Şiddeti sadece yumruk sanıyoruz. Yanlış. Ses yükseliyor. Hakaret ediliyor. Tehdit geliyor. Aşağılanıyorsunuz. İtibarınız hedef alınıyor. Kadın doktor olarak şunu açık söylemek zorundayım: Şiddet yalnız darp değildir. Gün boyu hissettiğiniz baskıdır. Güvensizliktir. Sınır ihlalidir.
Ve bu tablo artık kişisel hissiyat değil; ölçülebilen bir gerçek. Türk Tabipleri Birliği’nin 2024 Sağlıkta Şiddet Çalıştayı Raporu’na göre sağlık çalışanlarının %44,7’si son 12 ay içinde işyerinde şiddete maruz kaldığını bildiriyor. Şiddetin büyük kısmı sözlü şiddet (%48,2). Ardından mobbing (%15) ve fiziksel şiddet (%10,4) geliyor. Cinsel taciz (%1,6) ise kayda geçebilen kısmı; çoğu zaman görünmeyen, söylenmeyen, sessizliğe gömülen kısmı değil.
Bu ülkede sağlık kurumunda şiddet artık istisna değil; yerleşmiş bir sorun.
Kadın doktorların daha sık hedef olması tesadüf değil. Beyaz Kod verilerini inceleyen bir çalışmada (345 olgunun analizi), şiddete maruz kalan sağlık çalışanlarının %63,18’inin kadın olduğu raporlanmış. Mesele zayıflık değil; mesele kadın otoritesinin daha kolay sınanması, daha kolay küçümsenmesi ve daha kolay hedefe konması.
Bazıları kadın olduğumu göre göre “doktor bey” diyor. Bu, basit bir dil sürçmesi değil; kültürel bir kod. Sağlık alanında otorite ve temsil dili, uzun yıllar boyunca daha çok erkeklik üzerinden kurulmuş bir gelenekten besleniyor. Bu nedenle “bey” hitabı bazı ağızlarda cinsiyet ifadesi olmaktan çıkıp makam unvanı gibi kullanılıyor. Ama sonuç değişmiyor: Kadın doktorun otoritesi çoğu zaman yok sayılıyor. “Doktor hanım” demek yerine “doktor bey” demek, kadını görüp otoritesini yine de görmezden gelme refleksi. Küçük gibi görünen bu dil tercihi aslında kültürel bir kalıbın göstergesidir. Çünkü kadın hekimin sınır koyma hakkı bile daha baştan tartışılır hale getiriliyor.
Şiddetin altyapısını Beyaz Kod kayıtlarının neden analizinde de görüyoruz. Şiddeti tetikleyen nedenler arasında tedavi/uygulamadan memnuniyetsizlik (%28,1), kurala/yasaya aykırı istekler (%26,6), beklemek istememe (%23,4) ve iletişim sorunları (%21,9) yer alıyor.
Bu veri şunu gösteriyor: Şiddetin önemli bir kısmı “hak arama” değil. Şiddet çoğu zaman “kural delme” girişimi. “Benim dediğim olacak” zorbalığı.
Kadın hekimlere yönelik şiddetin bir yüzü daha var: saldırı sadece mesleğe değil, doğrudan kadınlığa yöneliyor. Yaş, görünüş, medeni hal, cinsiyet… saldırının malzemesi yapılıyor. Bu yüzden kadın doktora şiddet yalnız güvenlik meselesi değil; aynı zamanda itibar meselesi.
Ve bazı olaylar var ki, insanı sadece “rahatsız” etmez; mesleğin içine yerleşmiş bir korkuyu büyütür.
Belinde silahla hastaneye giren birini görmek, bu ülkede doktorun ne kadar savunmasız bırakıldığını tek başına anlatmaya yeter. Birkaç hafta önce Balıkesir Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik Cerrahi Polikliniği’nde buna benzer bir olay yaşandı. Poliklinikte sıra beklemek istemediği gerekçesiyle sekretere bağırmaya başlayan bir şahıs var. Öfke yükseliyor, ortam geriliyor. O sırada bir kadın öğretim üyesi devreye giriyor. Hastayı sakinleştiriyor. Bir yandan koridoru yatıştırıyor, bir yandan işi tıbbi çizgide tutmaya çalışıyor. Sonra da muayene edilmek üzere içeri alıyor.
Hasta kolundaki bir lezyondan şikayetçi. Hekim doğal olarak “ceketinizi çıkarın, muayene edelim” diyor.
Ve belindeki kocaman silahı görüyor.
Şimdi burada bir an durup düşünmeliyiz: O kadın doktorun muayene sırasında yaşadığı ruh halini düşünmelisiniz. Çünkü o an artık yalnız tıp yok. O an artık yalnız hekimlik yok. O an artık şu soru var:
“Bu odada ben güvende miyim?”
Bu cümle bile meselenin “iletişim” olmadığını anlatmaya yeter. Bir ülkenin hastanesine silah giriyorsa, problem “birkaç kişinin öfkesi” değil; güvenliğin ve hukukun boşluğudur. Kamu alanı kontrolsüz bırakılmıştır. O boşluk kapanmadıkça şiddet yolunu bulur. Ve en görünür hedefini seçer: sağlık çalışanını, doktoru… çoğu zaman da kadın doktoru.
Ve biz bunu yıllardır söylüyoruz: Hastane kapılarına X-ray cihazı konulsun. Bugün AVM girişlerinde bile var bu cihazlardan. Ama hastanede yok. Sağlık kurumu sanki şiddetin uğramadığı bir alanmış gibi davranılıyor.
Türk Tabipleri Birliği raporları da şunu açıkça söylüyor: Sağlıkta şiddet münferit değil, sistematik bir sorundur. Kurumsal önlemler güçlendirilmelidir.
Evet. Çünkü mesele birkaç “kötü insan” meselesi değil. Mesele; kural tanımazlıkla, hasta yakını baskısıyla, sistem yüküyle ve cezasızlıkla beslenen bir düzen sorunu.
Çözüm de “kınama” değil.
Çözüm; güçlü kurum refleksi, net güvenlik sistemi, hızlı yaptırım ve görünür cezadır. Hastanenin kapısından girenin, önce hukuku göreceği bir düzen gerekir. Doktorun “yalnız” kalmadığı bir düzen gerekir. Beyaz Kod’un gerçekten “kod” gibi çalıştığı, sonuç aldığı bir düzen gerekir.
Aksi halde tablo değişmez. Bugün doktora, yarın öğretmene. Bugün hastanede, yarın sokakta. Çünkü cezasızlık büyür. Şiddet alışkanlığa dönüşür.
Ve şunu unutmayalım: Bu ülkede sağlık çalışanı korunmuyorsa, aslında toplum korunmuyordur.
