İnsan bazen yola çıkmaz.
Yol gelir, insanın kapısına dayanır.
O anda hayat insana uzun uzun düşünme fırsatı vermez. Bir tarafta susmak vardır, öbür tarafta konuşmanın bedeli. Bir tarafta rahat etmek vardır, öbür tarafta geceleri kendi vicdanının yüzüne bakabilmek.
İnsan büyük kararları çoğu zaman büyük laflarla vermez.
Bir gün geri çekilmez.
Bir gün eğilmez.
Bir gün herkes susarken susmamayı seçer.
Sonra hayat değişir.
Deniz Gezmiş ve arkadaşları da böyle çıktı insanların karşısına.
Bugün ölüm yıldönümleri. Tam 54 yıl geçmiş. Ama bazı insanlar öldükten sonra unutulmaz. Zaman geçtikçe daha da yücelirler.
Çünkü yıllar geçince insanların ne söylediğinden çok, ne uğruna ayakta kaldığı hatırlanır.
Deniz Gezmiş ve arkadaşları çok gençti. İsteseler geri çekilirlerdi. Başlarını öne eğip kendi hayatlarını kurtarabilirlerdi. Çoğu insanın yaptığı gibi “Benden önce de böyleydi, benden sonra da böyle olacak” deyip kenara çekilebilirlerdi.
Yapmadılar.
Çünkü bazı insanlar için ölmek değil, inandığı şeyi inkar ederek yaşamak ağır gelir.
İdam sehpasına yürüyen genç insanlar düşün.
Daha yirmili yaşlarda.
Önlerinde hayat değil ölüm var.
Ama yine de son anda inandıklarını inkar etmiyorlar.
İnsanların hafızasında kalan tam da bu oldu.
Çünkü bu memleket dönen çok insan gördü.
Dün başka konuşup bugün başka yere geçenleri gördü.
Güce göre şekil değiştirenleri gördü.
Koltuğa yaklaşınca sesi değişenleri gördü.
Kalabalığa göre vicdan değiştirenleri gördü.
O yüzden bazen dimdik duran üç genç insan, koca bir kalabalıktan daha büyük iz bırakıyor.
Wenn heute noch über Deniz Gezmiş und seine Freunde gesprochen wird, dann nicht nur wegen ihrer Politik.
Bir karakteri ve duruşu temsil ettikleri için.
İnsan bazen bir fikre katılmaz ama bir duruşa saygı duyar.
İşte bazı isimler böyle kalıyor tarihte.
Sokrates, doğrularından vazgeçse yaşayacaktı. Vazgeçmedi. Baldıran zehrini içerken yalnızca bir adam ölmüyordu. Korkunun düşünceyi yenemeyeceği fikri kalıyordu geride.
Giordano Bruno, gördüğü gerçeği inkar etse ateşte yanmayacaktı. Ama insan bazen canını değil, kendini korumaya çalışır. Kendini inkar ederek yaşamayı kabul etmedi.
Martin Luther King, tehdit edildiğini biliyordu. Yine de geri çekilmedi. Çünkü bazı insanlar için sessizlik, ölümden daha ağırdır.
Rosa Luxemburg sustuğu gün yaşayabilirdi. Ama bazı insanlar ömrünü uzatmak için ruhunu yok sayamaz.
Mahatma Gandhi, şiddetin karşısına yine şiddet koyabilirdi. Koymadı. Onu öldürdüler. Ama ardından milyonlarca insan aynı şeyi düşündü.
Demek ki insan bazen ölürken büyüyor.
Bunlar süslü sözlerin değil, bedeli ne olursa olsun eğilmeyen insanların hikayesi.
İnsan ikiye ayrılıyor biraz da.
Kendini kurtaranlar.
İnançlarından ve doğrularından vazgeçmeyenler.
Kendini kurtaranlar daha uzun yaşıyor belki.
Ama içlerinde hep yarım kalmış bir taraf taşıyorlar.
İnançlarından ve doğrularından vazgeçmeyenler ise bedel ödüyor.
Yalnız kalıyor.
Hedef oluyor.
Yoruluyor.
Ama aynaya baktığında kendini tanıyor.
Hayatın en ağır sınavı da burada başlıyor zaten.
İnsan doğruyu bildiğinde değil,
doğruyu savunurken belli oluyor.
Baskı geldiğinde,
yalnız kaldığında,
wenn die Möglichkeit einer Niederlage wächst.
Denn Charakter ist nicht das, was ein Mann sagt, wenn er sich wohlfühlt.
Das ist die Art und Weise, die er wählt, wenn er verängstigt ist.
Die Welt verändert sich nicht auf einmal.
Aber wenn sich jemand nicht zurückhält, ändert sich die Richtung.
Wenn eine Person nicht den Mund hält, findet eine andere Person Mut.
Wenn eine Person sich nicht bückt, steht eine andere auf.
Das nächste, was Sie wissen,
was ein Mensch allein beginnt,
die Erinnerung an ein Volk.
Und manche Menschen werden auch nach Jahren nicht vergessen.
Denn manche Menschen hinterlassen Spuren, während sie leben.
Andere sterben und verändern die Welt.
