CHP’de siyasi vefa, hukuk ve örgüt iradesi
Siyasette asıl sınav, güçlü olanın yanında durmak değildir. Asıl sınav, güç dengeleri değiştiğinde dün savunduğunuz ilkenin arkasında durabilmektir.
Bugün CHP’de Kemal Kılıçdaroğlu üzerinden yürütülen tartışmayı yalnızca bir genel başkanlık tartışması olarak görmek büyük bir yanılgıdır. Mesele bir isimden ibaret değildir. Mesele hukuk, siyasi vefa, örgüt iradesi ve siyasi hafızadır.
Çünkü bir siyasi partinin geçmişi, yönetimler değişti diye ortadan kalkmaz.
Dün söylenen sözler bugün unutulamaz.
Dün savunulan ilkeler, bugün makam sahiplerinin işine gelmediği için terk edilemez.
Asıl soru tam da burada başlıyor:
Dün yanlış olan bugün neden doğru?
Örgüt iradesinin yok sayılmasına dün karşı çıkanlar, bugün örgüte danışmadan karar alıyorsa ne değişmiştir?
Dün birkaç kişinin parti üzerinde belirleyici olmasını eleştirenler, bugün aynı yöntemi kendi çevrelerinde uyguluyorsa bunun adı nasıl değişim olacaktır?
İsimler değişmiş olabilir.
Makamlar değişmiş olabilir.
Ama zihniyet değişmediyse hiçbir şey değişmemiştir.
ÖRGÜT PARTİNİN DEKORU DEĞİLDİR
CHP yalnızca genel merkez binalarından, yöneticilerden ve seçilmişlerden ibaret değildir.
CHP; kongrelerde salonları dolduran, seçim dönemlerinde sokak sokak çalışan, sandık başında görev yapan, yıllarca partiye emek veren insanların ortak siyasi iradesidir.
Örgüt partinin dekoru değildir.
Örgüt partinin kendisidir.
O hâlde il ve ilçe yönetimleri belirlenirken örgütün fikri neden ikinci plana atılır?
Neden yıllarca mücadele etmiş insanların görüşleri alınmadan kararlar verilir?
Neden farklı düşünenler bir tehdit gibi görülür?
Demokrasi, yalnızca rakip siyasi partilere karşı savunulacak bir değer değildir.
Demokrasi önce kendi örgütünün içinde sınanır.
MÜCADELE EDENLER NE ZAMAN HATIRLANACAK?
Siyasetin en büyük çelişkilerinden biri de budur.
Zor günlerde mücadele edenler vardır.
Bedel ödeyenler vardır.
Hukuki ve siyasi mücadelelerin içinde yer alanlar vardır.
Örgütün yükünü taşıyanlar vardır.
Sonra dengeler değişir.
Birileri makam sahibi olur.
Ve bir bakarsınız ki dün yan yana yürüyenler bugün birbirlerini tanımaz hâle gelmiş.
Dün kapı kapı dolaşanlar kapının dışında kalırken, o mücadelede hiç görünmeyenler karar masalarının etrafında toplanmaya başlamıştır.
Burada mesele birkaç kişinin görev alamaması değildir.
Asıl mesele çok daha büyüktür:
Bir siyasi partide emek ne zaman değersizleşmeye başladı?
Ve daha önemlisi:
Mücadele edenlerin yerine mücadele etmeyenlerin tercih edilmesini kim açıklayacak?
KILIÇDAROĞLU’NU SAVUNMAK, ONUN ADINI KULLANMAK DEĞİLDİR
Kemal Kılıçdaroğlu’nu savunduğunu söylemek kolaydır.
Onunla fotoğraf vermek kolaydır.
Adını kullanmak kolaydır.
Zor olan, siyasi olarak zor günlerde de onun hukukunu ve savunulan ilkeleri sahiplenebilmektir.
Çünkü siyasi sadakat ile siyasi yatırım aynı şey değildir.
Bir insan gerçekten Kılıçdaroğlu’nun siyasi mirasını savunuyorsa şu soruların cevabını vermelidir:
Örgüt iradesini savunuyor mu?
Hukuku savunuyor mu?
Demokratik parti kültürünü savunuyor mu?
Farklı düşüncelere tahammül ediyor mu?
Yoksa Kılıçdaroğlu’nun adını yalnızca kendi siyasi geleceğinde bir mevzi olarak mı kullanıyor?
İşte gerçek ayrım burada başlıyor.
BİZİM MÜCADELEMİZİN MERKEZİNDE KILIÇDAROĞLU VAR
Ama bu cümleyi doğru anlamak gerekir.
Buradaki mesele bir kişinin siyasi geleceğini garanti altına almak değildir.
Mesele bir koltuğu korumak değildir.
Mesele “Kılıçdaroğlu sonrası” için siyasi pozisyon almak hiç değildir.
Bizim mücadelemizin merkezinde Kılıçdaroğlu var.
Çünkü Kılıçdaroğlu üzerinden savunulan şey; hukuk, siyasi vefa, örgüt iradesi ve CHP’nin siyasi hafızasıdır.
Bizim mücadelemizin merkezinde koltuk hesabı yoktur.
“Kılıçdaroğlu sonrası” üzerinden kişisel gelecek hesabı da yoktur.
Çünkü Kılıçdaroğlu bugün vardır, yarın olmayabilir.
Özgür Özel bugün vardır, yarın olmayabilir.
Yarın başka bir genel başkan gelir.
Ama CHP kalır.
Örgüt kalır.
Partinin siyasi hafızası kalır.
Asıl korunması gereken de budur.
KILIÇDAROĞLU CHP’DEN BÜYÜK DEĞİL; AMA CHP’NİN HAFIZASININ BİR PARÇASIDIR
Hiçbir genel başkan partisinden büyük değildir.
Kılıçdaroğlu da CHP’den büyük değildir.
Özgür Özel de değildir.
Hiçbir genel başkan yardımcısı, milletvekili, il başkanı veya ilçe başkanı da CHP’den büyük değildir.
Fakat hiç kimse CHP’nin geçmişini kendi siyasi hesabına göre yeniden yazamaz.
Kılıçdaroğlu’nun CHP tarihindeki yeri, onu sevenlerin veya eleştirenlerin kişisel tercihleriyle ortadan kaldırılamaz.
Onu eleştirmek mümkündür.
Politikalarını tartışmak mümkündür.
Hatalarını ortaya koymak mümkündür.
Ama siyasi tarihi silmek mümkün değildir.
Geçmişi kutsamak ne kadar yanlışsa geçmişi yok saymak da o kadar yanlıştır.
Gerçek siyasi olgunluk, geçmişi inkâr etmek değil; geçmişle akıl ve hukuk çerçevesinde hesaplaşabilmektir.
DÜN ELEŞTİRDİĞİNİZ YÖNTEMLERİ BUGÜN UYGULAYACAKSANIZ…
Dün “örgütün iradesi yok sayılıyor” deyip bugün aynı yöntemi uygulamak…
Dün “farklı seslere tahammül edilmiyor” deyip bugün farklı sesleri susturmak…
Dün “parti birkaç kişinin kontrolünde” deyip bugün aynı anlayışı kendi çevresinde kurmak…
Bunun adı değişim değildir.
Bunun adı aktör değişikliğidir.
Zihniyet değişmedikten sonra tabelanın kimin elinde olduğunun hiçbir anlamı yoktur.
CHP’nin bugün ihtiyacı olan şey yalnızca yeni isimler değildir.
Yeni bir siyasi ahlaktır.
Örgütün fikrinin sorulduğu, eleştirinin ihanet sayılmadığı, farklı düşünmenin tasfiye gerekçesi yapılmadığı, makamların kişisel güç alanına dönüştürülmediği bir anlayıştır.
Çünkü demokrasi, önce kendi örgütünün içinde sınanır.
KOLTUKLAR GEÇİCİ, HESAP KALICIDIR
Bugün güçlü görünenler yarın güçsüz kalabilir.
Bugün karar verenler yarın karar bekleyebilir.
Bugün insanları dışlayanlar yarın dışlanabilir.
Bugün örgütün fikrini önemsemeyenler yarın örgütün desteğine ihtiyaç duyabilir.
Siyasetin ironisi budur.
Koltuk insana geçici güç verir; siyasi hafıza ise kalıcı bir hesap çıkarır.
Bugün yapılan her yanlışın bir yarını vardır.
Bugün susturulan her sesin yarın daha yüksek çıkma ihtimali vardır.
Ve “nasıl olsa kimse hatırlamaz” denilen hiçbir siyasi tavır gerçekten unutulmaz.
Çünkü tarih insanların hangi koltukta oturduğunu değil, o koltukta otururken ne yaptığını yazar.
BİZ KİŞİYİ DEĞİL, İLKEYİ SAVUNUYORUZ
İşte bu nedenle mesele yalnızca Kılıçdaroğlu meselesi değildir.
Kılıçdaroğlu’nu savunmak, bir kişiyi koşulsuz biçimde savunmak anlamına gelmez.
Kılıçdaroğlu’nu değil, bir ilkeyi savunuyoruz.
Hukukun üstünlüğünü savunuyoruz.
Örgüt iradesini savunuyoruz.
Siyasi vefayı savunuyoruz.
Parti içi demokrasiyi savunuyoruz.
Dünün mücadele arkadaşlarının bugün makam sahipleri tarafından yok sayılmamasını savunuyoruz.
Ve en önemlisi, CHP’nin siyasi hafızasının kişisel hesaplara kurban edilmemesini savunuyoruz.
Çünkü bir siyasi parti, geçmişini inkâr ederek geleceğini kuramaz.
SON SÖZ: CHP’NİN MESELESİ KİMİN KOLTUKTA OTURDUĞU DEĞİL
Bugün CHP’nin önündeki asıl soru şudur:
Koltukları kim paylaşacak? değil.
Bu koltuklarda oturanlar hangi siyasi ahlakla hareket edecek?
Asıl mesele budur.
Örgütün fikri sorulacak mı?
Eleştiri dinlenecek mi?
Farklı düşünenler dışlanacak mı?
Siyasi emek dikkate alınacak mı?
Hukuk herkes için aynı işleyecek mi?
Yoksa dün eleştirilen yöntemler bugün başka isimlerin ellerinde yeniden mi üretilecek?
İşte CHP’nin geleceğini belirleyecek sorular bunlardır.
Çünkü bizim mücadelemizin merkezinde “Kılıçdaroğlu sonrası” hesabı yok.
Koltuk hesabı yok.
Kişisel gelecek hesabı yok.
CHP var.
Ve siyasi hafızanın hükmü açıktır:
KOLTUKLAR DEĞİŞİR. UNVANLAR DEĞİŞİR. YÖNETİMLER DEĞİŞİR.
Ama insanın hangi gün, hangi şartlarda ve hangi ilkenin yanında durduğu unutulmaz.
Biz Kılıçdaroğlu’nu değil, o mücadele üzerinden savunduğumuz ilkeyi savunuyoruz:
HUKUK, VEFA, ÖRGÜT İRADESİ VE CHP.
