“Bir ülkenin vicdanı, felaket günlerinde verdiği sınavla ölçülür.”
Türkiye yine hararetli bir tartışmanın içinde. Sosyal medya ikiye bölünmüş durumda. Bir tarafta Ahbap Derneği’ni koşulsuz savunanlar, diğer tarafta soruşturmaların sonucunu beklemeden hüküm verenler var. Oysa hukuk devletinde ne alkış delildir ne de öfke.
Bir iddia varsa araştırılır.
Bir belge varsa incelenir.
Bir suç varsa yargı karar verir.
Suç yoksa da kişi ya da kurum üzerindeki şaibe aynı açıklıkla kaldırılır.
İlke budur.
Bu ilke; siyasetçi için de geçerlidir, belediye başkanı için de, kamu kurumu için de, yardım kuruluşu için de.
Bugün Ahbap Derneği hakkında ortaya atılan iddialar elbette sonuna kadar araştırılmalıdır. Çünkü milyonlarca insanın güvenerek yaptığı bağışların hesabını sormak kimseye düşmanlık değil, vatandaşlık görevidir.
Ancak aynı kararlılıkla şu soruyu da sormak zorundayız:
Bugün Ahbap konuşulurken, 6 Şubat depremlerinde Kızılay’ın Ahbap’a çadır satması neden yeniden tartışılmıyor?
Unutulmaması Gereken Bir Kırılma Noktası
6 Şubat 2023…
Cumhuriyet tarihinin en büyük felaketlerinden biri yaşandı.
On binlerce insan hayatını kaybetti.
Milyonlarca insan evsiz kaldı.
En temel ihtiyaç ise barınmaydı.
Tam bu günlerde kamuoyu, Kızılay’ın iştiraki üzerinden Ahbap Derneği’ne çadır satıldığını öğrendi. Hem Kızılay hem de Ahbap bu işlemin gerçekleştiğini doğruladı. Ahbap, deprem bölgesine acilen çadır ulaştırabilmek için satın alma yaptığını açıkladı. Kızılay ise satışın iştirak şirketi tarafından gerçekleştirilen ticari bir işlem olduğunu savundu.
Hukuki açıklamalar yapıldı.
Muhasebe kayıtları gösterildi.
Ancak toplumun vicdanındaki soru değişmedi:
Bir yardım kuruluşu, ülkenin en büyük afetinde elindeki çadırları satmayı mı tercih etmeliydi, yoksa hiçbir karşılık beklemeden depremzedelere ulaştırmayı mı?
İşte güven krizi tam da bu noktada başladı.
Hukuk Başka, Vicdan Başka
Bir işlemin hukuka uygun olması, toplum vicdanında doğru bulunduğu anlamına gelmez.
Kızılay sıradan bir şirket değildir.
Toplum, Kızılay’a ticaret yapsın diye bağış yapmaz.
Afet gününde ilk koşan kurum olsun diye bağış yapar.
Bu nedenle çadır satışı, hukuki boyutunun ötesinde ciddi bir etik tartışmayı da beraberinde getirmiştir.
Ve bu tartışma, yeni gündemler oluştu diye unutulmamalıdır.
Haluk Levent de Kamuoyu Önünde Hesap Verebilir Olmalıdır
Ahbap Derneği denildiğinde kamuoyunun aklına gelen ilk isim hiç kuşkusuz Haluk Levent’tir. Derneğin kurucusu ve en görünür yüzü olarak yıllardır yürüttüğü yardım kampanyaları sayesinde toplumun geniş kesimlerinin güvenini kazanmış, milyonlarca insanı bağış yapmaya teşvik etmiştir.
Tam da bu nedenle, Ahbap’a yöneltilen her soru aynı zamanda Haluk Levent’in de cevap vermesi gereken sorular hâline gelmektedir.
Burada mesele bir sanatçının özel hayatı değildir.
Mesele, kamuoyunun güvenini temsil eden bir sivil toplum kuruluşunun yönetimidir.
Bir kişinin özel yaşamı ancak doğrudan kamu yararıyla ilgiliyse tartışılabilir. Bunun dışında sorgulanması gereken; yönettiği kurumun şeffaflığı, mali disiplini, yönetişim anlayışı ve hesap verebilirliğidir.
Bugün kamuoyunda Ahbap hakkında çeşitli iddialar ve soru işaretleri dolaşıyorsa, bunlara en güçlü cevap sosyal medyada polemik yapmak değil; belgeleri ortaya koymak, bağımsız denetime kapıları açmak ve kamuoyunu eksiksiz bilgilendirmektir.
Haluk Levent’in yıllar içinde oluşturduğu toplumsal güven, eleştirilerden kaçarak değil; eleştirilere açık davranarak ve soruları belgelerle cevaplayarak korunabilir.
Çünkü güven, geçmişte yapılan iyiliklerin hatırına sonsuza kadar devam eden bir kredi değildir.
Güven, her gün yeniden kazanılması gereken toplumsal bir emanettir.
Ahbap Derneği de Şeffaf Olmalıdır
Toplumun güvenini kazanan kurumların hesap verebilirlik standartları da yüksek olmalıdır.
Bu nedenle Ahbap Derneği’nin kamuoyuna açık biçimde yanıtlaması gereken sorular vardır:
- Son dönemde kamuoyuna yansıyan iddialarla ilgili kapsamlı ve belgeli açıklaması nedir?
- Bağış gelirleri hangi bağımsız denetim kuruluşları tarafından denetlenmektedir?
- Bu denetim raporları eksiksiz olarak kamuoyuna açık mıdır?
- Toplanan bağışların ne kadarı doğrudan yardımlara, ne kadarı idari giderlere ayrılmıştır?
- Kamuoyunda tartışılan harcamalara ilişkin tüm belgeler bağımsız denetime açılacak mıdır?
- Dernek yönetiminde çıkar çatışmasını önleyen mekanizmalar nelerdir?
- Kamu kurumları veya iştirakleriyle yapılan mali işlemlerin kapsamı nedir?
- Bağışçıların kaynaklarının kullanımını düzenli takip edebileceği bir şeffaflık sistemi var mıdır?
- Kamuoyunda oluşan soru işaretlerini gidermek amacıyla bağımsız bir incelemeye açık olunacağı taahhüt edilecek midir?
- Güveni güçlendirmek için bundan sonra hangi ilave şeffaflık adımları atılacaktır?
Bu soruların sorulması Ahbap’ı ya da Haluk Levent’i peşinen suçlamak değildir.
Tam tersine, iddiaların açıklığa kavuşmasını istemektir.
Şeffaflıktan korkmayan kurumlar, bu soruları bir tehdit değil; kamu güvenini güçlendirecek bir fırsat olarak görmelidir.
Aynı Sorular Kızılay’a da Sorulmalıdır
Ancak adalet tek taraflı işletilemez.
Eğer bugün Ahbap’tan hesap soruyorsak, dün Kızılay’dan da aynı kararlılıkla hesap sormuş olmalıyız.
Kızılay’ın da cevaplaması gereken sorular vardır:
- Depremin en kritik günlerinde çadır satışına neden ihtiyaç duyuldu?
- Bu karar hangi yönetim kademesinde alındı?
- Aynı çadırlar neden doğrudan afetzedelere tahsis edilmedi?
- Kurum içinde bu kararın etik değerlendirmesi yapıldı mı?
- Kamuoyunda oluşan güven kaybını gidermek için hangi yapısal reformlar gerçekleştirildi?
- Benzer bir afet yaşanırsa aynı uygulama tekrar edilir mi, yoksa yeni bir kriz yönetim modeli mi benimsenmiştir?
İşte gerçek hesap verebilirlik budur.
Seçici Vicdan, Adalet Değildir
Türkiye’de en büyük sorunlardan biri, ilkelerin kişilere göre değişmesidir.
Sevdiğimiz biri söz konusu olduğunda susmak, sevmediğimiz biri söz konusu olduğunda ise peşin hüküm vermek adalet değildir.
Hukuk taraftarlıkla işlemez.
Şeffaflık yalnızca rakiplerimiz için istenmez.
Hesap verebilirlik yalnızca eleştirdiklerimizden beklenmez.
İlke, herkes için aynı uygulanıyorsa anlam taşır.
Asıl İhtiyacımız Güçlü Kurumlar
6 Şubat bize yalnızca binaların değil, kurumlara duyulan güvenin de yıkılabileceğini gösterdi.
Bir ülke felaketleri yalnızca betonla değil; güvenle, şeffaflıkla, liyakatle ve bağımsız denetimle aşabilir.
Ne devlet kurumları ne de sivil toplum kuruluşları sorgulanamaz değildir.
Bağış topluyorsanız hesap vereceksiniz.
Kamu gücü kullanıyorsanız hesap vereceksiniz.
Toplum adına hareket ediyorsanız hesap vereceksiniz.
Çünkü güven, iyi niyet beyanlarıyla değil; açık kayıtlarla, bağımsız denetimlerle ve hesap verebilir yönetim anlayışıyla inşa edilir.
Son Söz
Bugün Ahbap hakkındaki iddialar araştırılsın.
En ince ayrıntısına kadar incelensin.
Kimsenin dokunulmazlığı olmasın.
Ama aynı zamanda 6 Şubat’ın en büyük tartışmalarından biri olan Kızılay’ın çadır satışı da unutulmasın.
Yeni gündemler, eski sorumlulukların üzerini örtmesin.
Çünkü bir toplumun hafızası zayıfladığında, yanlışlar tekrar eder.
Adalet, yalnızca bugünün dosyalarını açmak değildir.
Adalet; dünün cevaplanmamış sorularını da sormaktır.
Çünkü demokrasilerde güvenin temeli kişiler değildir.
Güvenin temeli; şeffaf, hesap verebilir ve hukukun denetimine açık kurumlardır.
