HALKWEBYazarlarNAMUS, BİLEK, NAMERTLİK… ÖZGÜR ÖZEL’İN UNUTULAN SÖZLERİ

NAMUS, BİLEK, NAMERTLİK… ÖZGÜR ÖZEL’İN UNUTULAN SÖZLERİ

SÖZ VERDİ, YEMİN ETTİ, UNUTTU MU?

ÖZGÜR ÖZEL’İN SİYASETİNDE İLKE Mİ VAR, KONJONKTÜR MÜ?

Özgür Bey

Bu yazı bir hakaret yazısı değil. Bir siyasi hafıza yazısıdır.

Çünkü siyasetçinin söylediği her söz, özellikle de “namus”, “şeref”, “namertlik”, “bileklerimi keserim” gibi ağır ifadelerle kurduğu cümleler, ertesi gün unutulmak için söylenmez.

Bugün size sorulan soru çok basit:

Dün söylediğiniz sözlerin hangisinin arkasındasınız?

Çünkü mesele bir siyasetçinin fikir değiştirmesi değildir.

Siyasetçi şartlara göre yeni değerlendirme yapabilir. Yanlışını kabul edebilir. Geri adım atabilir. Dün savunduğu bir görüşün bugün doğru olmadığını söyleyebilir.

Bunda hiçbir sorun yoktur.

Sorun şudur:

Dün siyasi ilke diye sunduğunuz şey, bugün siyasi konjonktüre göre değişiyorsa, orada ilke mi vardır, yoksa sadece siyaset mi?

1. “ÖN SEÇİM NAMUSUMDUR” DEDİNİZ

Ön seçimi “namus” meselesi olarak tarif ettiniz.

Bu çok ağır bir sözdür.

Çünkü bir siyasi yönteme “namusumdur” dediğinizde artık bunun arkasında durmanız beklenir.

Peki bugün soruyoruz:

Ön seçim gerçekten vazgeçilmez bir ilke mi, yoksa siyasi şartlara göre başvurulan bir yöntem mi?

Adayları örgüt belirleyecek dediniz.

Peki kritik adaylıklarda genel merkez iradesi neden hâlâ tartışılıyor?

Örgütün iradesi gerçekten vazgeçilmezse, genel merkezin sınırı nerede başlıyor?

“Örgüt belirleyecek” sözünün gerçek karşılığı nedir?

2. “GÖREVDEN ALINAN BELEDİYE BAŞKANININ YERİNE ADAY ÇIKARAN NAMERTTİR” DEDİNİZ

Bir belediye başkanının görevden alınmasının ardından yerine aday çıkarılması konusunda çok ağır bir siyasi dil kullandınız.

“Namert” dediniz.

Şimdi soruyoruz:

Bugün aynı ilke hâlâ geçerli mi?

Yoksa siyasi şartlar değişince dün “namertlik” olarak tanımladığınız şey bugün başka bir gerekçeyle açıklanabilir hale mi geldi?

Çünkü namertlik de siyasi konjonktüre göre tanımı değişen bir kavram değildir.

Dün yanlış olan bugün doğru olduysa, bunu açıkça söyleyin.

Ama dün söylediğinizi bugün hiç söylememişsiniz gibi davranmayın.

3. “BİLEKLERİMİ KESERİM” DEDİNİZ

Mutlak butlan tartışması sırasında size atfedilen “bileklerimi keserim” sözü hâlâ siyasi hafızada.

Burada mesele gerçekten bilek değildir.

Mesele, bir siyasi liderin bir konuda neden bu kadar kesin konuştuğudur.

Çünkü böyle bir cümle kurduğunuzda kamuoyu doğal olarak şunu sorar:

“Peki bugün o sözünüzün neresindesiniz?”

Siyasetçinin sözüne güven, tam da böyle zamanlarda ölçülür.

4. MANAVGAT: “KUMPAS VAR” DEDİNİZ. 32 SAATLİK KAYITLAR NEREDE?

Manavgat’taki baklava kutusu görüntüleri üzerinden çok ağır açıklamalar yaptınız.

Olayın bir kumpas olduğunu söylediniz.

Daha da önemlisi, 32 saatlik kamera görüntülerinden söz ettiniz.

O halde çok basit bir soru:

O 32 saatlik kayıtlar nerede?

Eğer gerçekten kumpasın bütün aşamalarını gösteriyorsa kamuoyu neden bu kayıtları açık biçimde görmedi?

“Kumpas var” demek yetmez.

Belge varsa ortaya konulur.

Görüntü varsa gösterilir.

İddia varsa kanıtlanır.

Çünkü siyasetçinin hafızası kadar kamuoyunun hafızası da vardır.

Dün söylediğinizi bugün unutabilirsiniz; ama vatandaş unutmaz.

5. EMEKLİLER İÇİN “MEYDANLARI DAR EDECEĞİM” DEDİNİZ

Emekliler için çok sert mücadele mesajları verdiniz.

Meydanlardan söz ettiniz.

En düşük emekli aylığının yükseltilmesini savundunuz.

Peki bugün emekli soruyor:

“O meydanlar nerede?”

Siyasetçinin görevi yalnızca öfkeli cümleler kurmak değildir.

Söylediği sözün gereğini yerine getirmektir.

Emekliye “yanınızdayım” diyorsanız bunun Meclis’teki mücadelesini de aynı kararlılıkla sürdürmek zorundasınız.

Çünkü emekli artık slogan değil, sonuç görmek istiyor.

6. “NORMALLEŞME DEĞİL, NORMALLEŞEN TÜRKİYE” DEDİNİZ

Bir dönem normalleşme siyaseti gündemin merkezindeydi.

Sonra siyasi atmosfer değişti.

Siz de daha sert bir siyasi hatta geçtiniz.

Bu elbette siyasetin doğasında olabilir.

Ama vatandaşın hakkı şu soruyu sormaktır:

Dün yanlış olan bugün neden doğru?

Yoksa dün söylediğiniz sadece o günün siyasi ihtiyacı mıydı?

7. “ERKEN SEÇİM” DEDİNİZ

Erken seçim çağrısı yaptınız.

Sandık çağrıları yaptınız.

Siyasi stratejiler değişti.

Tarih değişti.

Yöntem değişti.

Söylem değişti.

Peki değişmeyen nedir?

İlke nerede?

Bir siyasi lider sürekli olarak hedef değiştiriyorsa, kamuoyu doğal olarak hedefin gerçekten ilke mi yoksa siyasi taktik mi olduğunu sorgular.

8. “PARTİDE DEĞİŞİM” DEDİNİZ

CHP’de değişim dediniz.

Peki değişim sadece genel başkanın değişmesi midir?

Kadro değişikliği midir?

Yoksa partinin siyaset yapma biçiminin değişmesi midir?

Değişim;

örgütün güçlenmesi,

delegenin özgürleşmesi,

aday belirleme süreçlerinin demokratikleşmesi,

parti içi hesap verebilirliğin güçlenmesi

anlamına gelmiyorsa, geriye sadece koltuk değişikliği kalır.

9. “ADAYLARI ÖRGÜT BELİRLEYECEK” DEDİNİZ

Bu sözünüz özellikle önemli.

Çünkü CHP’nin yıllardır çözemediği meselelerden biri budur:

Örgüt mü karar verecek, genel merkez mi?

Eğer gerçekten örgüt karar verecekse, bunu yalnızca güzel bir slogan olarak bırakmayın.

Örgütün kararını kabul edin.

Sonucu beğenmediğinizde de kabul edin.

Çünkü demokrasi sadece istediğiniz sonucu aldığınızda demokrasi değildir.

Asıl demokrasi, istemediğiniz sonucu da kabul edebilmektir.

10. “NAMUSUMUZLA SÖZ VERİYORUZ”

Ve gelelim en hassas noktaya.

Hacı Bektaş’ta “namus sözümüzdür” diyorsunuz.

Ekrem İmamoğlu’nun suçsuzluğuna ilişkin olarak da “namusumla kefilim” diyorsunuz.

Burada çok açık konuşalım:

Namus, siyasetin kürsüsünde kullanılacak bir teminat değildir.

Bir insanın suçsuz olduğuna inanabilirsiniz.

Hukuki sürecin adil yürütülmesini savunabilirsiniz.

Bir siyasi arkadaşınızın yanında durabilirsiniz.

Ama namusu siyasi kefalet senedine çevirdiğinizde, yarın söylediğiniz sözün siyasi bedelini de taşımak zorunda kalırsınız.

Çünkü namus;

bugün söylenip yarın unutulacak bir slogan değildir.

GAZİLERİN YANINDA FOTOĞRAF, MECLİS’TE BAŞKA TUTUM OLMAZ

Gazilerin yanında poz vermek değerlidir.

Ama siyaset fotoğrafla ölçülmez.

Meclis’teki oyunuzla, yaptığınız düzenlemelerle, savunduğunuz politikalarla ölçülür.

Fotoğraf başka, oy başka olamaz.

Bir siyasetçinin söylediği ile yaptığı arasındaki mesafe büyüdükçe, siyasi güven de küçülür.

MESELE FİKİR DEĞİŞTİRMEK DEĞİL

Burada hakkınızı teslim edelim.

Siyasetçi fikir değiştirebilir.

Yanlışını kabul edebilir.

Şartları yeniden değerlendirebilir.

Hatta dün savunduğu bir görüşten bugün vazgeçebilir.

Bunların hiçbirinde sorun yok.

Sorun, bunu açıkça söylememektir.

“Dün böyle düşünüyordum, bugün farklı düşünüyorum” demek siyasi dürüstlüktür.

Ama dün “namusumdur” deyip bugün unutmak;

dün “namerttir” deyip bugün susmak;

dün “bileklerimi keserim” deyip bugün o sözü hiç söylememiş gibi davranmak;

dün “kumpas var” deyip bugün 32 saatlik görüntüleri ortaya koymamak;

işte bunlar kamuoyunun cevap beklediği sorulardır.

İLKE Mİ, KONJONKTÜR MÜ?

Özgür Bey,

Sizin siyasi söyleminizde çok büyük kelimeler var.

Namus.

Şeref.

Namertlik.

Bilek.

Kumpas.

Erken seçim.

Ön seçim.

Örgüt iradesi.

Bunların her biri siyasette ciddi anlam taşıyan kavramlardır.

Fakat bu kelimelerin değeri, ne kadar yüksek sesle söylendiğiyle değil, ne kadar süre arkasında durulduğuyla ölçülür.

Siyaset meydanında büyük söz söylemek kolaydır.

Zor olan, o sözün bedeli geldiğinde aynı yerde durmaktır.

SON SORU

Özgür Bey,

Size onlarca soru sorulabilir.

Ama aslında hepsinin cevabı tek bir soruda gizli:

SİZİN SİYASETİNİZDE İLKE Mİ VAR, KONJONKTÜR MÜ?

Bugün hâlâ arkasında olduğunuz tek bir siyasi ilke söyleyin.

Siyasi bedeli ne olursa olsun değiştirmeyeceğiniz…

Dün söylediğiniz gibi bugün de savunacağınız…

Yarın şartlar değişse bile vazgeçmeyeceğiniz…

Bir tane.

Sadece bir tane.

Çünkü siyasetçinin değeri söylediği sözlerin büyüklüğüyle değil, sözlerinin arkasında durduğu günlerin uzunluğuyla ölçülür.

Ve vatandaşın artık sormaya hakkı var:

**SÖZ VERDİNİZ.

YEMİN ETTİNİZ.

PEKİ ŞİMDİ NEREDE DURUYORSUNUZ?**

NAMUS, BİLEK, NAMERTLİK…

Bunlar siyasi slogan değilse, Özgür Özel’in hâlâ arkasında durduğu ilkeler hangileri?

YAZARIN DİĞER YAZILARI