HALKWEBYazarlarBİR LİDERİ YALNIZLAŞTIRMANIN SİYASİ TARİHİ

BİR LİDERİ YALNIZLAŞTIRMANIN SİYASİ TARİHİ

BİRLİĞİMİZ TEMEL, ELEŞTİRİMİZ İLKELİ, MÜCADELEMİZ ORTAK OLSUN

Önce yol arkadaşlarını yalnızlaştırırlar, sonra lideri

Siyasetin en eski yöntemlerinden biri, doğrudan lideri hedef almak yerine önce onun çevresindeki güven halkasını zayıflatmaktır.

Çünkü bir lideri yalnızlaştırmanın en kolay yolu, liderle doğrudan kavga etmek değildir.

Önce yol arkadaşlarını itibarsızlaştırırsınız.
Sonra aralarına kuşku sokarsınız.
Ardından güven ilişkilerini parçalarsınız.
En sonunda lideri kendi örgütü içinde yalnız bırakırsınız.

Bu yöntem yeni değildir.

Siyasi tarihin farklı dönemlerinde, farklı ülkelerinde ve farklı ideolojik yapılarda benzer örnekleri görmek mümkündür. Çünkü insan ilişkilerinin olduğu her yerde güç mücadeleleri de vardır.

Bir siyasi hareketin içinde mücadele yalnızca fikirler üzerinden yürütülmüyorsa, zamanla başka araçlar devreye girer: söylentiler, imalar, kişisel suçlamalar, itibar tartışmaları ve “artık değişim zamanı” söylemleri…

Bunların her biri tek başına masum görünebilir.

Fakat yan yana geldiklerinde ortaya çok daha büyük bir tablo çıkar:

Önce insanlar birbirinden uzaklaştırılır, sonra lider yalnızlaştırılır.

İTİBARSIZLAŞTIRMA NASIL BAŞLAR?

İtibar suikastları çoğu zaman açık bir saldırıyla başlamaz.

Tam tersine, son derece masum görünen cümlelerle başlar:

“Ben sadece eleştiriyorum.”

“Kimseye karşı değilim.”

“Partinin iyiliğini düşünüyorum.”

“Biz değişimden yanayız.”

“Kimsenin kişiliğiyle problemimiz yok.”

Fakat zaman içerisinde aynı kişiler, aynı çevreler veya aynı söylemler sürekli olarak belirli insanları hedef göstermeye başlarsa mesele artık yalnızca eleştiri olmaktan çıkar.

Çünkü eleştiri belirli bir davranışı sorgular.

İtibarsızlaştırma ise insanın bütün siyasi geçmişini tartışmaya açar.

Eleştiri:

“Bu karar doğru muydu?”

diye sorar.

İtibarsızlaştırma:

“Bunlara neden güvenelim?”

demeye başlar.

Aradaki fark küçümsenmemelidir.

Çünkü ikinci aşamada artık mesele kararların doğruluğu değil, insanların birbirine duyduğu güvendir.

Bu nedenle Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığı döneminde görev yapan MYK üyeleri, genel başkan yardımcıları ve yakın çalışma arkadaşları hakkında yürütülen tartışmaların da aynı dikkatle değerlendirilmesi gerekir.

Elbette siyasi yöneticiler eleştirilebilir.

Kararları sorgulanabilir.

Başarıları ve başarısızlıkları tartışılabilir.

Fakat eleştiri ile toplu itibarsızlaştırma arasındaki sınırın nerede başladığını görmek zorundayız.

Çünkü bir liderin çevresindeki insanların tamamını değersizleştiren bir siyasi anlatı, zaman içerisinde liderin kendi siyasi geçmişini de değersizleştiren bir anlatıya dönüşebilir.

BİR ÖRGÜTÜN EN BÜYÜK SERMAYESİ: GÜVEN

Siyasi partilerin bütçeleri olabilir.

Binaları olabilir.

Milletvekilleri olabilir.

Belediye başkanları olabilir.

Genel merkezleri, il başkanlıkları, ilçe örgütleri olabilir.

Ama bütün bunların üzerinde bir şey vardır:

Güven.

Bir partinin tabanı, yöneticilerinin her kararını doğru bulduğu için değil; ortak bir mücadeleye, ortak bir geçmişe ve ortak bir geleceğe inandığı için birlikte durur.

Güven kaybolduğunda ise örgüt hâlâ oradadır ama insanlar artık aynı duyguyla hareket etmez.

Herkes birbirinin sözünün arkasındaki niyeti sorgulamaya başlar.

İşte siyasi çöküş çoğu zaman tam burada başlar.

Çünkü örgütler önce sandıklarda değil, insanların zihninde çözülür.

Bu nedenle bir liderin çevresindeki insanlara yönelik sürekli suçlamalar yalnızca o insanların şahsi meselesi olarak görülemez.

Çünkü o insanlar aynı zamanda liderin siyasi döneminin tanıklarıdır.

Onların hafızası vardır.

Yaşanmışlıkları vardır.

Parti içindeki mücadelelere ilişkin bilgileri vardır.

Hangi kararların hangi koşullarda alındığını bilirler.

Dolayısıyla bir dönemin bütün kadrolarını değersizleştirmek, farkında olarak veya olmayarak o dönemin siyasi hafızasını da tartışmalı hale getirir.

YOLDAŞLARI YALNIZLAŞTIRMAK

Bir lideri doğrudan hedef almak bazen beklenen sonucu vermez.

Çünkü liderin arkasında güçlü bir kadro ve güçlü bir siyasi hafıza varsa, doğrudan saldırı ters tepebilir.

Bu nedenle daha kolay bir yöntem vardır:

Liderin çevresini tartışmaya açmak.

Birinin geçmişi sorgulanır.

Bir başkasının sadakati tartışılır.

Bir diğerinin niyeti hakkında şüphe oluşturulur.

Sonra insanlar savunmaya geçer.

Savunmaya geçen insanlar birbirlerinden uzaklaşmaya başlar.

Bir süre sonra herkes kendi pozisyonunu korumaya çalışırken ortak mücadele geri plana düşer.

Ve bir bakarsınız ki lider hâlâ siyasi tartışmanın merkezindedir ama etrafındaki siyasi güven halkası büyük ölçüde parçalanmıştır.

İşte yalnızlaştırma budur.

Kılıçdaroğlu örneğinde tartışılması gereken mesele de tam olarak budur:

Bir liderin siyasi performansını eleştirmek başka şeydir; onunla birlikte çalışmış insanların tamamını hedef haline getirerek liderin siyasi çevresini itibarsızlaştırmak başka şeydir.

Bu ikisini birbirine karıştırmamak gerekir.

Çünkü demokratik siyaset, eleştiri hakkını korurken aynı zamanda insanların siyasi emeğine ve geçmişine de adil yaklaşmayı gerektirir.

SİYASETTE HAFIZASIZLIK NEDEN TEHLİKELİDİR?

Bir siyasi hareket geçmişini unutursa, bugün yaşananları doğru değerlendiremez.

Kim hangi mücadelede nerede durmuştu?

Kim zor günlerde sorumluluk almıştı?

Kim bedel ödemişti?

Kim eleştiri pahasına doğru bildiğini söylemişti?

Kim bugün konuştuğu şeyleri dün savunmuştu?

Bütün bunlar siyasi hafızanın parçasıdır.

Fakat hafızasız siyasette dünün yol arkadaşı bugün kolayca “yük” ilan edilebilir.

Dünün savunucusu bugün “engel” olarak gösterilebilir.

Dün birlikte mücadele edilen insanlar bugün bir anda “sorunun kaynağı” haline getirilebilir.

Ve bunun sonucunda siyasi hareket kendi tarihini kendi elleriyle silmeye başlar.

Bir liderin etrafını boşaltırken aslında yalnızca insanları değil, partinin hafızasını da boşaltırsınız.

Buradaki mesele yalnızca Kemal Kılıçdaroğlu’nun şahsı değildir.

Mesele, onun döneminde görev yapan insanların siyasi tarihte nasıl hatırlanacağıdır.

Çünkü tarih yalnızca kazananların yazdığı bir metin değildir.

Tarih, aynı zamanda bir dönemin bütün aktörlerinin ne yaptığına, ne söylediğine ve hangi koşullarda karar aldığına bakılarak yazılır.

SADAKAT, BİAT DEĞİLDİR

Burada başka bir ayrım yapmak gerekiyor.

Sadakat, yanlışın yanında durmak değildir.

Sadakat, sorgulamamak değildir.

Sadakat, eleştiri hakkından vazgeçmek değildir.

Tam tersine gerçek sadakat, gerektiğinde “Burada yanlış yapıyorsunuz” diyebilmektir.

Ancak bunu yaparken geçmişte birlikte yürüdüğünüz insanları bir gecede düşmana çevirmemektir.

Demokratik siyaset ile biat kültürü arasındaki temel fark da budur.

Biat insanı susturur.

Demokrasi insanı konuşturur.

Biat lidere bağlılık ister.

Demokrasi ilkelere bağlılık ister.

Biat farklı düşünceyi tehdit kabul eder.

Demokrasi farklı düşünceyi zenginlik olarak görür.

Bu nedenle Kılıçdaroğlu’na yönelik siyasi değerlendirmelerde de iki uçtan kaçınmak gerekir.

Bir tarafta lideri eleştiriden muaf tutan anlayış vardır.

Diğer tarafta ise liderin bütün siyasi geçmişini, yalnızca çevresindeki insanların tartışılması üzerinden mahkûm etmeye çalışan yaklaşım olabilir.

İkisi de sağlıklı değildir.

Asıl ihtiyaç duyulan şey;

kişileri kutsamadan, kişileri yok saymadan, siyasi dönemi bütün yönleriyle değerlendirebilmektir.

BUGÜN YALNIZLAŞTIRDIĞINIZ İNSAN, YARIN SİZ OLABİLİRSİNİZ

Siyasette en tehlikeli yanılgılardan biri şudur:

“Bugün güçlü olan benim, dolayısıyla bana hiçbir şey olmaz.”

Oysa siyaset değişkendir.

Bugün yönetici olan yarın muhalif olabilir.

Bugün alkışlanan yarın eleştirilebilir.

Bugün merkezin yanında duran yarın merkezin dışında kalabilir.

Bugün bir başkasının tasfiyesine sessiz kalan, yarın kendi tasfiyesi karşısında aynı sessizlikle karşılaşabilir.

Bu nedenle siyasi hareketlerde adalet yalnızca başkaları için istenmemelidir.

Çünkü siyasi adalet bir gün herkesin kapısını çalar.

Bugün bir yöneticinin veya yakın çalışma arkadaşının hedef gösterilmesini sıradan bir siyasi hesaplaşma olarak görenler, yarın aynı yöntemin kendileri için kullanılmayacağının garantisini taşımaz.

Bir kez kişileri sistematik biçimde harcama yöntemi meşrulaşırsa, bunun sınırını kimse kolayca çizemez.

BİRAZ DAHA SABIR

Bazen siyasi hareketlerin en çok ihtiyacı olan şey daha yüksek sesle konuşmak değil, biraz daha sabretmektir.

Her iddiaya cevap vermek zorunda değiliz.

Her söylentiyi gerçek kabul etmek zorunda değiliz.

Her sosyal medya paylaşımını siyasi bir savaş ilanı olarak görmek zorunda değiliz.

Çünkü zaman, siyasetin en güçlü hakemlerinden biridir.

Bugün büyük görünen tartışmalar yarın küçülebilir.

Bugün kesin gerçek gibi sunulan iddialar yarın anlamsızlaşabilir.

Bugün insanları birbirine düşüren söylemler, yarın siyasi tarihin unutulmuş ayrıntıları arasında kalabilir.

Bu nedenle bazen yapılması gereken şey çok basittir:

Biraz daha sabır.
Biraz daha sağduyu.
Biraz daha siyasi hafıza.
Biraz daha birbirimize güven.

SON SÖZ: ÖNCE YOLDAŞLARI, SONRA LİDERİ

Bir lideri yalnızlaştırmanın siyasi tarihi bize önemli bir ders verir:

Liderler çoğu zaman bir gecede yalnız kalmaz.

Yalnızlık adım adım inşa edilir.

Önce çevresindeki insanlar tartışmaya açılır.

Sonra yol arkadaşlarının itibarı zedelenir.

Ardından güven ilişkileri parçalanır.

Sonunda liderin etrafında kimse kalmadığında, “Bakın, zaten yalnız kaldı” denilir.

Oysa yalnızlık çoğu zaman kendiliğinden oluşmamıştır.

İnşa edilmiştir.

Bu nedenle Kılıçdaroğlu’nun siyasi geçmişi değerlendirilirken yalnızca bugünün siyasi dengelerine bakmak yeterli değildir.

Onunla birlikte görev yapan MYK üyelerinin, genel başkan yardımcılarının ve yakın çalışma arkadaşlarının da hangi koşullarda görev yaptığı; hangi kararların hangi siyasi atmosferde alındığı; kimlerin hangi mücadeleleri verdiği ve bugün hangi gerekçelerle hedef haline getirildiği sorgulanmalıdır.

Çünkü bir siyasi dönemi anlamanın yolu, yalnızca liderin portresine bakmak değildir.

Liderin etrafındaki insanlara da bakmaktır.

Kimler vardı?

Kimler kaldı?

Kimler uzaklaştı?

Kimler hedef oldu?

Kimler sustu?

Kimler konuştu?

Ve en önemlisi:

Bütün bu değişimlerin sonunda siyasi hafızamızdan ne kaldı?

Eleştiri olacak.

Muhasebe olacak.

Değişim tartışılacak.

Yanlışlar konuşulacak.

Ama bütün bunlar yapılırken geçmişte birlikte yürümüş insanların onuru ve siyasi emeği bir kenara atılmamalıdır.

Çünkü siyaset yalnızca bugünü kazanmak değildir.

Siyaset aynı zamanda yarına bırakacağınız siyasi mirastır.

Ve unutulmamalıdır:

Bir liderin etrafını boşaltabilirsiniz.

Onun yakın çalışma arkadaşlarını tartışmalı hale getirebilirsiniz.

MYK’daki isimleri birer birer siyasi tartışmanın merkezine taşıyabilirsiniz.

Ama bütün bunların sonunda yalnızca insanları değil, bir dönemin hafızasını da hedef almış olursunuz.

Bir liderin etrafını boşaltırken, partinin hafızasını da silersiniz.

Çünkü siyasi hafıza, zamanı geldiğinde yeniden konuşur.

Ve o gün herkes kendisine şu soruyu sormak zorunda kalır:

“Biz gerçekten değişim mi istedik, yoksa önce yol arkadaşlarını yalnızlaştırıp sonra lideri yalnız bırakmanın siyasi tarihini mi yazdık?”

BİRLİĞİMİZ TEMEL, ELEŞTİRİMİZ İLKELİ, MÜCADELEMİZ ORTAK OLSUN.

YAZARIN DİĞER YAZILARI