HALKWEBAutorenZwischen den zwei Geistern der CHP

Zwischen den zwei Geistern der CHP

0:00 0:00

CHP’de bugün yaşanan tartışmaları yalnızca isimler üzerinden okumak eksik olur. Çünkü ortada basit bir liderlik mücadelesinden daha büyük bir mesele var. Tartışılan şey, Türkiye’de sosyal demokrat siyasetin hangi zeminde yükseleceği sorusudur.

Bu nedenle Kemal Kılıçdaroğlu dönemi yalnızca seçim sonuçları üzerinden değil, siyasetin dili üzerinden de değerlendirilmek zorundadır.

Kılıçdaroğlu’nun en sert eleştirildiği alan kuşkusuz seçimler oldu. Özellikle ekonomik krizin ağırlaştığı, iktidarın uzun yılların yorgunluğunu taşıdığı bir dönemde CHP’nin merkezi iktidarı alamaması muhalefet seçmeninde büyük hayal kırıklığı yarattı. “13 seçim kaybetti” söylemi zamanla sıradan bir siyasi eleştirinin ötesine geçti ve geniş bir toplumsal tepkiye dönüştü.

Fakat siyaseti yalnızca sandık hesabına indirgemek de eksik bir okuma olur.

Kılıçdaroğlu döneminde CHP’nin toplumsal dili belirgin biçimde değişti. Parti yıllarca daha sınırlı bir sosyolojik hatta sıkışmış görünürken, bu dönemde muhafazakar seçmenle temas kurulmaya çalışıldı, Kürt seçmenle daha açık ilişki arandı, başörtüsü gibi Türkiye’nin uzun yıllar sert gerilim üreten meselelerinde daha yumuşak ve kapsayıcı bir yaklaşım benimsendi.

“Helalleşme” çıkışı bu yüzden önemliydi. Çünkü bu yalnızca seçim kazanma hamlesi değil, CHP’nin toplumla yeniden ilişki kurma arayışıydı.

Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliği de Türkiye siyaseti açısından ayrıca dikkat çekici bir başlıktı. Türkiye’de mezhep meselesi çoğu zaman açık konuşulmaz ama siyasetin derinlerinde etkisini hissettirir. Buna rağmen Kılıçdaroğlu, kimliğini gizleyen değil, onu doğal biçimde taşıyan bir siyaset dili kurdu. Bu durum bazı kesimler açısından demokratik eşik olarak görülürken, bazı kesimlerde ise görünmeyen toplumsal dirençlerin devam ettiği de ortaya çıktı.

Bütün bunlara rağmen toplumun önemli bir bölümünde başka bir beklenti giderek büyüdü.

Kazanmak.

Özellikle genç seçmen açısından artık yalnızca “haklı olmak” değil, sonuç alabilmek önem kazanmaya başladı. Muhalefetin sürekli savunma pozisyonunda kalması, moral üstünlüğün tek başına yeterli olmadığını düşünen geniş bir kesim yarattı.

Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel çizgisinin yükselişi biraz da bu psikolojinin sonucu oldu. Daha görünür, daha yüksek enerjili, daha hızlı reaksiyon veren bir siyaset tarzı toplumda karşılık buldu. Yerel seçimlerde alınan sonuçlar da CHP açısından önemli bir psikolojik eşik yarattı. Uzun yıllar sonra CHP ilk kez yalnızca muhalefet eden değil, kazanabilen bir parti duygusu üretmeye başladı.

Fakat tam bu noktada başka bir tartışma ortaya çıktı.

Kurultay süreciyle ilgili iddialar, belediyeler etrafındaki etik tartışmalar, rant ve çıkar ilişkisi suçlamaları CHP açısından ciddi bir yıpranma alanı oluşturdu. Çünkü CHP uzun yıllardır kendisini yalnızca bir muhalefet partisi olarak değil, aynı zamanda temiz siyaset iddiasıyla tanımlıyordu.

Burada soğukkanlı olmak gerekir.

Türkiye’de siyaset ile yargı arasındaki ilişkinin uzun süredir tartışmalı olduğu açıktır. Soruşturmaların zamanlaması, siyasal atmosferle ilişkisi ve operasyon algısı toplumun önemli bir bölümünde kuşku yaratmaktadır. Özellikle muhalefet seçmeninde “tam kazanılacak anda müdahale geliyor” duygusu küçümsenmeyecek kadar güçlüdür.

Ama aynı şekilde, parti içindeki etik tartışmaların toplumda rahatsızlık oluşturduğu gerçeğini de görmezden gelmek mümkün değildir.

Bu nedenle meseleyi yalnızca “tamamen operasyon” ya da “tamamen suç” çizgisine sıkıştırmak sağlıklı bir siyasal analiz üretmez.

CHP’nin bugün yaşadığı temel gerilim aslında şudur;

Bir yandan toplumun değişim beklentisini büyütmek,
öte yandan kurumsal güven duygusunu ve siyasal ahlak iddiasını koruyabilmek.

Çünkü sosyal demokrasi yalnızca seçim kazanma meselesi değildir.
Aynı zamanda toplumda güven duygusu üretebilme meselesidir.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun bugün hala belirli bir kesimde güçlü karşılık bulmasının nedeni de biraz burada yatıyor. Onu destekleyenler yalnızca bir siyasi figürü değil, daha sakin, daha kontrollü, daha kurumsal bir siyaset anlayışını savunduklarını düşünüyor.

Buna karşılık yeni kuşak siyaset daha mücadeleci, daha görünür, daha hızlı ve daha sonuç odaklı davranıyor.

CHP’nin önündeki asıl mesele ise bu iki damarı birbirini tasfiye ederek değil, aynı parti içinde birlikte taşıyıp taşıyamayacağıdır.

Çünkü Türkiye’de seçmen artık yalnızca muhalefetin ne söylediğine bakmıyor.
İktidara geldiğinde nasıl davranacağını da izliyor.

Ve belki de bugünün en kritik sorusu tam burada duruyor

Türkiye’de sosyal demokrasi hem kazanmayı hem de güven vermeyi aynı anda başarabilecek mi?

ANDERE SCHRIFTEN DES AUTORS