HALKWEBGündemVize İmparatorluğu: Randevu Krizinin Arkasında Kim Var?

Vize İmparatorluğu: Randevu Krizinin Arkasında Kim Var?

0:00 0:00

İBüyük rant iddiaları, erişim engelleri ve cevapsız kalan sorular…

Türkiye’de son yıllarda Avrupa’ya gitmenin en zor kısmı vize almak değil, vize başvurusu yapabilmek oldu.

Bir zamanlar birkaç haftada tamamlanan süreçler bugün aylar süren bekleme listelerine dönüştü. Öğrenciler eğitim programlarını kaçırıyor, iş insanları uluslararası toplantılara katılamıyor, akademisyenler davet aldıkları konferanslara gidemiyor, aileler ise sınırların iki tarafında birbirlerine kavuşmayı bekliyor.

Milyonlarca insan aynı sorunun cevabını arıyor:

Nasıl oldu da vize başvurusu yapmak bile bu kadar zor hale geldi?

Bu sorunun cevabı yalnızca konsoloslukların iş yükünde ya da artan başvuru sayılarında aranamaz. Çünkü yaşanan kriz artık sıradan bir bürokratik yoğunluğun çok ötesine geçmiş durumda.

Bugün vatandaşların önemli bir bölümü aylarca sistemlerde randevu bulamadıklarını söylerken, aynı dönemde piyasada “hızlı randevu”, “erken tarih”, “özel takip” gibi vaatlerle faaliyet gösteren kişi ve kuruluşların varlığı dikkat çekiyor.

Doğal olarak kamuoyunun aklına şu soru geliyor:

Madem sistem tamamen dolu, bazı insanlar bu randevulara nasıl ulaşabiliyor?

 

Bu soru bugüne kadar yeterince açık biçimde cevaplanabilmiş değil.

  • Daha da dikkat çekici olan ise, bu soruların peşine düşen gazetecilik çalışmalarının karşılaştığı tablo.

Son dönemde yayımlanan bazı araştırma dosyaları, vize başvuru süreçlerinde faaliyet gösteren şirketleri, bu şirketlerin ticari ilişkilerini ve sistemin işleyişini incelemeye çalıştı. Kamu yararını ilgilendiren bu araştırmaların bazı bölümlerine ise erişim engeli getirildi.

 

İşte tam bu noktada mesele yalnızca vize meselesi olmaktan çıkıyor.

 

Çünkü demokratik toplumlarda kamuoyunu ilgilendiren iddiaların cevabı sansür değil, şeffaflıktır.

 

Bir haber yanlış olabilir.

 

Bir araştırma eksik olabilir.

 

Bir iddia gerçeği yansıtmayabilir.

 

Bunların hepsi tartışılabilir.

 

Ancak bir araştırmanın kendisine erişimin engellenmesi, kamuoyundaki soru işaretlerini azaltmak yerine çoğu zaman daha da büyütür.

 

İnsanlar şu soruyu sormaya başlar:

 

Eğer ortada açıklanamayacak bir durum yoksa, neden araştırmaların görünürlüğü sınırlandırılıyor?

 

Bu noktada ortaya çıkan tablo son derece rahatsız edici.

 

Bir tarafta milyonlarca insanın yaşadığı mağduriyet.

 

Diğer tarafta milyarlarca liralık bir ekonomik hacim.

 

Vize ücretleri, hizmet bedelleri, danışmanlık sektörü, ek servisler ve aracılık faaliyetleri düşünüldüğünde ortaya devasa bir pazar çıkıyor.

 

Vatandaş bekledikçe maliyetler büyüyor.

 

Belirsizlik arttıkça aracılar çoğalıyor.

 

Kriz derinleştikçe sistem daha karmaşık hale geliyor.

 

Tam da bu nedenle kamuoyunun şu soruyu sorması son derece meşru:

 

Bu krizden kim zarar görüyor ve kim kazanç sağlıyor?

 

Bugün tartışılması gereken konu yalnızca randevu bulunamaması değildir.

 

Asıl tartışılması gereken konu, milyonlarca insanın hayatını etkileyen bir sistemin neden yeterince şeffaf olmadığıdır.

 

Kaç randevu açılıyor?

 

Randevular hangi kriterlerle dağıtılıyor?

 

İptal edilen tarihler nasıl yeniden kullanıma sunuluyor?

 

Aracı şirketler hangi mekanizmalarla denetleniyor?

 

Bot kullanımı ve randevu ticareti iddiaları nasıl araştırılıyor?

 

Ve en önemlisi…

 

Bu sorular neden hâlâ net cevaplar bulamıyor?

 

Şeffaf yönetimlerin korkacağı sorular yoktur.

 

Hesap verebilir kurumların çekineceği araştırmalar yoktur.

 

Aksine, kamu güveni ancak açıklıkla sağlanabilir.

 

Çünkü bilgi eksikliği söylentileri doğurur.

 

Belirsizlik güvensizliği büyütür.

 

Sessizlik ise şüpheleri besler.

 

Bugün Türkiye’de yaşanan vize krizi yalnızca bir dış politika sorunu değildir.

 

Bu kriz aynı zamanda şeffaflık, hesap verebilirlik ve kamu denetimi sorunudur.

 

Milyonlarca insan aylarca randevu beklerken, kamuoyunun talebi son derece basittir:

 

Daha fazla engel değil, daha fazla açıklama.

 

Daha fazla sansür değil, daha fazla şeffaflık.

 

Daha fazla sessizlik değil, daha fazla hesap verebilirlik.

 

Çünkü vatandaşın cevabını beklediği soru hâlâ ortada duruyor:

 

Vize randevu krizinin arkasında gerçekten ne var?

 

Ve daha önemlisi…

 

Bu sistemden kimler faydalanıyor, bedelini ise kimler ödüyor?

 

Hakan URUN

YAZARIN DİĞER YAZILARI