HALKWEBAutorenArz-ı Mevud ve BOP Projesi

Arz-ı Mevud ve BOP Projesi

Mesele haritalar değil. Mesele bizim ne kadar yıprandığımız.

0:00 0:00

Arz-ı Mevud (Yahudilikte Tanrı’nın İbrahim ve soyuna vaat ettiği topraklar) dini bir anlatıdır. Coğrafyası Levant’tır. İsrail–Filistin hattı, Lübnan, Suriye ve Ürdün çevresi bu alanın içindedir. Türkiye bu çerçevenin içinde değildir. Güneydoğu Anadolu’ya uzanan çizimler ne kutsal metinlere dayanır ne de İsrail’in resmi belgelerinde yer alır.

Ama mesele zaten harita değil.

Asıl mesele bu dini anlatıların modern jeopolitiğin içine bilinçli biçimde sokulmasıdır. Bu sayede insanlar askeri konuşlanmalar, enerji hatları, silah anlaşmaları ve göç politikaları gibi sahadaki gerçek kararlar yerine korku tartışmalarıyla meşgul edilir.

Bu noktada mesele artık dini anlatılar değil, bu coğrafyada kimlerin nasıl bir düzen kurmak istediği. Buradan Büyük Ortadoğu Projesi’ne geliyoruz. ABD’nin Bush döneminde ortaya koyduğu bu çerçeve kağıt üzerinde çok partili seçimler, bağımsız yargı, basın özgürlüğü, kadın hakları ve serbest piyasa vaat ediyordu. Sahada ise enkaz bıraktı. Irak dağıldı. Suriye çöktü. Libya silindi. Türkiye BOP’a imza dahi atmadı ama sonuçları ortada.

Bugün sınırımızın ötesinde düzgün işleyen bir devlet yapısı kalmadı.

Ve bunun bedelini biz ödüyoruz.

Toprak kaybetmedik belki. Ama güvenlik duygusunu kaybettik. Sürekli teyakkuz halini normal sayar olduk. Terör tehdidine alıştık. Bu alışma hali en can sıkıcısı.

Göçü yaşıyoruz. Milyonlar geldi. Başta insani refleksle açılan kapılar bugün kiraya, işe, okula ve hastaneye dayandı. Avrupa kapıları kapattı. Türkiye tampon ülke oldu. Bunu kimse yüksek sesle söylemiyor ama sokakta herkes hissediyor.

Ekonomi desen her bölgesel kriz bize enerji faturası olarak dönüyor. Yatırımcı bekliyor. Ticaret aksıyor. Sürekli belirsizlik yaşayan ülkede kim gelecek planı yapabilir?

Dış politikada dar bir koridordayız. NATO’dayız, Rusya’yla enerji bağımız var, Orta Doğu’da askerimiz var. Sürekli denge kuruyoruz. Sürekli yangın söndürüyoruz.

Ama en ağır yük toplumun ve kurumların üzerine biniyor.

Sürekli krizle yaşayan ülkede eğitim geri düşer, hukuk tartışmalı hale gelir, kurumlar yıpranır. Toplum sertleşir. İnsanlar birbirine tahammül edemez hale gelir. İşte dış müdahaleye en açık zemin tam da burası.

İsrail açısından bakınca tablo net. Harita büyütmekten çok çevrede güçlü devlet bırakmamak. Irak’ın hali ortada. Suriye ortada. Lübnan ortada. Böyle bir coğrafyada İsrail bölgenin tek düzenli askeri gücü olarak kalıyor. Gazze’de gördüğümüz sertlik sadece Hamas’a değil, hepimize verilen mesaj.

ABD neden buna ses çıkarmıyor.

Çünkü kaos işlerine geliyor.

Güçlü devlet demek bağımsız politika demektir. Kaos demek silah satışı, üsler ve enerji hatları demektir.

Irak’a demokrasi mi geldi mi? Hayır.
Libya refaha kavuştu mu? Hayır.
Suriye özgürleşti mi? Hayır.

Ama kaos kaldı.

Bu tesadüf değil.

Bu model.

Peki biz ne yapacağız?

Önce şunu kabul edeceğiz. Bu iş sadece askerle çözülmez.

Göçü halının altına süpüremeyiz. Enerji bağımlılığını görmezden gelemeyiz. Eğitimi, hukuku ve adaleti erteleyemeyiz. Devlet kapasitesi dediğimiz şey nutukla değil kurumla olur.

Ve kendimizi yalnızlaştırarak da ayakta kalamayız.

Özetle mesele haritalar değil.

Mesele bizim ne kadar yıprandığımız.

Haritalar değişir. Devlet kurumları güçlü kalmazsa, dış krizler içeride derinleşir.

ANDERE SCHRIFTEN DES AUTORS