HALKWEBYazarlarDevlet-i Aliyye’nin Kayıp Düsturu

Devlet-i Aliyye’nin Kayıp Düsturu

Bir devletin gerçek çöküşü, hazinesi boşaldığında değil; insanların adalete olan inancı kaybolduğunda başlıyor.

0:00 0:00

İnsan geçmişe bakınca bazen yalnız tarihi görmüyor. Bugünü de görüyor.

“Düstur” eski kelime. Ama anlattığı şey çok tanıdık aslında. İnsanın içindeki ölçü gibi. Kimse görmezken bile bozmadığı tarafı gibi. Vicdanın sessiz hali gibi.

Bugün toplumun içinde ağır bir huzursuzluk var. İnsanlar yalnız geçim sıkıntısıyla bunalmıyor. En çok da adaletsizlikleri ve güce yakın duran liyakatsiz insanların kolayca yükseldiğini gördüklerinde içten içe kırılıyor.

En acısı da çocuklar ve gençler bunu görüyor.

Bir genç çalışarak bir yere gelebileceğine inanmazsa, emeğinin karşılığını alamayacağını düşündüğü yerde uzun süre durmaz. Çünkü insan yalnız para için değil, adalet duygusu için de emek verir.

Osmanlı da zaten bir gecede çökmedi. Devlet-i Aliyye’yi yalnız savaşlar yıkmadı. Önce içeride düzen gevşedi. Tımar sistemi zayıfladı. Vergi düzeni bozuldu. Devlet para bulmak için iltizama daha çok yaslandı. Vergi toplaması gereken bazı insanlar devleti değil, kendi çıkarını düşünmeye başladı. Köylünün yükü ağırlaştı.

Sonra liyakat bozuldu. İşini iyi yapan değil, güçlüye yakın duran öne geçti. Yeniçeri Ocağı bile bir yerden sonra devletin gücü olmaktan çıkıp değişime direnen bir yapıya dönüştü. Devlet dışarıdan değil, önce içeriden yorulmaya başladı.

Borçlar arttı. Ardından Düyun-u Umumiye kuruldu. Düşünün… Bir devlet kendi gelirinin bir kısmını yabancıların topladığı hale geliyor. Bir millet için bundan daha ağır kaç yara vardır?

Çöküş dediğimiz şey zaten çoğu zaman bir anda gelmiyor. İnsanlar bazı yanlışlara alışıyor. Küçük tavizler normalleşiyor. Sessizlik büyüyor. Sonra bir gün toplum, neyi ne zaman kaybettiğini fark edemeyecek hale geliyor.

Bugün insanları yalnız geçim derdi bunaltmıyor. Sürekli gerilim dili, sürekli öfke hali insanın ruhunu sıkıştırıyor. Çünkü insan huzur olmayan yerde sağlıklı düşünemiyor. Sürekli kaygıyla yaşayan toplumlar üretmeye değil, günü kurtarmaya çalışıyor.

Ama toparlanma hala mümkün.

Bazen bir öğretmenin işini hakkıyla yapmasıyla başlıyor.
Bir hakimin eğilmemesiyle.
Bir doktorun vicdanını kaybetmemesiyle.
Bir insanın kimse görmezken bile doğru davranmasıyla…

Çünkü düstur yalnız devletin değil, insanın da omurgası.

Bir memleketi ayakta tutan şey yalnız para değil.
İnsanların birbirine güvenebilmesi.

O güven kaybolunca,
en büyük devletler bile önce içinden çökmeye başlıyor.

Ve bir devletin gerçek çöküşü, hazinesi boşaldığında değil; insanların adalete olan inancı kaybolduğunda başlıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI