HALKWEBYazarlarÖRGÜT KURULMADAN KONGRE YAPILMAZ: KONGRELER DEMOKRASİ Mİ, DİZAYN SÜRECİ Mİ?

ÖRGÜT KURULMADAN KONGRE YAPILMAZ: KONGRELER DEMOKRASİ Mİ, DİZAYN SÜRECİ Mİ?

ÖRGÜT KURULMADAN KONGRE YAPILMAZ: KONGRELER DEMOKRASİ Mİ, DİZAYN SÜRECİ Mİ?

CHP Genel Merkezi eylül ayında kongre sürecini başlatmaya hazırlanıyor. Peki ortada kongre yapabilecek örgüt var mı? Daha önemlisi: Bu kongreler gerçekten örgütün iradesini mi yansıtacak, yoksa önceden hazırlanmış bir dizaynın sandıkta onaylatılması mı olacak?

CHP Genel Merkezi’nin eylül ayında olağan kongre sürecini başlatmaya hazırlandığı konuşuluyor.

Peki soralım:

Hangi örgütle?

Henüz yeniden yapılanma süreci tamamlanmamış, bazı il ve ilçelerde başkan ve yönetim sorunları devam eden, atamalar üzerinden ciddi tartışmalar yaşanan bir parti yapısıyla mı kongreye gidilecek?

Eğer öyleyse, bunun adı örgütlenme değil; takvim uğruna örgütü zorlamak olur.

Ve burada eleştirinin adresi bellidir:

CHP MYK’sı ve özellikle örgütlerden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal.

Çünkü artık mesele yalnızca atanan il veya ilçe başkanları değildir.

Asıl mesele, o atamaları yapan siyasi akıldır.

ORHAN SARIBAL’A SORUYORUZ: BU ÖRGÜTLER EYLÜLE NASIL HAZIR OLACAK?

Sayın Orhan Sarıbal’a ve CHP MYK’sına açıkça soruyoruz:

Eylül ayında kongreleri başlatmayı düşünüyorsunuz.

Peki bugün itibarıyla örgütlerin kaçı gerçekten hazır?

Kaç ilde yönetim tamamlandı?

Kaç ilçede yönetim tamamlandı?

Kaç ilçe hâlâ geçici yönetimlerle çalışıyor?

Kaç yerde yeni başkan atandı?

Kaç yerde yeni yönetim oluşturuldu?

Ve en önemlisi:

Bu örgütlerin ne kadarı gerçekten çalışıyor?

Çünkü bir başkanın atanmasıyla örgüt kurulmaz.

Bir yönetim listesi hazırlanmasıyla örgüt kurulmaz.

Genel Merkez’de bir dosyanın üzerine “tamamlandı” yazılmasıyla örgüt kurulmaz.

Örgüt sahada kurulur.

Üyeyle kurulur.

Mahalleyle kurulur.

Sandıkla kurulur.

Emekle kurulur.

Güvenle kurulur.

Bunların hiçbirini yapmadan kongre takvimi açıklamak, örgütü değil takvimi yönetmektir.

YÜZDE 30 MÜMKÜN DEĞİLSE KONGRE NEDEN ZORLANIYOR?

Benim siyasi ve örgütsel tespitim açık:

İlçelerin yüzde 30’unda yönetimlerin eylül ayına kadar sağlıklı biçimde oluşturulması mümkün görünmüyor.

Bu, Genel Merkez’in açıkladığı resmi bir oran değildir.

Bu, sahadaki tabloya ilişkin siyasi ve örgütsel değerlendirmedir.

Çünkü hâlâ atamalar, görev değişiklikleri, yeniden yapılanmalar ve örgüt tartışmaları devam ediyor.

Şimdi soruyorum:

Eylül ayına kadar bütün bunları nasıl tamamlayacaksınız?

Başkan atayacaksınız.

Yönetim oluşturacaksınız.

Örgütü toparlayacaksınız.

Üyelerle temas kuracaksınız.

Mahalleleri örgütleyeceksiniz.

Delege yapısını oluşturacaksınız.

İtirazları değerlendireceksiniz.

Ve sonra demokratik kongre yapacaksınız.

Bütün bunları birkaç haftaya sıkıştırmak gerçekçi midir?

Değildir.

O zaman geriye iki ihtimal kalıyor:

Ya kongre ertelenecek…

Ya da örgüt hazır olmadan kongre yapılacak.

PEKİ BU KONGRELER NASIL YAPILACAK?

İşte asıl cevaplanması gereken soru buradadır.

Diyelim ki Genel Merkez bütün bu sorunları görmezden geldi ve eylül ayında kongre takvimini başlattı.

Kongreler nasıl yapılacak?

Yeni atanmış başkanlar henüz örgütü tanımadan mı?

Yeni oluşturulmuş yönetimler üyelerle doğru dürüst temas kurmadan mı?

Delegeler belirlenirken yerel örgütün gerçek dengeleri dikkate alınmadan mı?

Üyelerin alternatif adaylar etrafında örgütlenmesine fırsat verilmeden mi?

Yoksa Genel Merkez tarafından belirlenen isimler etrafında önceden şekillendirilmiş listelerle mi?

İşte burada çok daha önemli bir soru ortaya çıkıyor:

Kongreler yapılacak ama sonuçları ne kadar demokratik olacak?

Çünkü demokratik bir kongre yalnızca sandığın kurulmasından ibaret değildir.

Asıl mesele, sandığa hangi koşullarda gidildiğidir.

KONGRE MÜ, DİZAYN SÜRECİ Mİ?

Eğer önce başkanları Genel Merkez belirlerse…

Sonra bu başkanlara yönetim oluşturulursa…

Ardından bu yönetimler üzerinden delegasyon şekillendirilirse…

Sonra da aynı delegeler kongrede il yönetimini belirlerse…

Bunun adı gerçekten örgüt iradesi midir?

Yoksa Genel Merkez’in atama sürecinin kongre salonunda onaylatılması mı?

İşte CHP MYK’sının ve özellikle Orhan Sarıbal’ın cevaplaması gereken en kritik soru budur.

Çünkü kongreler, eğer önceden oluşturulmuş siyasi dengelerin sandığa taşındığı bir süreç haline gelirse, artık ortada gerçek anlamda bir yarıştan söz edilemez.

Kongre yapılmış olur ama sonuç önceden dizayn edilmiş olabilir.

Sandık vardır.

Oy pusulası vardır.

Delegeler vardır.

Adaylar vardır.

Ama gerçek anlamda eşit rekabet yoksa bunun adı demokrasi değildir.

Bunun adı dizayndır.

ATAMA MASASINDA BAŞLAYAN SÜREÇ KONGRE SALONUNDA BİTMEZ

Bir kez daha aynı noktaya geliyoruz.

Bir ilçeye başkan atıyorsunuz.

O başkan yönetimini oluşturuyor.

Yönetim üyelerle ve delegelerle ilişki kuruyor.

Delege yapısı şekilleniyor.

Sonra il kongresi geliyor.

İl kongresindeki dengeler oluşuyor.

İl yönetimi belirleniyor.

Sonra kurultay delegeleri ortaya çıkıyor.

Böylece bir ilçe başkanlığı ataması, birkaç ay içerisinde partinin üst yönetimindeki dengelere kadar uzanabiliyor.

Bu nedenle atama meselesi küçümsenecek bir mesele değildir.

Atama, kongrenin başlangıç noktasıdır.

Eğer başlangıç yanlışsa sonuç nasıl doğru olacak?

SAYIN SARIBAL, SİZ ÖRGÜT MÜ KURUYORSUNUZ, KADRO MU SEÇİYORSUNUZ?

Asıl tartışılması gereken yer burasıdır.

Örgütlerden sorumlu Genel Başkan Yardımcısının görevi, kendisine yakın isimleri görevlendirmek değildir.

Görevi, partinin en güçlü ve en nitelikli kadrolarını bulup örgütün önünü açmaktır.

Peki yapılan atamalarda hangi kriter uygulanıyor?

Liyakat mi?

Örgüt deneyimi mi?

Yerel siyasi başarı mı?

Toplumdaki karşılık mı?

Eğitim mi?

Örgütü büyütme kapasitesi mi?

Yoksa başka kriterler mi var?

Açıklayın.

Çünkü CHP yıllardır Türkiye’ye “liyakat” anlatıyor.

O zaman biz de soruyoruz:

Liyakat CHP’nin kapısından girerken neden ortadan kayboluyor?

Liyakat sadece iktidar eleştirisinde kullanılacak bir siyasi slogan değildir.

Liyakat, önce MYK’nın atama masasından geçer.

YANLIŞ ATAMANIN FATURASINI MYK ÖDEMEYECEK Mİ?

Bir ilçe başkanı yanlış seçildiğinde bunun bedelini sadece o kişi ödemez.

Örgüt öder.

Üye öder.

Delege öder.

İl örgütü öder.

Sonunda parti öder.

Çünkü zincir çok açıktır:

Yanlış atama → yanlış yönetim → yanlış delegasyon → yanlış kongre → yanlış örgüt yapısı.

Bunun neresinde demokrasi var?

Genel Merkez’in atadığı kişi, kongrede delegeleri etkileyebilir.

Delegeler il yönetimini belirleyebilir.

İl yönetimleri daha sonra kurultay delegasyonuna kadar uzanan bir yapı oluşturabilir.

Dolayısıyla bugün yapılan her atama, yarının siyasi tablosuna doğrudan etki eder.

Bu yüzden soruyoruz:

Sayın Sarıbal, yaptığınız atamaların siyasi sorumluluğunu üstleniyor musunuz?

“BİZ ATADIK, ÖRGÜT DE KABUL EDECEK” Mİ?

CHP’nin örgüt anlayışı bu mu?

Genel Merkez karar verecek.

İsim belirleyecek.

Atama yapacak.

Yerel örgüt susacak.

Üyeler kabullenecek.

Sonra kongre yapılacak.

Ve buna “örgüt demokrasisi” denilecek.

Yok öyle yağma!

Demokrasi, Genel Merkez’in kararını örgüte onaylatmak değildir.

Demokrasi, örgütün kendi iradesini ortaya koyabilmesidir.

Eğer kongre sadece önceden belirlenmiş yapıların sandıkta onaylatılacağı bir törene dönüşürse, bunun adına kongre denebilir ama örgüt demokrasisi denilemez.

ATAMA MASASINDA KURULAN DÜZEN SANDIKTA BOZULMAZ

MYK’nın bunu çok iyi anlaması gerekiyor.

Bir örgütü yanlış insanlarla kurarsanız, kongre günü o yanlışın düzelmesini beklemeyin.

Çünkü kongreye kadar bütün yapı oluşmuş olur.

Başkan bellidir.

Yönetim bellidir.

Delege bellidir.

İlişkiler kurulmuştur.

Dengeler oluşmuştur.

Sonra sandık gelir.

Ve Genel Merkez’in oluşturduğu yapı, “örgütün iradesi” diye önümüze konulur.

İşte asıl tehlike budur.

Sandık, atama sürecindeki yanlışlığı otomatik olarak düzeltmez.

Tam tersine, yanlış atama sandıkta kurumsallaşabilir.

MYK’YA HESAP SORUYORUZ

CHP MYK’sı çıkıp kamuoyuna açıklamalıdır:

1. Eylül ayında kongre sürecini başlatmak için hangi örgütsel kriterler esas alındı?

2. Kaç il ve ilçenin yönetimi tamamen oluşturuldu?

3. Kaç il ve ilçe hâlâ geçici yönetimle çalışıyor?

4. Yapılan atamalarda hangi liyakat kriterleri uygulandı?

5. Yerel örgütlerin görüşleri ne ölçüde dikkate alındı?

6. Atamalarda alternatif isimler değerlendirildi mi?

7. Yapılan atamalar hangi objektif kriterlere göre gerçekleştirildi?

8. Eylül ayına kadar ilçelerin yüzde 30’unda gerçekten çalışan örgütler nasıl oluşturulacak?

9. Yeni atanan başkanlara örgütü tanımaları ve çalıştırmaları için ne kadar süre verilecek?

10. Kongre sürecinde Genel Merkez’in belirlediği isimlerin örgüt iradesinin önüne geçmemesi nasıl garanti edilecek?

11. Kongrelerde adaylar eşit şartlarda yarışabilecek mi?

12. Delegelerin iradesine herhangi bir Genel Merkez baskısı veya yönlendirmesi yapılmayacağının garantisi nedir?

13. Genel Merkez tarafından yapılan atamaların kongre sonuçlarını etkilemeyeceği nasıl güvence altına alınacak?

Bunlar düşmanlık soruları değildir.

Bunlar demokrasi sorularıdır.

ORHAN SARIBAL’IN SINAVI SADECE ATAMA YAPMAK DEĞİL

Orhan Sarıbal’ın önünde çok ciddi bir siyasi sorumluluk var.

Çünkü örgütlerden sorumlu bir Genel Başkan Yardımcısı için başarı, kaç kişiyi atadığıyla ölçülmez.

Kaç örgütü güçlendirdiğiyle ölçülür.

Kaç yeni üye kazandırdığıyla ölçülür.

Kaç genç insanı siyasete kazandırdığıyla ölçülür.

Kaç kadın örgütünü güçlendirdiğiyle ölçülür.

Kaç ilçede örgütü sahaya indirdiğiyle ölçülür.

Ve en önemlisi:

Kongre günü örgütün gerçek iradesinin ortaya çıkmasını sağlayıp sağlamadığıyla ölçülür.

Eğer bütün mesele “Genel Merkez’in istediği sonucu alacak örgüt yapısını oluşturmak” ise, bunun adı örgütlenme değildir.

Bunun adı siyasi kadrolaşmadır.

CHP’NİN İHTİYACI SARIBAL’IN TAKVİMİ DEĞİL, ÖRGÜTÜN GERÇEKLİĞİDİR

Genel Merkez şunu artık anlamalıdır:

Örgüt, MYK’nın Excel tablosu değildir.

İlçelerin yanına “tamamlandı” yazmakla örgüt tamamlanmaz.

Başkan atamakla örgüt güçlenmez.

Kongre tarihi belirlemekle demokrasi başlamaz.

Örgüt insanla kurulur.

Emekle kurulur.

Güvenle kurulur.

Üyenin iradesiyle kurulur.

Eğer bunlar yoksa geriye sadece tabelalar ve makamlar kalır.

SON SÖZ: SANDIĞI KURMAK KOLAY, İRADEYİ KURMAK ZORDUR

Orhan Sarıbal’a ve CHP MYK’sına açık çağrımızdır:

Acele etmeyin.

Kongre takvimine örgütleri kurban etmeyin.

Eksik örgütleri tamamlayın.

Yanlış atamaları yeniden değerlendirin.

Liyakat kriterlerini açıklayın.

Yerel örgütlerin sesini dinleyin.

Üyelerin iradesini merkezin iradesinin önüne koyun.

Ve kongreyi gerçekten demokratik hale getirin.

Çünkü mesele “Eylülde kongre yaptık” demek değildir.

Mesele:

“Örgütümüz hazırdı, üyemiz özgürdü, delegemiz bağımsızdı ve sonuç gerçekten örgütün iradesiydi” diyebilmektir.

Aksi halde ne olur?

Önce Genel Merkez atar.

Sonra atananlar yönetir.

Sonra o yönetimler delegeleri belirler.

Sonra delegeler kongreyi şekillendirir.

Sonra ortaya çıkan sonuç “örgütün iradesi” diye anlatılır.

Buna kimse demokrasi demesin.

Bu, demokrasi görüntüsü altında atama zincirinin sandığa taşınmasıdır.

Ve o zincirin siyasi sorumluluğu da en başta o atamaları yapan MYK’nın ve örgütlerden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal’ın omuzlarındadır.

Çünkü gerçek çok basit:

Örgüt kurulmadan kongre yapılmaz.

Yanlış atamayla doğru örgüt kurulmaz.

Liyakat olmadan demokrasi kurulmaz.

Ve unutulmasın:

Sandığı kurmak kolaydır.
Asıl mesele, sandığa giden iradeyi özgür bırakmaktır.

ÖNCE ÖRGÜT.
SONRA KONGRE.

ÖNCE LİYAKAT.
SONRA SANDIK.

Aksi halde kongre yapılmış olur…

Ama geriye şu soru kalır:

Bu kongre örgütün iradesinin mi, Genel Merkez’in dizaynının mı sonucuydu?

İşte CHP MYK’sının ve Orhan Sarıbal’ın asıl cevaplaması gereken soru budur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI