CHP’liler kendi parti tarihlerini anlatırken göğüslerini gere gere konuşuyor:
“Biz savaş meydanlarında, Sivas ve Erzurum kongrelerinde, Millî Mücadele’nin içinde doğduk.”
Bu tarih, elbette bir siyasi mirastır.
Peki Yeni Partililer?
Onlar kendi parti tarihlerini nasıl anlatacak?
Çocuklarına, gençlere, gelecek kuşaklara dönüp:
“Biz hangi mücadeleden doğduk?”
diye sorulduğunda ne diyecekler?
“Biz de büyük bir tarih yazdık” mı diyecekler?
Peki o tarih nerede yazıldı?
Savaş meydanlarında mı?
Kongre salonlarında mı?
Fabrikalarda, tarlalarda, sokaklarda verilen bir emek mücadelesinde mi?
Yoksa yolsuzluk, rüşvet, zimmet ve belediyelere ilişkin soruşturma ve davalarda kamuoyuna yansıyan iddiaların, tanık ve itirafçı ifadelerinin gölgesinde mi?
İşte asıl soru budur.
Aziz İhsan Aktaş’ın ifadeleri…
İbrahim Bülbüllü hakkındaki iddialar…
Ertan Yıldız…
Adem Soytekin…
Ve kamuoyuna yansıyan çok sayıdaki itirafçı/tanık beyanı…
Bunların tamamı hakkında elbette son sözü mahkemeler söyleyecek.
Ama siyasetçiler açısından asıl mesele başka:
Bütün bu tartışmaların gölgesinde ortaya çıkan siyasi tabloyu nasıl anlatacaksınız?
BİR PARTİNİN TARİHİ SADECE KURULUŞ TARİHİ DEĞİLDİR
Bir siyasi partinin tarihi, kuruluş kongresinden ibaret değildir.
O partinin kimlerle yürüdüğü de tarihtir.
Hangi mücadeleyi verdiği de tarihtir.
Hangi değerleri savunduğu da tarihtir.
Ve en önemlisi, hangi tartışmaların içinde şekillendiği de tarihtir.
CHP’liler kendi tarihlerini anlatırken Sivas’ı, Erzurum’u, Millî Mücadele’yi, Cumhuriyet’i anlatıyor.
Peki Yeni Parti’nin tarih kitabında hangi sayfa öne çıkacak?
“İktidar mücadelesi verdik” mi?
“Yeni siyaset getirdik” mi?
“Türkiye’yi değiştirecektik” mi?
Bunların hepsi söylenebilir.
Ama toplumun karşısına şu sorular da çıkacak:
Siyasetin hangi geçmişinden geldiniz?
Hangi kadrolarla yürüdünüz?
Hangi siyasi anlayıştan koptunuz?
Ve geride bıraktığınız dönemin hesabını verdiniz mi?
PEKİ YENİ PARTİLİLER KENDİ TARİHLERİNİ NASIL ANLATACAK?
CHP’liler kendi tarihlerini anlatırken:
“Bu parti savaş meydanlarında, Sivas ve Erzurum kongrelerinde kuruldu.”
diyor ve bunu göğüslerini gere gere anlatıyorlar.
Peki Yeni Partililer ne diyecek?
Yıllar sonra kendi parti tarihlerini yazarken hangi cümleyi kuracaklar?
“Bu parti hangi büyük toplumsal mücadelede kuruldu?”
diye sorulduğunda ne anlatacaklar?
“Biz de tarihi bir mücadeleden doğduk” mu diyecekler?
Peki hangi mücadeleden?
Savaş meydanlarından mı?
Kongrelerden mi?
Emek mücadelesinden mi?
Yoksa kamuoyuna yansıyan yolsuzluk, rüşvet ve zimmet soruşturmaları ile belediyelere ilişkin dava ve iddiaların gölgesinde mi?
Şimdi isimleri tek tek sayalım:
Aziz İhsan Aktaş…
İbrahim Bülbüllü…
Ertan Yıldız…
Adem Soytekin…
Ve kamuoyuna yansıyan 78 itirafçı/tanık beyanı…
Elbette bu kişilerin ifadelerinde yer alan iddiaların hukuki açıdan kesinleşmiş suç olarak kabul edilmesi başka, bunların siyasi açıdan ortaya çıkardığı tartışmalar başka meseledir.
Mahkemeler son sözü söyleyecektir.
Ama siyasetçiler açısından soru bundan ibaret değildir.
Soru şudur:
Yarın bu partinin tarihi yazılırken bütün bu tartışmaların üzerini nasıl örteceksiniz?
Çocuklarınıza, gençlere ve seçmenlerinize bu dönemi nasıl anlatacaksınız?
“Biz bu siyasi hareketi hangi mücadeleyle kurduk?”
diye sorulduğunda ne cevap vereceksiniz?
İşte asıl hesap burada başlıyor.
Çünkü tarih yalnızca kuruluş gününü yazmaz.
O kuruluşun hangi siyasi iklimde gerçekleştiğini de yazar.
TARİHİ SLOGANLAR DEĞİL, HESAP VERMEK YAZAR
Bugün herkes kendisine temiz bir siyasi gelecek inşa etmek istiyor.
Bunda şaşılacak bir şey yok.
Ama geçmişi konuşmadan gelecek kurulmaz.
Dün aynı siyasi yapının içinde olup bugün “yeni siyaset” demek kolaydır.
Tabela değişir.
Logo değişir.
Slogan değişir.
İsimler değişir.
Fakat siyasi hafıza değişmez.
Toplum şunu sorar:
“Dün neredeydiniz?”
“Dün ne yaptınız?”
“Dün kimlerle birlikteydiniz?”
“Bugün neden ayrıldınız?”
“Ve dün yaşananların hesabını kim verecek?”
İşte gerçek sınav burada başlar.
Çünkü yeni parti kurmak, eski siyasetin hesabını otomatik olarak kapatmaz.
Bir tabela indirip başka bir tabela asmakla geçmiş ortadan kalkmaz.
Yeni bir logo çizmekle eski ilişkiler unutulmaz.
Yeni sloganlar üretmekle eski sorular kaybolmaz.
Siyasi hafıza, tabela değişikliğinden daha güçlüdür.
YARININ TARİH KİTABI NASIL YAZILACAK?
Bir gün Yeni Parti’nin tarihi yazılacak.
O gün tarihçiler bugünkü açıklamalara değil, bugünün belgelerine, kararlarına, ilişkilerine ve siyasi tercihlerine bakacak.
Ve belki de şu soruyu soracaklar:
“Bu parti hangi büyük toplumsal mücadeleden doğdu?”
İşte o zaman verilecek cevap önemlidir.
Çünkü siyasi tarih, kendinizi nasıl tanımladığınızdan çok, geride ne bıraktığınızla yazılır.
CHP kendi tarihini Sivas’la, Erzurum’la, Millî Mücadele’yle anlatabiliyor.
Yeni Parti de elbette kendi tarihini istediği gibi anlatabilir.
Ama toplumun da hafızası var.
Ve toplum şu soruyu sormaya devam edecek:
“Sizin kuruluş hikâyeniz nedir?”
Eğer bu soruya cevap verirken yalnızca bugünün sloganlarını anlatıyorsanız yetmez.
Dünün hesabını da anlatacaksınız.
Çünkü siyaset yeni bir tabela asmakla yenilenmez.
Geçmişle yüzleşmeden “yeni” olunmaz.
Ve unutmayın:
Bir partinin tarihini kurucuları yazar; ama o tarihin hesabını toplum sorar.
TARİH KİMİN HAFIZASINDA KALACAK?
Bugün siyaset sahnesinde herkes kendisine parlak bir hikâye yazmaya çalışıyor.
Kimi Cumhuriyet’in mirasına yaslanıyor.
Kimi Millî Mücadele’yi anlatıyor.
Kimi demokrasi diyor.
Kimi özgürlük diyor.
Kimi yeni siyaset diyor.
Ama tarih, siyasetin kendisi için seçtiği güzel kelimelerden ibaret değildir.
Tarih, yapılanların toplamıdır.
Yarın birileri çıkıp:
“CHP’liler kendi tarihlerini anlatırken bu parti savaş meydanlarında, Sivas ve Erzurum kongrelerinde kuruldu diyordu, göğüslerini gere gere anlatıyordu.”
diyecek.
Sonra dönüp Yeni Partililere soracak:
“Peki siz kendi parti tarihinizi nasıl anlatacaksınız?”
“Bu parti hangi büyük mücadeleden doğdu?”
“Kimlerle birlikte kuruldu?”
“Nasıl bir siyasi mirasın devamı olduğunu iddia etti?”
“Geçmişindeki siyasi ilişkilerle nasıl hesaplaştı?”
“Ve kamuoyuna yansıyan bütün bu iddialar karşısında ne yaptı?”
İşte bu soruların cevapları verilemediği zaman, siyasetin en büyük problemi ortaya çıkar:
Kendi geçmişinden kaçan bir siyasi hareket, topluma nasıl gelecek vaat edecek?
Geçmişten kaçmak kolaydır.
İsim değiştirirsiniz.
Tabela değiştirirsiniz.
Parti kurarsınız.
Yeni sloganlar bulursunuz.
Yeni yüzler çıkarırsınız.
Ama toplumun hafızasını değiştiremezsiniz.
Çünkü tarih, basın toplantısıyla yeniden yazılmaz.
Tarih, sloganla temizlenmez.
Tarih, sosyal medya paylaşımıyla silinmez.
Tarih, yeni bir parti kuruldu diye sıfırlanmaz.
Tarih hesap sorar.
Ve günün sonunda herkes kendi siyasi geçmişiyle yüzleşmek zorunda kalır.
CHP’liler Sivas’ı anlatacak.
Erzurum’u anlatacak.
Millî Mücadele’yi anlatacak.
Cumhuriyet’i anlatacak.
Peki Yeni Partililer?
Onlar da bir gün kürsüye çıkıp kendi tarihlerini anlatacaklar.
O gün şu sorudan kaçamayacaklar:
“Siz hangi mücadeleden doğdunuz?”
Eğer cevap veremiyorsanız, sorun tarih kitaplarında değildir.
Sorun, yazacak bir tarih bırakmamış olmanızdadır.
Çünkü siyasi tarih, kendisine yakıştırılan sıfatlarla değil, geride bıraktığı mirasla yazılır.
Ve son söz:
Bir partinin tarihini kurucuları anlatabilir.
Ama o tarihin nasıl hatırlanacağına toplum karar verir.
Tarih anlatılmaz sadece; yaşanır.
Ve hesabı verilmemiş hiçbir geçmiş, yeni bir tabelanın arkasına saklanamaz.
