HALKWEBYazarlarYeni Dünya Arayışı ve Dönüşmeyen İnsan

Yeni Dünya Arayışı ve Dönüşmeyen İnsan

Yeni Dünya Arayışı ve Dönüşmeyen İnsan

Demokrasinin Kayıp Halkası: Dönüşmüş İnsan

İnsanlık neden bir türlü yeni bir dünya kuramıyor?

Belki de bu soruyu yıllardır yanlış yerde arıyoruz. Çünkü gözümüz hep kurumlarda, sistemlerde ve yönetim biçimlerinde oldu. Yeni anayasalar yazdık, yeni siyasal modeller önerdik, yeni örgütlenmeler kurduk, yeni sloganlar ürettik. Her seferinde yeni bir başlangıcın eşiğinde olduğumuzu düşündük.

Ama bir süre sonra aynı sorunlar yeniden karşımıza çıktı.

Eşitsizlik başka bir biçimde geri döndü.

İktidar yeniden merkezileşti.

Özgürlük yeniden daraldı.

Ve yeni diye kurulan birçok yapı, zamanla eski dünyanın başka bir versiyonuna dönüştü.

Peki neden?

Çünkü yeni dünyanın önündeki en büyük engel, eski dünyanın kurumları değil; dönüşmeyen insandır.

Burada sözünü ettiğimiz insan, belirli bir döneme veya kuşağa ait bir insan değildir. Bu insan, bir zihniyetin ve bir kişiliğin adıdır.

Kendisini hakikatin sahibi gören…

Farklılığı birlikte yaşamın zenginliği değil, bir tehdit olarak algılayan…

Yetkiyi paylaşmaktan çok biriktiren…

Yönetmeyi, birlikte üretmenin önüne koyan…

Özgürlüğü herkes için değil, yalnızca kendisi için isteyen…

Halk adına konuşan ama halkla birlikte karar almayan…

Demokrasiyi bir yaşam biçimi olarak değil, iktidara ulaşmanın bir aracı olarak gören insan…

İşte dönüşmeyen insan budur.

Sorun tam da burada başlıyor. Çünkü insan, kurduğu kurumlara yalnızca bilgisini ve deneyimini değil, kendi kişiliğini de taşır.

Bu nedenle hiçbir toplumsal proje, onu taşıyacak insanın dönüşümünden bağımsız düşünülemez.

Kendi içinde devrimini gerçekleştirmemiş bireylerle yeni bir toplum kurmayı beklemek, tarihin en büyük yanılgılarından biridir.

Çünkü birey devrimi ile toplumsal devrim birbirinin alternatifi değil, birbirinin şartıdır.

Kendi içinde iktidarı aşamamış bir insanın eşitliği kurması zordur.

Kendi içinde demokratikleşememiş bir insanın demokratik bir toplum inşa etmesi zordur.

Kendi içinde özgürleşememiş bir insanın özgürlüğün taşıyıcısı olması da zordur.

Aynı şekilde, kadın özgürlüğünü insan özgürlüğünün ayrılmaz bir parçası olarak kavrayamamış bir bilincin yeni bir dünya kurması da zordur.

Çünkü kadın özgürlük sorunu, yalnızca kadınlara ait bir mesele değildir; insanın tarih boyunca ürettiği egemenlik ilişkilerini aşabilmesinin en önemli sınavlarından biridir.

Kadını özgürleştirecek olan bir cinsiyet değildir; dönüşmüş ve kendi devrimini gerçekleştirmiş insandır.

Çünkü özgürlük, birinin diğerine verdiği bir lütuf değil, eşit ve ortak bir yaşamın birlikte inşasıdır.

Bu nedenle kadınla eşit koşullarda yürümeyi öğrenemeyen bir bilinç, demokratik bir toplumun da taşıyıcısı olamaz.

Kadın özgürlüğünü kendi özgürlüğünün bir koşulu olarak göremeyen bir kişilik, kendi dönüşümünü de tamamlamış sayılamaz.

Bu nedenle dönüşmeyen insan, yalnızca eski dünyada yaşamaz; girdiği her yerde eski dünyayı yeniden üretir.

Tarih, biraz da bu yüzden kendini tekrar eder.

Çünkü insanlık, çoğu zaman iktidarları değiştirdi ama iktidar kültürünü değiştiremedi.

Yönetimleri değiştirdi ama yönetme alışkanlığını değiştiremedi.

Kurumları yeniledi ama kişiliğini yenileyemedi.

Bazen bir saray yıkıldı, fakat saray zihniyeti ayakta kaldı.

Bazen bir rejim sona erdi, fakat o rejimi üreten insan değişmedi.

Bu nedenle birçok devrim, kendi sınırına insanın dönüşemediği yerde ulaştı.

Çünkü dönüşmeyen insan, en sonunda eski dünyanın yeni bekçisi hâline gelir.

İşte demokrasinin kayıp halkası da tam burada ortaya çıkıyor:

Dönüşmüş insan.

Çoğu zaman demokrasi üzerine konuşurken kurumları, yasaları ve seçimleri tartışıyoruz. Oysa demokrasi, yalnızca bir yönetim tekniği değildir. Demokrasi, her şeyden önce bir kişilik meselesidir.

Kendi doğrularını mutlaklaştırmayan bir kişilik…

Dinlemeyi bilen bir kişilik…

Eleştiriyi düşmanlık değil, gelişme imkânı olarak gören bir kişilik…

Yetkiyi paylaşabilen bir kişilik…

Başkalarının özgürlüğünü kendi özgürlüğünün güvencesi olarak kabul eden bir kişilik…

İşte demokratik toplumun gerçek zemini budur.

Çünkü insan kendi içinde çoğul değilse, kurduğu meclisler de çoğul olamaz.

İnsan kendi içinde özgür değilse, kurduğu kurumlar da özgürleşemez.

İnsan kendi içinde iktidarı sınırlayamıyorsa, kurduğu sistemler de sonunda iktidarın hizmetine girer.

Bu yüzden yeni bir dünya arayışı, gerçekte yeni bir insan arayışıdır.

Belki de insanlığın şimdiye kadar en çok ihmal ettiği devrim de budur:

Kendini dönüştürme devrimi.

Çünkü yeni toplumun temeli yalnızca yeni fikirler değildir; yeni bir kişiliktir.

Yeni toplumun kurucu gücü yalnızca programlar değildir; dönüşmüş insanlardır.

Yeni dünya, insanın kadınla, doğayla ve birbirleriyle kurduğu ilişkinin özgürlük temelinde yeniden inşa edilmesiyle mümkün olacaktır.

Ve belki de artık kendimize şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:

Biz gerçekten yeni bir dünya mı istiyoruz, yoksa dönüşmeyen insanla yeni bir dünya kurabileceğimizi mi sanıyoruz?

Çünkü dönüşmeyen insanla yeni bir dünya kurulamaz.

Dönüşmeyen insanla demokrasi derinleşemez.

Dönüşmeyen insanla özgürlük kök salamaz.

Kadın özgürlüğünü içselleştirmemiş bir bilinçle demokratik bir toplum kurulamaz.

Devrimini gerçekleştirmiş bireyler olmadan yeni bir toplum kurulamaz.

Ve insanlığın bütün arayışlarının sonunda bizi bekleyen hakikat belki de yalnızca şudur:

İnsan dönüşmeden demokrasi tamamlanmaz.

İnsan dönüşmeden yeni toplum kurulamaz.

İnsan dönüşmeden hiçbir devrim tamamlanmış değildir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI