HALKWEBYazarlarDünyayı Değiştirirken Ölmüşlerdi

Dünyayı Değiştirirken Ölmüşlerdi

Deniz Gezmiş ve arkadaşları bugün hala konuşuluyorsa yalnızca politik tarafları yüzünden değil.

0:00 0:00

İnsan bazen yola çıkmaz.

Yol gelir, insanın kapısına dayanır.

O anda hayat insana uzun uzun düşünme fırsatı vermez. Bir tarafta susmak vardır, öbür tarafta konuşmanın bedeli. Bir tarafta rahat etmek vardır, öbür tarafta geceleri kendi vicdanının yüzüne bakabilmek.

İnsan büyük kararları çoğu zaman büyük laflarla vermez.

Bir gün geri çekilmez.
Bir gün eğilmez.
Bir gün herkes susarken susmamayı seçer.

Sonra hayat değişir.

Deniz Gezmiş ve arkadaşları da böyle çıktı insanların karşısına.

Bugün ölüm yıldönümleri. Tam 54 yıl geçmiş. Ama bazı insanlar öldükten sonra unutulmaz. Zaman geçtikçe daha da yücelirler.

Çünkü yıllar geçince insanların ne söylediğinden çok, ne uğruna ayakta kaldığı hatırlanır.

Deniz Gezmiş ve arkadaşları çok gençti. İsteseler geri çekilirlerdi. Başlarını öne eğip kendi hayatlarını kurtarabilirlerdi. Çoğu insanın yaptığı gibi “Benden önce de böyleydi, benden sonra da böyle olacak” deyip kenara çekilebilirlerdi.

Yapmadılar.

Çünkü bazı insanlar için ölmek değil, inandığı şeyi inkar ederek yaşamak ağır gelir.

İdam sehpasına yürüyen genç insanlar düşün.

Daha yirmili yaşlarda.
Önlerinde hayat değil ölüm var.
Ama yine de son anda inandıklarını inkar etmiyorlar.

İnsanların hafızasında kalan tam da bu oldu.

Çünkü bu memleket dönen çok insan gördü.

Dün başka konuşup bugün başka yere geçenleri gördü.
Güce göre şekil değiştirenleri gördü.
Koltuğa yaklaşınca sesi değişenleri gördü.
Kalabalığa göre vicdan değiştirenleri gördü.

O yüzden bazen dimdik duran üç genç insan, koca bir kalabalıktan daha büyük iz bırakıyor.

Deniz Gezmiş ve arkadaşları bugün hala konuşuluyorsa yalnızca politik tarafları yüzünden değil.

Bir karakteri ve duruşu temsil ettikleri için.

İnsan bazen bir fikre katılmaz ama bir duruşa saygı duyar.

İşte bazı isimler böyle kalıyor tarihte.

Sokrates, doğrularından vazgeçse yaşayacaktı. Vazgeçmedi. Baldıran zehrini içerken yalnızca bir adam ölmüyordu. Korkunun düşünceyi yenemeyeceği fikri kalıyordu geride.

Giordano Bruno, gördüğü gerçeği inkar etse ateşte yanmayacaktı. Ama insan bazen canını değil, kendini korumaya çalışır. Kendini inkar ederek yaşamayı kabul etmedi.

Martin Luther King, tehdit edildiğini biliyordu. Yine de geri çekilmedi. Çünkü bazı insanlar için sessizlik, ölümden daha ağırdır.

Rosa Luxemburg sustuğu gün yaşayabilirdi. Ama bazı insanlar ömrünü uzatmak için ruhunu yok sayamaz.

Mahatma Gandhi, şiddetin karşısına yine şiddet koyabilirdi. Koymadı. Onu öldürdüler. Ama ardından milyonlarca insan aynı şeyi düşündü.

Demek ki insan bazen ölürken büyüyor.

Bunlar süslü sözlerin değil, bedeli ne olursa olsun eğilmeyen insanların hikayesi.

İnsan ikiye ayrılıyor biraz da.

Kendini kurtaranlar.

İnançlarından ve doğrularından vazgeçmeyenler.

Kendini kurtaranlar daha uzun yaşıyor belki.
Ama içlerinde hep yarım kalmış bir taraf taşıyorlar.

İnançlarından ve doğrularından vazgeçmeyenler ise bedel ödüyor.
Yalnız kalıyor.
Hedef oluyor.
Yoruluyor.

Ama aynaya baktığında kendini tanıyor.

Hayatın en ağır sınavı da burada başlıyor zaten.

İnsan doğruyu bildiğinde değil,
doğruyu savunurken belli oluyor.

Baskı geldiğinde,
yalnız kaldığında,
kaybetme ihtimali büyüdüğünde belli oluyor.

Çünkü karakter, insanın rahatken söylediği söz değildir.

Korkarken seçtiği yoldur.

Dünya bir anda değişmiyor.

Ama biri geri çekilmeyince yön değişiyor.

Bir insan susmayınca başka bir insan cesaret buluyor.
Bir insan eğilmeyince başka biri ayağa kalkıyor.

Sonra bir bakıyorsun,
bir kişinin yalnız başladığı şey,
bir halkın hafızasına dönüşmüş.

Ve yıllar geçse de bazı insanlar unutulmuyor.

Çünkü bazı insanlar yaşarken iz bırakır.

Bazılarıysa dünyayı değiştirirken ölür.

YAZARIN DİĞER YAZILARI