HALKWEBAutorenİran-ABD/İsrail Savaşının Ekonomi Politiği

İran-ABD/İsrail Savaşının Ekonomi Politiği

Savaş her zaman karşımıza aynı şekilde çıkmayabilir.

0:00 0:00

Teorik olarak, her savaşın, politikanın başka araçlarla bir devamı olduğunu unutmak büyük yanılgıdır. Şimdiki emperyalist savaş, iki büyük devlet grubunun emperyalist politikasının devamıdır ve bu politika, emperyalist dönem ilişkilerinin bütünü tarafından yaratılmış ve körüklenmiştir.[1]

Lenin’in 1916’da söylediği bu sözler sanki bir ayı aşkın zamandır yanı başımızda yaşanan İran-ABD/İsrail Savaşını anlatıyor gibi.

Savaş, kapitalist sistemin kaçınılmaz olarak ürettiği bir sonuçtur. Kapitalizmin erken dönemlerinde şirketler arası rekabet ulus devletlerin veya ulusal pazarların içinde yaşanıyordu. Oysa sonraki yıllarda şirketlerin büyümesi ve küreselleşmesi, rekabetin de küreselleşmesine neden oldu. Şirketler büyürken, bazıları yok oldu, bazıları da büyük şirketler tarafından yutuldu. Benzer rekabet, ulus devletler arasında da yaşandıkça savaşlar da gündeme gelmeye başladı.

Bu anlamda şirketler, küresel rekabeti tek başlarına sürdüremezler. Bu rekabeti sürdürebilmek için elinde merkezi bir iktidarı, diplomatik araçların yanı sıra silahlı kuvvetleri de olan bir güce ihtiyaç duyar ve buna sahip olan tek kurum olan devletlerdir ve şirketler de devletler aracılığıyla bu rekabeti sürdürür. Bu süreç giderek büyüyen şirketlerin devletlerle iç içe geçmeye başlaması ve ekonomik rekabetin giderek jeopolitik rekabetle birleşmesi sonucun doğurur. Bu rekabetin sonucu olarak savaş denilen vahşet ortaya çıkar.

Savaşların en klasik ve eski nedeni gelişmiş kapitalist ülkelerin, geri kalmış ülkelerin yer üstü ve yer altı kaynaklarını sömürme arzusudur. Bu en eski savaş nedeni halen geçerliliğini korumaktadır. ABD’nin, Körfez Bölgesi’nde bulunması, üslerinin olması, Körfez ülkeleriyle ekonomik ve siyasi ilişkilerinin bir nedeni bu bölgedeki petrol rezervlerinin varlığıdır.

Savaşların bir başka nedeni ulusal sınırlar içinde üretilen ürünlerde karların ve verimliliğin azalması sonucu ulusal sınırların dışında pazar arayışına girişilmesidir. Bu pazar arayışı hem geri kalmış ülkelerde, hem de gelişmiş ülkelerde gerçekleşebilir. ABD’nin, Körfez ülkelerine üs kurması, silah sanayi ürünleri satması bu pazar arayışıdır.

Benzer şekilde sermaye birikimi sürecinin yoğunlaşması, aşırı üretim ve arz fazlası gibi durumlarda da şirket ve devletler ulusal sınırlar dışında sermaye ve meta ihracına ihtiyaç duyar. Normal ekonomik koşullarda gerçekleşmeyen bu sermaye ve meta ihracı savaşlara neden olabilir. Emperyalist ABD ekonomisi, düşen büyüme oranları, yükselen enflasyon, artan işsizlik nedeniyle silah ve savunma sanayi aracılığıyla ekonomisini canlandırmak ve büyüme oranını arttırmak için Körfez ülkelerine silah ve savunma sanayi ürünlerini ihraç etme, dayatma, daha da fazlası stoklarda birikmiş bu ürünleri savaş yoluyla eritme yoluna gitmiştir.

Savaş her zaman karşımıza aynı şekilde çıkmayabilir. Zaman zaman bölgesel, zaman zamansa küresel boyutta yaşanabilir, ancak temelinde kapitalist rekabet, sermaye ve meta ihracı, karların arttırılmaya çalışılması ve kaynakların sömürüsü yatmaktadır.

Bugün de sıraladığımız bu savaş gerekçeleri pek çok ülkenin arasında devam ediyor fakat temel rekabet küresel patron ABD ve onun en büyük rakibi Çin arasındadır. Bu anlamda ABD ekonomisinin bugünkü durumuna bakmamız, savaşın ekonomi politiğini anlamakta önemlidir.

Amerika Birleşik Devletleri’nin ekonomisine baktığımızda, 2026 tahmini nominal GSYİH’ye göre, Amerika Birleşik Devletleri: 32,38 trilyon dolar, Çin:20,85 trilyon dolar bir büyüklüğe sahiptir. 2024 yılında %2,8 büyüyen ABD ekonomisi, 2025’te %2,1 ile daha yavaş bir performans sergilemiştir. Yüksek faiz oranları ve hanehalkı harcamalarındaki yavaşlama büyüme hızını etkilemektedir. ABD ulusal borcu 39 trilyon dolar sınırına dayanarak tarihi zirvelere ulaşmış, bu durum ekonomik istikrar için uzun vadeli risk oluşturmaktadır.

Özetle, ABD ekonomisi güçlü bir yapıya sahip olsa da, artan borçlar ve enflasyon yönetimi 2026 yılı için temel sorunlar arasındadır.

ABD’deki büyüme oranları yüzde 2’ler seviyesindeyken, Çin yüzde 5-6 seviyelerinde büyümeye devam etmekte ve 20 yıllık gelecek projeksiyonlarında ABD’yi geçeceği öngörülmektedir.

Bu ekonomik tablo, ABD’nin İran’a saldırmasının temel nedenidir!

-ABD ve ABD sermayeli şirketler, küresel rekabette Çin ve şirketlerini bertaraf etmek, karlı alanlara ve yeni pazarlara hâkim olmak amacıyla İran’a saldırı başlatmıştır.

-ABD, İran ve Hürmüz Boğazı’ ele geçirerek, dünya petrol ticaretini kontrol altına almak istemiştir.

-Ekonomik durgunluk ve silah/savunma sanayindeki aşırı birikimi eritmek ve ekonomisini canlandırmak için İran’a saldırmıştır.

-Büyüyen Çin ekonomisinin gelişimini durdurmak, Çin’in petrol ve doğalgaz sağlayıcısı İran’ın bu rolünü bitirmek ve Çin ekonomisine darbe vurmak için saldırmış, İran ve Körfez petrollerine sahip olmak için saldırmıştır.

Trump’ın bu konudaki doğrudan söylemi şu şekildedir; “Dürüst olmak gerekirse, en çok istediğim şey İran’daki petrolü almak ama ABD’de bazı aptal insanlar ‘Bunu neden yapıyorsun?’ diyor. Ama onlar aptal insanlar. Belki Hark Adası’nı alırız, belki almayız. Çok fazla seçeneğimiz var. Ayrıca bu, bir süre orada bulunmamız gerektiği anlamına gelir. Orada (Hark Adası’nda) herhangi bir savunmaları olduğunu sanmıyorum. Çok kolay alabiliriz.”[2]

ABD/İsrail blokunun İran’a saldırısının geri planında yatan, Trump’ın zaman zaman dillendirdiği gibi İran’daki yönetimi değiştirmek, İran’ın uranyum üretim kapasitesini yok etmek, İran halkını demokrasiye kavuşturmak gibi söylemler değildir. Aslolan, emperyalist heveslerle Körfez bölgesini kontrol altına almak, petrol rezervlerine el koymak, küresel rekabette Çin’in gelişimini engellemek, ABD ekonomisinde yaşanan durgunluğu önlemek ve silah/savunma sanayiindeki aşırı arz fazlasını eritmektir.

  1. V.İ.Lenin. Sosyalizm ve Savaş.
  2. Trump: En çok istediğim şey İran petrolü, belki Hark Adası’nı alırız. https://www.diken.com.tr/trump-en-cok-istedigim-sey-iran-petrolu-belki-hark-adasini-aliriz/
ANDERE SCHRIFTEN DES AUTORS