HALKWEBAutorenŞarampolitik: Karambolden Şarampole Yolculuk

Şarampolitik: Karambolden Şarampole Yolculuk

Çünkü siyaset, tesadüflerin değil, sürekliliğin oyunudur. Ve süreklilik, yalnızca kazanmakla değil, kazanmayı sürdürebilmekle mümkündür.

0:00 0:00

Bilardo oynayanlar bilir: Oyuncu ıstakayla topa vurur, hedef bellidir ama sonuç her zaman planlı ilerlemez. Top gider, başka bir topa tesadüfen çarpar ve sayı olur. Adı “karambol.” Yani maharet ile tesadüfün iç içe geçtiği, çoğu zaman da şansın haneye yazıldığı bir sonuç…

Siyasette de benzer durumlar vardır. Plan, program, strateji anlatılır; fakat netice çoğu zaman rüzgârın yönüne, konjonktürün sertliğine ve seçmenin o anki psikolojisine bağlıdır. İşte tam da bu noktada “karambol siyaset” devreye girer: Üretilmiş başarı ile elde edilmiş başarı arasındaki farkın bulanıklaştırıldığı alan…

Beş aylık başkanlık performansıyla girilen seçimde, önceki dönemin birikimi üzerinden alınan oy(2023 Cumhurbaşkanlığı seçiminde ortaya çıkan yaklaşık %48’lik başarı) bir tür hazır kredi gibi kullanıldı. Bu kredi, yeni bir üretimin değil, eski birikimin faizi gibiydi. Aradan geçen süreçte yaklaşık 10 puanlık erime yaşanmasına rağmen, ortaya çıkan tablo hâlâ “başarı” olarak sunuluyor.

Oysa burada sorulması gereken basit bir soru var:
Gerçekten kazanılan ne?

Birinci olmak mı, yoksa güçlenmek mi?
Seçimi almak mı, yoksa seçmeni ikna etmek mi?

Çünkü siyaset yalnızca sıralama meselesi değildir; sürdürülebilir güç, toplumsal rıza ve karşı bloktan oy devşirme kapasitesiyle ölçülür. Özellikle Cumhurbaşkanlığı sistemi gibi %50+1 eşiğinin belirleyici olduğu bir düzende, kendi mahallesini konsolide etmek yetmez. Karşıdan oy alamayan her yapı, ne kadar yüksek görünürse görünsün, aslında tavanına çarpmış demektir.

Anket şirketleri ise bu bulanık zeminin en aktif aktörlerinden biri haline gelmiş durumda. Ölçmekten çok yönlendiren, analiz etmekten çok beklenti üreten bir mekanizma… Oysa onlar da bilir: Gerçek veri, seçmenin sandıkta verdiği karardır. Ama veri ile algı arasındaki mesafe açıldıkça, anketler bir ölçüm aracı olmaktan çıkıp birer psikolojik harp unsuru haline gelir.

Yerel seçim sonrası oluşan psikolojik üstünlük ise ayrı bir başlık. Siyasette momentum dediğimiz şey, nadir yakalanır ve iyi yönetilmezse hızla kaybolur. Bu üstünlük, politika üretimiyle, kapsayıcı söylemle ve genişleme stratejisiyle tahkim edilmeliydi. Fakat görünen o ki bu fırsat, kalıcı bir avantaja dönüştürülemedi.

Bugün gelinen noktada ise dış gelişmelerin (ekonomik, diplomatik ve jeopolitik başlıkların) iktidar lehine alan açtığı bir süreç yaşanıyor. Tam da böyle bir konjonktürde “ara seçim” ya da erken seçim tartışmalarının yeniden gündeme gelmesi, siyasi akıl açısından sorgulanmayı hak ediyor.

Bu bir özgüven mi, yoksa bir telaş mı?

Yenilmeye oynayan kumarbazın o tuhaf psikolojisi burada devreye giriyor: Kaybettikçe daha çok oynamak, risk büyüdükçe daha fazla risk almak… Çünkü bazen mesele kazanmak değil, masada kalmaktır. Ve bazen de mesele, yaklaşan bir kaybı geciktirmektir.

Bir başka ihtimal daha var:
Sıkışmışlık…

Siyaset yalnızca seçmenle değil, parti içi dengelerle, ittifak ilişkileriyle ve liderlik tartışmalarıyla da şekillenir. Bu tür dönemlerde erken hamleler, çoğu zaman rakibe değil, içeriye mesaj verir. “Kontrol bende” demenin bir yolu olarak okunur.

Ancak her hamlenin bir maliyeti vardır.
Ve her yanlış zamanlama, en doğru stratejiyi bile boşa düşürebilir.

Şaram politik dediğimiz şey tam da burada başlar:
Karambolle kazanılanın strateji zannedilmesi…
Şansın, maharet yerine konulması…
Geçici üstünlüğün kalıcı güç sanılması…

Ve ardından kaçınılmaz son:
Şarampol…

Çünkü siyaset, tesadüflerin değil, sürekliliğin oyunudur.
Ve süreklilik, yalnızca kazanmakla değil, kazanmayı sürdürebilmekle mümkündür.

Ben anladım.
Siz de anladınız.

Anlayan, anlamayana anlatsın.

ANDERE SCHRIFTEN DES AUTORS