunu söyleyen bazı çevrelerin reflekslerine baktığınızda karşınıza ilginç bir tablo çıkıyor.
CHP’nin oy kaybetmesi onları bu kadar öfkelendirmiyor.
CHP’nin belediyelerini kaybetmesi onları bu kadar öfkelendirmiyor.
CHP’nin örgüt yapısının zayıflaması onları bu kadar öfkelendirmiyor.
Ama kendi siyasi alanlarının sorgulanması büyük bir infiale yol açıyor.
İşte tam da bu yüzden Meclis bahçesinde yükselen slogan yalnızca bir öfke patlaması değildir.
O slogan aynı zamanda bir sahiplenme krizidir.
Çünkü dikkat edin…
Slogan CHP’ye karşı atılıyor.
Ama sloganı atanlar kendilerini CHP’nin sahibi gibi görüyor.
İşte çelişki burada başlıyor.
Bir insan hem CHP adına konuşup hem CHP’ye küfredebilir mi?
Normal şartlarda hayır.
Ama eğer CHP’yi bir kurum olarak değil, kontrol edilmesi gereken bir siyasi alan olarak görüyorsa evet.
Çünkü o zaman CHP ile kendi siyasi pozisyonu aynı şey haline gelir.
Kendi pozisyonu sarsıldığında da bunu CHP’ye yapılmış saldırı gibi algılar.
Ve sonunda CHP ile kavga etmeye başlar.
Son yıllarda CHP içinde yaşanan tartışmaların önemli bir kısmı aslında ideolojik değildir.
Kimse altı oku tartışmıyor.
Kimse sosyal demokrasiyi tartışmıyor.
Kimse kamuculuğu, halkçılığı, devletçiliği tartışmıyor.
Tartışılan şey güç.
Tartışılan şey kontrol.
Tartışılan şey parti üzerindeki hakimiyet.
Bu nedenle birçok tartışma ilkesel değil, pozisyoneldir.
Ve pozisyon kavgası büyüdükçe parti küçülmektedir.
Belki de bu yüzden CHP’nin yüz yıllık tarihine değil, son iki yıllık iç iktidar mücadelelerine odaklanan bir siyasi dil ortaya çıktı.
Parti konuşulmuyor.
Ülke konuşulmuyor.
Halk konuşulmuyor.
Sürekli ekipler konuşuluyor.
Sürekli klikler konuşuluyor.
Sürekli taraflar konuşuluyor.
Ve sonunda ortaya şu trajik manzara çıkıyor:
Kendilerini CHP’nin temsilcisi olarak gören insanlar, CHP’ye yönelik sloganların yükseldiği kalabalıkların içinde bulunabiliyor.
Bu, siyasi bir başarı hikâyesi değil.
Kurumsal aidiyetin çözülme hikâyesidir.
Asıl tehlike de burada yatıyor.
Çünkü partiler rakiplerinden aldıkları darbelerle yıkılmazlar.
Partiler kendi kimliklerini unutmaya başladıklarında zayıflarlar.
Kurumun yerine kişiyi koyduklarında zayıflarlar.
İlkenin yerine sadakati koyduklarında zayıflarlar.
Ve en sonunda partiyi savunduklarını düşünürken partiye zarar vermeye başlarlar.
Meclis bahçesinde duyulan sloganın asıl anlamı da budur.
Slogan CHP’yi hedef alıyor gibi görünmektedir.
Ama gerçekte ortaya çıkardığı şey, bazı çevrelerin CHP ile kurduğu ilişkinin niteliğidir.
Ve bu ilişki bir dava ilişkisinden çok, bir hakimiyet ilişkisine benzemektedir.
İşte bu yüzden mesele bir slogan değil, bir zihniyet meselesidir.
BİR SLOGAN, BİN İTİRAF
CHP’Yİ Mİ SEVİYORLAR, CHP’YE Mİ SAHİP OLMAK İSTİYORLAR?
...
Belki de bütün tartışmayı özetleyen soru şudur:
Gerçekten CHP’yi mi savunuyorsunuz?
Yoksa CHP üzerinde kurduğunuz siyasi alanı mı?
Çünkü bir partiye duyulan sevgi ile o partiyi yönetme arzusu aynı şey değildir.
Bir partiye emek vermek ile o partiyi mülk gibi görmek aynı şey değildir.
Bir partiyi temsil etmek ile o partinin sahibi gibi davranmak aynı şey değildir.
Meclis bahçesinde yükselen slogan tam da bu ayrımı görünür hale getirmiştir.
İşin en ironik tarafı ise şudur:
Yıllarca CHP’yi eleştirenlerin, CHP’ye oy vermeyenlerin, CHP’nin başarısından rahatsız olanların kurduğu cümlelere benzeyen sloganlar, bu kez CHP adına konuştuğunu söyleyen insanların içinden yükselmiştir.
Normalde CHP’ye karşı olanların söylemesi beklenen sözler, CHP’yi savunduğunu iddia edenlerin ağzından çıkmıştır.
Ve insan ister istemez şu cümleyi kuruyor:
CHP’ye bir oy dahi vermemiş olanların CHP savunusu da ancak böyle olur.
Çünkü CHP’yi savunmak için gelip CHP’ye küfretmek…
CHP’nin genel başkanını desteklemek için gelip CHP’yi hedef almak…
CHP adına siyaset yaptığını söyleyip CHP’nin adını sloganların hedefi haline getirmek…
Ancak böyle bir çelişkiyle açıklanabilir.
Belki de bu yüzden Meclis bahçesinde duyulan o slogan, yalnızca birkaç kelimeden ibaret değildir.
O slogan bir siyasi ruh halinin dışavurumudur.
Bir aidiyet krizinin dışavurumudur.
Bir kurumu kişilerle özdeşleştirmenin kaçınılmaz sonucudur.
Und vor allem…
CHP’yi savunduğunu söyleyen bazı çevrelerin aslında CHP ile değil, CHP üzerindeki güç alanlarıyla ilgilendiğinin itirafıdır.
Bu nedenle mesele bir slogan meselesi değildir.
Mesele, o sloganın ortaya çıkardığı zihniyettir.
Çünkü bazen insanlar saatlerce konuşarak anlatamadıklarını, birkaç saniyelik bir sloganla itiraf ederler.
Ve bazen gerçekten…
Bir slogan, bin itiraftır.
