HALKWEBAutorenEmperyalizmin Suriye Halkına ve Çocuklarına Vadettiği 'Özgürlük' İşte Bu!

Emperyalizmin Suriye Halkına ve Çocuklarına Vadettiği ‘Özgürlük’ İşte Bu!

Şam’ın o arka sokağında çömelmiş bekleyen o çocuk, yalnızca Şam’ın değil; Halep’in, Musul’un, Gazze’nin, Diyarbakır’ın, İstanbul’un da çocuğudur.

0:00 0:00

Şam’ın kenar mahallelerinden birinde, karnı burnunda, yere çökmüş bir çocuk…

Gözlerinde yaşını aşan bir mahcubiyet, bedeninde ise bir çöküşün izleri…

Ve o karnın içinde yalnızca bir bebek değil, bin yıllık bir karanlığın kalıntısı yatıyor.

O çocuk yalnızca bir bireysel trajediyi değil, kadını mal, çocuğu cariye sayan; tecavüzü ganimet, suskunluğu kader belleyen bir zihniyetin utanç verici sonucunu taşıyor.

Bu, sadece bir çocuğun değil; bir çağın, bir coğrafyanın, bir sistemin karnıdır.

Çocuk yaşta evliliği “meşrulaştıran”, fetvalarla ırza ve bedene “helal” veren, mezhep üzerinden insanı kategorize eden sapkın anlayışın ete kemiğe bürünmüş hâlidir.

Bu zihniyet; sapkınlığı dinle, barbarlığı gelenekle, erkek egemenliğini ilahi bir hakla örtmeye çalışan bir aklın örgütlü biçimidir.

Bu çocuk yalnız değildir.

Onun gibi binlercesi var:

Çadırların gölgesinde, sınır kasabalarında, unutulmuş coğrafyalarda sessizce doğuruyorlar.

Kimi 11, kimi 13 yaşında…

Bedenleri bir ölü çağı taşıyor; ruhları ise daha doğmadan gömülmüş gibi.

Ve onların çığlıkları insanlığın vicdanına çarpıp yankılanmadan sönüyor.

Ama bu çığlık, emperyalist dünyanın kulaklarına hiç ulaşmıyor.

Çünkü o dünyanın çocukları, gözlerinin önünde, güvenlikli sitelerde, devlet garantili eğitimlerde, steril hastanelerde büyüyor.

Ve bu rahatlık, onlara bu acıya karşı “duymama ayrıcalığı” sağlıyor.

Biliyorlar ki bu ölüm onların kapısını çalmayacak, bu şiddet onların çocuklarını yutmayacak.

İşte bu mesafeli konfor, yoksul dünyanın çocuklarını metalaştırıyor.

Onları, kullanılabilir bir insan hammaddesine dönüştürüyor.

Emek sömürüsünde, savaşta, cinsellikte, silah ticaretinde, organ kaçakçılığında…

Birer “maliyet unsuru” olarak ele alınıyor bu çocuklar.

Ve küresel sistem bu düzeni sürdürebilmek için susmayı, körleşmeyi, üç maymunu oynamayı tercih ediyor.

Sömürü, yalnızca fabrikalarda değil; insanlığın duygularında da sistemli hale geliyor.

Evet, tüm bunlar olurken susan herkes, görmezden gelen herkes suç ortağıdır.

Koruyamayan devletler, pazarlayan topluluklar, bu kız çocuklarını şehvetin değil “ganimetin hakkı” sayan sapkın akıllar… Hepsi aynı zincirin paslı halkalarıdır.

Bu çocuk yalnızca bir kurban değil; çağa tutulmuş karanlık bir aynadır.

O karnında yalnızca bir bebek değil, sistematik bir vahşeti, ideolojik bir çürümeyi taşımaktadır.

Bu kötülük, yalnızca savaş alanlarında değil; koltuklarında susmayı seçenlerde, ekran başında “dayanamam” diyerek kanal değiştirenlerde, “bizim meselemiz değil” diyerek sırtını dönenlerde de büyür.

Oysa bu mesele, tam da bizim meselemizdir.

Çünkü bir çocuğun bedeni üzerinde kurulan her hâkimiyet, insanlığın topyekûn yenilgisine yazılmış bir hükümdür.

Her susuş, bir sonraki çığlığa zemin hazırlar.

Her göz yummamız, yeni bir kurbanın kaderini mühürler.

Bu çocuğun gözleri, medeniyetin maskesini düşürmüştür.

O maske düştüğünde, ardında yalnızca barbarlık kalmıştır.

Şam’ın o arka sokağında çömelmiş bekleyen o çocuk, yalnızca Şam’ın değil; Halep’in, Musul’un, Gazze’nin, Diyarbakır’ın, İstanbul’un da çocuğudur.

Coğrafyaların değil, zihniyetlerin savaşında bedenleri kurban edilen çocuklardandır.

Bir çocuğun çocuk doğurmak zorunda kaldığı her gün, insanlık için bir utanç günüdür.

Şimdi susmak, suça ortak olmaktır.

Şimdi konuşmamak, o çocuğun çilesini görmemektir.

Şimdi yazmamak, yarın başka çocukları aynı kaderle baş başa bırakmaktır.

ANDERE SCHRIFTEN DES AUTORS