İhraç edilmeyi demokrasi mücadelesi, parti değiştirmeyi kahramanlık, siyasi çelişkilerini ise “dava” diye pazarlayanlara birkaç söz…
Siyasette parti değiştirmek suç değildir.
Bir insan yıllarca üyesi olduğu partiden ayrılabilir, başka bir siyasi oluşuma katılabilir, hatta yeni bir parti kurabilir.
Bunların tamamı siyasetin doğal sonuçlarıdır.
Ama siyasette bir de samimiyet, tutarlılık ve siyasi sorumluluk vardır.
İnsanlara “YENİ Parti’ye üye olun” diyeceksin…
CHP’yi ve CHP yönetimini yerden yere vuracaksın…
Özgür Özel’in siyasi çizgisini savunacaksın…
Sonra CHP’den ihraç edilince bunu “demokrasi mücadelesinin onur nişanı” diye pazarlayacaksın.
Yetmeyecek…
Bir de CHP üyeliğini cebinde tutacaksın!
Yok öyle yağma!
Siyaset bu kadar ucuz değil.
ÖZGÜR ÖZEL’E DE SORUYORUZ: YENİ PARTİ’Yİ KURDUYSANIZ, NEDEN HÂLÂ CHP’NİN İÇİYLE UĞRAŞIYORSUNUZ?
Özgür Özel artık YENİ Parti’nin Genel Başkanıdır.
Yeni bir siyasi yol seçmiştir.
CHP’den ayrılmıştır.
Kendi siyasi örgütünü kurmuştur.
Kendi kadrolarını oluşturmuştur.
Kendi programını ortaya koymuştur.
Bunların hepsi demokratik siyasetin içinde meşru tercihlerdir.
O halde artık şu sorunun sorulması da son derece doğaldır:
Kendi partinizi kurduysanız, neden hâlâ CHP’nin içindeki insanları kendi siyasi projenize taşımaya çalışıyorsunuz?
CHP’yi eleştirebilirsiniz.
Kılıçdaroğlu’nu eleştirebilirsiniz.
CHP yönetimini eleştirebilirsiniz.
Özgür Özel’in kendisi de geçmişte CHP yönetimini eleştirebilirdi.
Ama başka bir siyasi yapı kurduktan sonra CHP’nin örgütünü, üyelerini, delegelerini ve siyasi hafızasını kendi yeni projenizin doğal insan kaynağı gibi görmeye başlarsanız, burada artık başka bir tartışma başlar.
Kendi partinizi büyütün.
Kendi üyelerinizi kazanın.
Kendi örgütünüzü kurun.
Kendi seçmeninizi ikna edin.
Ama CHP’yi kendi siyasi transfer havuzunuz gibi görmeyin.
Çünkü CHP kimsenin şubesi değildir.
KILIÇDAROĞLU’NU HEDEF GÖSTEREREK KENDİNİZE TEMİZ BİR SİYASİ TARİH YAZAMAZSINIZ
Kemal Kılıçdaroğlu eleştirilebilir.
Yanlışları tartışılabilir.
Siyasi kararları sorgulanabilir.
Ama Kılıçdaroğlu’nu CHP tarihinden silmeye çalışmak başka bir şeydir.
Kılıçdaroğlu yıllarca CHP’nin Genel Başkanlığını yapmıştır.
Partinin kurumsal hafızasının önemli bir parçasıdır.
Bugün onun dönemine ilişkin farklı görüşler ileri sürülebilir. Ancak geçmişte aynı siyasi yapı içerisinde birlikte yürüyenlerin, bugün bütün sorumluluğu Kılıçdaroğlu’nun üzerine yıkıp kendilerine tertemiz bir siyasi geçmiş yazmaları mümkün değildir.
Çünkü siyasette hafıza vardır.
Dün kim neredeydi?
Kim hangi görevi yürütüyordu?
Kim hangi kararların arkasında duruyordu?
Kim hangi yönetimin yanında siyaset yapıyordu?
Bunların hepsi unutulmaz.
Dünün ortağı olup bugünün savcısı kesilmek siyasi cesaret değildir.
Kılıçdaroğlu’nu kendi siyasi hesaplarınıza figüran yapamazsınız.
Kılıçdaroğlu’nu Özgür Özel’in siyasi projesine karşı kullanılacak bir aparata da dönüştüremezsiniz.
Kılıçdaroğlu’nun siyasi geçmişi, kimsenin yeni partisinin propaganda malzemesi değildir.
ELEŞTİRMEK BAŞKA, CHP’NİN İÇİNDEN BAŞKA SİYASET YAPMAK BAŞKA
CHP Genel Merkezi’ni eleştirebilirsiniz.
Kurultay süreçlerini eleştirebilirsiniz.
Parti yönetiminin kararlarını yanlış bulabilirsiniz.
Bunların tamamı demokratik siyasetin parçasıdır.
Fakat CHP’nin içinde kalıp başka bir siyasi oluşumun propagandasını yapmak, parti içi muhalefet sınırlarının çok ötesinde bir siyasi tercihtir.
Bir insan YENİ Parti’yi savunuyorsa savunsun.
İnsanlara YENİ Parti’ye üye olmaları çağrısında bulunuyorsa bulunsun.
Ama o zaman siyasi kimliğini de açıkça ortaya koysun.
CHP’de misin, YENİ Parti’de misin?
Bu kadar basit.
TRUVA ATI SİYASETİ TAM DA BURADA BAŞLIYOR
Truva atı dışarıdan gelip kapıyı kırmaz.
İçeriye girer.
Yer edinir.
Güven kazanır.
İçeriden güç toplar.
Sonra kapıyı içeriden açmaya çalışır.
Eğer birileri CHP’nin içinde bulunup başka bir siyasi yapının propagandasını yapıyor, CHP’lileri başka partiye çağırıyor ve ardından disiplin süreciyle karşılaşınca kendisini demokrasi kahramanı ilan ediyorsa, bunun adı artık sadece muhalefet değildir.
Bu, siyasi Truva atı siyasetidir.
Ve Truva atının en büyük özelliği şudur:
İçerideyken kapıyı açmaya çalışır; dışarı atılınca “demokrasi neden yok?” diye bağırır.
Kusura bakmayın.
Siyasi partiler hayır kurumu değildir.
Bir partinin üyesiysen o partinin kurallarına uyarsın.
Başka bir siyasi yapının propagandasını yapıyorsan bunun siyasi sonuçlarını da üstlenirsin.
Bunun adı baskı değildir.
Bunun adı demokrasi düşmanlığı değildir.
Bunun adı siyasi sorumluluktur.
İHRAÇ EDİLMEK DEMOKRASİ MADALYASI DEĞİLDİR
Bir siyasi partinin ihraç kararını elbette eleştirebilirsiniz.
Kararın haksız olduğunu savunabilirsiniz.
Hukuki yollara başvurabilirsiniz.
Ama ihraç edilmek otomatik olarak insanı demokrasi kahramanı yapmaz.
Hele başka bir siyasi oluşumun propagandasını yapıyorsanız…
Hele insanları o partiye üye olmaya çağırıyorsanız…
Hele CHP’nin içindeki insanları kendi yeni siyasi projenize taşımaya çalışıyorsanız…
Sonra CHP’nin disiplin mekanizması çalışınca:
“Bizi susturamadılar, bu bizim onur nişanımızdır.”
demek, demokrasi mücadelesi değildir.
Bu, siyasi mağduriyet pazarlamasıdır.
Kendi siyasi tercihinizin sonucunu kahramanlık hikâyesine çevirmeyin.
Parti değiştirmenin bedelini demokrasi madalyası diye satmayın.
BİR DE CHP ÜYELİĞİNİ YEDEKTE TUTANLAR VAR
Asıl komedi burada başlıyor.
İnsanlara:
“YENİ Parti’ye üye olun!”
diyeceksiniz.
Peki siz?
Siz hâlâ CHP üyesisiniz!
Bu nasıl siyasi kimlik?
Bu nasıl tutarlılık?
Bu nasıl dava?
Bir ayağın CHP’de…
Diğer ayağın YENİ Parti’de…
Bir taraftan CHP’yi eleştir…
Diğer taraftan CHP üyeliğini koru…
Sonra da insanlardan YENİ Parti’ye katılmalarını iste.
Bunun adı siyasi cesaret değil, siyasi sigortacılıktır.
Yarın hangi kapının açılacağını bilmiyorsan bütün kapıları açık tutarsın.
Ama buna “dava” diyemezsin.
Buna “demokrasi mücadelesi” diyemezsin.
Buna “siyasi omurga” hiç diyemezsin.
Bu olsa olsa siyasi ihtiyatçılıktır.
ÖZGÜR ÖZEL’E AÇIK ÇAĞRI
Sayın Özgür Özel;
YENİ Parti’yi kurduysanız, YENİ Parti’yi büyütün.
Kendi örgütünüzü kurun.
Kendi kadrolarınızı yetiştirin.
Kendi üyelerinizi kazanın.
Kendi programınızı anlatın.
Milleti ikna edin.
Sandığa girin.
Sandıktan çıkın.
Ama CHP’yi kendi yeni siyasi projenizin arka bahçesi olarak görmeyin.
CHP’nin üyeleri kimsenin ganimeti değildir.
CHP’nin örgütleri kimsenin seçim deposu değildir.
CHP’nin delegeleri kimsenin transfer malzemesi değildir.
CHP’nin yıllardır emek veren kadınları, gençleri, sandık görevlileri ve örgüt emekçileri kimsenin siyasi insan kaynağı değildir.
CHP’den ayrılan ayrılır.
YENİ Parti’ye giden gider.
Bunda sorun yok.
Ama giderken CHP’yi aşağılayıp, içeride kalanları yeni partinize çağırıp, ihraç edilince de kendinizi demokrasi kahramanı ilan edemezsiniz.
KILIÇDAROĞLU’NU DA ÖZGÜR ÖZEL’İ DE CHP’NİN ÜZERİNE ÇIKARMAYIN
CHP’nin asıl meselesi kişilerin üzerinde bir parti olabilmektir.
Kılıçdaroğlu gelir.
Genel Başkan olur.
Görev yapar.
Gider.
Özgür Özel gelir.
Görev yapar.
Bir başkası gelir.
Ama CHP kalır.
Bu nedenle Kılıçdaroğlu’nu CHP’nin tamamı olarak görmek de yanlıştır.
Özgür Özel’i CHP’nin tamamı olarak görmek de yanlıştır.
Her iki isim de CHP tarihinin belirli dönemlerinde sorumluluk üstlenmiş siyasi aktörlerdir.
Ancak bugün Özgür Özel başka bir siyasi partinin Genel Başkanı olduğuna göre, Kılıçdaroğlu’nu hedefe koyarak kendi yeni siyasi projesine geçmişten bir meşruiyet üretmeye çalışması da kabul edilemez.
Kılıçdaroğlu sizin siyasi aparatınız değildir.
Kılıçdaroğlu’nun adı üzerinden CHP’nin geçmişini istediğiniz gibi yeniden yazamazsınız.
Dünün sorumluluklarını bugünün rakiplerine yıkıp kendinizi siyasi olarak aklayamazsınız.
CHP KİMSENİN KİŞİSEL MÜLKÜ DEĞİLDİR
Bu söz hem Kılıçdaroğlu için hem Özgür Özel için hem de CHP içinde kendisini partinin üzerinde gören herkes için geçerlidir.
CHP bir kişinin malı değildir.
Bir genel başkanın özel mülkü değildir.
Bir belediye başkanının siyasi çiftliği değildir.
Bir grubun örgütlenme alanı değildir.
Ve başka bir siyasi partinin insan deposu hiç değildir.
CHP’nin sahibi CHP’nin örgütüdür.
CHP’nin üyeleridir.
CHP’nin sandık başında yıllarca mücadele etmiş insanlarıdır.
CHP’nin tarihidir.
CHP’nin kurumsal kimliğidir.
SON SÖZ: ARTIK İKİ KAPIDA BİRDEN BEKLEME DÖNEMİ BİTMELİ
Kimse parti değiştirdiği için suçlanamaz.
Kimse yeni bir siyasi parti kurduğu için eleştirilemez demiyorum; elbette eleştirilebilir.
Ama siyasi tercihinin sorumluluğunu taşımalıdır.
YENİ Parti’yi savunuyorsanız savunun.
CHP’den ayrıldıysanız ayrılın.
Özgür Özel’i destekliyorsanız destekleyin.
Kılıçdaroğlu’nu savunuyorsanız savunun.
CHP’de kalıp CHP’nin geleceği için mücadele ediyorsanız edin.
Ama bütün bunları birbirine karıştırıp siyasi bir çorba haline getirmeyin.
Bir kapıda CHP üyeliği, diğer kapıda YENİ Parti siyaseti yapılmaz.
İhraç edilmeyi otomatik olarak demokrasi madalyasına çeviremezsiniz.
Başka partiye geçip CHP’nin örgütünü siyasi transfer bürosu gibi kullanamazsınız.
Kılıçdaroğlu’nu hedef göstererek kendi siyasi geçmişinizi temizleyemezsiniz.
Özgür Özel’i eleştiren herkesi “demokrasi düşmanı”, YENİ Parti’ye karşı çıkan herkesi “statükocu” ilan edemezsiniz.
Çünkü demokrasi, sadece sizin kazandığınız zaman demokrasi değildir.
Siyasi mücadele, sadece sizin tarafınızın haklı olduğu bir oyun değildir.
Ve ihraç edilmek de insanı kendiliğinden kahraman yapmaz.
Vatandaşın soracağı soru çok basit:
“Madem CHP’den koptunuz, neden hâlâ CHP’nin içindesiniz?”
Bir de Özgür Özel’e sorulacak soru var:
“Madem kendi partinizi kurdunuz, neden hâlâ CHP’nin içinden siyasi güç devşirmeye çalışıyorsunuz?”
Bu soruların cevabı verilmeden anlatılan bütün “demokrasi”, “dava”, “onur nişanı” ve “kahramanlık” hikâyeleri havada kalır.
Çünkü siyaset sözle değil, tavırla ölçülür.
Bir yol seçersiniz.
Bir siyasi kimlik belirlersiniz.
Sonuçlarına katlanırsınız.
Ve seçtiğiniz yolun arkasında durursunuz.
CHP’nin kapısı demokratik muhalefete açıktır.
Ama CHP’nin içinden başka bir siyasi projenin kapısını açmaya çalışan Truva atlarına geçit yoktur.
CHP kimsenin siyasi sığınağı, yedek planı, transfer bürosu veya kişisel kariyer basamağı değildir.
Bir yol seçin.
Bir kimlik belirleyin.
Ve o seçimin arkasında duracak kadar siyasi omurganız olsun.
