Bir toplumun demokratikleşmesi yalnızca anayasa yapmakla, seçim düzenlemekle ya da eğitim düzeyini yükseltmekle gerçekleşmez. Demokrasi, her şeyden önce insanın zihninde ve ilişkilerinde kurulur. Çünkü demokratik toplumun gerçek zemini, demokratik bireydir.
Bugün yaşadığımız en büyük sorunlardan biri, bilgi eksikliği değil; kültürel zekâ eksikliğidir. İnsanlar hiç olmadığı kadar bilgiye ulaşabiliyor; fakat birbirini anlamakta, dinlemekte ve farklılıklarla birlikte yaşayabilmekte aynı ölçüde başarılı olamıyor. Çünkü bilgi tek başına demokratikleştirmez. Bilgiyi demokratikleştiren şey, kültürel zekâdır.
Kültürel zekâ; insanın yalnızca kendi doğrularını değil, başkasının varlığını da meşru görebilme yeteneğidir. Farklı kimlikleri, inançları, düşünceleri ve yaşam biçimlerini bir tehdit olarak değil, toplumsal zenginlik olarak görebilmektir. Demokrasi de tam burada başlar.
Bunun karşısında ise dürtüsel zekâ bulunur. Dürtüsel zekâ düşünmeden tepki verir; anlamadan yargılar, dinlemeden hüküm kurar. Olayları bütünlüğü içinde kavramak yerine onları kendi önyargılarının ve anlık duygularının içine hapseder. Bu nedenle farklılığı anlamaya değil, onu kendi kalıplarına uydurmaya çalışır. Her eleştiriyi tehdit, her farklı sesi ise düşmanlık olarak algılar. Dürtüsel zekâ yalnızca bireysel bir davranış biçimi değildir; zamanla siyasal kültürü de biçimlendirir. Kutuplaşmayı derinleştirir, ortak yaşamı zayıflatır ve demokratik alanları daraltır.
Demokratik olmayan, bencil ve iktidar merkezli ilişkiler de büyük ölçüde bu kültürel yoksunluğun ürünüdür. İnsan, başkasını anlamayı öğrenemediğinde onunla eşit bir ilişki kuramaz. Eşitliğin olmadığı yerde ise sevgi de dayanışma da demokrasi de kalıcı olamaz.
Esneklik, zayıflık değil; yaşamın zekâsıdır.
Esnek kültür, ilkesizlik ya da belirsizlik değildir. Tam tersine, insanı merkeze alan ilkeleri farklı koşullar içinde yeniden üretebilme yeteneğidir. Çünkü yaşam durağan değil, sürekli değişen ve yeni durumlar üreten canlı bir süreçtir. Bu nedenle demokratik toplum, katı kalıplarla değil, değişime uyum sağlayabilen bir kültürel olgunlukla inşa edilebilir.
Esnek zekâ da bu kültürün düşünsel karşılığıdır. Kendi düşüncesini sorgulayabilen, başkasından öğrenebilen, farklı deneyimlerden beslenebilen ve yeni çözümler üretebilen bir akıl biçimidir. Böyle bir zekâ, yaşamı kolaylaştırır; çatışmaları büyütmek yerine çözüm üretir, farklılıkları ayrışmanın değil birlikte yaşamanın imkânına dönüştürür.
Siyasal alanda ise esneklik, ilkelerden vazgeçmek değil; siyaseti toplumun tamamının katılabildiği demokratik bir zemine dönüştürmektir. Çünkü katı siyaset taraflar üretir; esnek siyaset ise diyalog üretir. Katı siyaset iktidarı büyütür; esnek siyaset toplumu büyütür. Demokratik kültür de tam bu noktada gelişir: İnsanların birbirini değiştirmeye çalıştığı değil, birbirini anlayarak birlikte yaşamayı öğrendiği yerde.
Katı kültür ile dürtüsel zekâ birleştiğinde ortaya demokratik birey değil, otoriter kişilik çıkar. Çünkü otoriterlik önce devletlerde değil, insanın zihninde doğar.
Gençlerin siyasal yaşama giderek daha az katılmasının nedenlerinden biri de bu olabilir. Kendilerini özgürce ifade edebilecekleri, tartışabilecekleri ve birlikte üretebilecekleri demokratik kültürel ortamlar zayıfladığında siyaset onlar için ortak yaşamı kurmanın değil, taraf olmanın ve çatışmanın alanına dönüşür. Dürtüsel zekânın egemen olduğu siyasal iklim, gençleri katılımdan çok uzaklaşmaya iter. Çünkü insanlar, dinlenmedikleri yerde konuşmak istemezler; değer görmedikleri yerde ise sorumluluk üstlenmezler.
Bu nedenle demokrasi yalnızca siyasal bir rejim değil, aynı zamanda kültürel bir uygarlık meselesidir. Demokratik toplum; esnek kültürün, kültürel zekânın ve demokratik kişiliğin birlikte geliştiği ölçüde güçlenebilir. Aksi hâlde en gelişmiş kurumlar bile, demokratik olmayan zihinler tarafından otoriter araçlara dönüştürülebilir.
Belki de bugün en temel sorumuz şudur: Daha çok bilen insanlar mı yetiştiriyoruz, yoksa daha çok anlayabilen insanlar mı?
Çünkü geleceği belirleyecek olan yalnızca bilgi birikimi değil; o bilgiyi insanlık yararına kullanabilecek kültürel derinlik, esnek zekâ ve demokratik vicdandır.
