HALKWEBYazarlarCHP NEDEN KAZANAMIYOR?

CHP NEDEN KAZANAMIYOR?

Yazı Dizisi – 11

İktidara Gelirseniz Ne Yapacaksınız?

Muhalefetin en kolay cümlesi şudur:

“Böyle yönetilmez.”

Çoğu zaman doğrudur.

Ekonomi kötü yönetilebilir.

Hukuk düzeni bozulabilir.

Kamu kaynakları yanlış kullanılabilir.

Eğitim sistemi çökebilir.

Devlet kurumları zayıflayabilir.

Muhalefetin görevi bütün bunları söylemektir.

Ama bir süre sonra toplum başka bir soru sorar:

“Peki siz ne yapacaksınız?”

İşte muhalefet ile iktidar alternatifi arasındaki fark burada başlar.

Muhalefet, mevcut düzenin sorunlarını gösterir.

İktidar alternatifi ise yerine ne koyacağını anlatır.

CHP uzun yıllardır Türkiye’nin sorunlarını anlatıyor.

Ekonomik krizi…

Adaletsizliği…

Yoksulluğu…

İşsizliği…

Eğitim sisteminin sorunlarını…

Kamu yönetimindeki bozulmayı…

Bunların büyük bölümü toplum tarafından da görülüyor.

İnsanlar markete gittiklerinde enflasyonu yaşıyor.

Kiralarını öderken barınma krizini hissediyor.

Çocuklarına iş ararken işsizliği görüyor.

Bir dava yıllarca sürdüğünde hukuk sistemindeki sorunları anlıyor.

Toplumun muhalefetten beklediği, yaşadığı sorunların kendisine tekrar tekrar anlatılması değildir.

Asıl beklenti şudur:

Bu sorunları nasıl çözeceksiniz?

Bu sorunun cevabı yalnızca parti programlarında bulunmamalıdır.

Toplum tarafından bilinmelidir.

Çünkü bilinmeyen program, siyaseten yok hükmündedir.

Bir siyasi parti yüzlerce rapor hazırlayabilir.

Çalıştaylar düzenleyebilir.

Komisyonlar kurabilir.

Uzmanlarla çalışabilir.

Binlerce sayfalık politika belgeleri yayımlayabilir.

Ama vatandaş bütün bunların sonunda şu soruya cevap veremiyorsa:

“CHP iktidara geldiğinde ne yapacak?”

Ortada ciddi bir siyasi sorun vardır.

Çünkü siyaset yalnızca politika üretmek değildir.

Üretilen politikaları toplumun anlayabileceği, inanabileceği ve kendi hayatıyla ilişkilendirebileceği ortak bir gelecek tasavvuruna dönüştürmektir.

İnsanlar yüzlerce maddelik programlara oy vermez.

Nasıl bir ülkede yaşayacaklarına dair inandırıcı bir yön duygusuna oy verir.

Çalışan yarınından neden daha az korkacak?

Emekli nasıl insanca yaşayacak?

Genç neden geleceğini başka ülkelerde aramayacak?

Çiftçi neden üretmeye devam edecek?

Çocuklar nasıl daha iyi eğitim alacak?

Bir yurttaş adaletin kendisi için de işleyeceğine neden inanacak?

Devletin kaynaklarının birkaç ayrıcalıklı çevre için değil, toplumun ortak yararı için kullanılacağı nasıl güvence altına alınacak?

İktidar alternatifi olan bir siyasi hareket, bu sorulara ayrı ayrı cevap vermekle yetinemez.

Bu cevapları ortak bir siyasal yön içinde birleştirmek zorundadır.

Çünkü seçmen yalnızca çözüm aramaz.

Yön arar.

Kendisinin ve çocuklarının nasıl bir ülkede yaşayacağını bilmek ister.

İşte CHP’nin önemli sorunlarından biri burada ortaya çıkıyor.

Partinin farklı alanlarda politikaları olabilir.

Ekonomi programı olabilir.

Eğitim politikası olabilir.

Tarım politikası olabilir.

Sosyal politikaları olabilir.

Ama bütün bunlar toplumun zihninde ortak bir Türkiye tasavvuruna dönüşüyor mu?

Seçmen CHP denildiğinde nasıl bir ülke hayal ediyor?

Bu sorunun açık bir cevabı yoksa, politikaların çokluğu siyasi güce dönüşmez.

Çünkü güçlü siyasi hareketler yalnızca politika üretmez.

Topluma bir yön gösterir.

İnsanlara yalnızca bugünün neden kötü olduğunu anlatmaz.

Yarının neden ve nasıl daha iyi olabileceğini gösterir.

Bu nedenle CHP’nin ihtiyacı daha fazla slogan değildir.

Daha fazla seçim vaadi de değildir.

İhtiyaç; toplumun anlayabileceği kadar açık, uygulanabilirliği tartışılabilecek kadar somut ve iktidara gelindiğinde hesabı sorulabilecek kadar ölçülebilir bir yönetim programıdır.

İlk yüz günde ne yapılacak?

İlk yıl hangi temel değişiklikler gerçekleştirilecek?

Beş yılın sonunda Türkiye hangi alanlarda farklı bir ülke olacak?

Hangi hedeflere ulaşılacak?

Başarının ölçüsü ne olacak?

Başarısızlığın siyasi sonucu ne olacak?

Çünkü ölçülemeyen vaatlerin hesabı sorulamaz.

Hesabı sorulamayan siyaset ise zamanla propagandaya dönüşür.

İktidar alternatifi olmak, yalnızca doğru politikalar hazırlamak değildir.

Toplumla bir siyasi sözleşme yapmaktır.

Şunu söyleyebilmektir:

“Bize yetki verirseniz bunları yapacağız.”

“Şu süre içinde yapacağız.”

“Şu kaynaklarla yapacağız.”

“Sonuçları ölçülebilir ve denetlenebilir hâle getireceğiz.”

“Başaramazsak hesabını vereceğiz.”

Güven böyle oluşur.

Belirsiz vaatlerle değil.

Açık hedeflerle.

Sürekli eleştiriyle değil.

İnandırıcı bir değişim iradesiyle.

CHP’nin kendisine sorması gereken soru bu nedenle yalnızca:

“Türkiye’nin sorunlarını doğru anlatıyor muyuz?”

değildir.

Asıl soru şudur:

“Toplum bizim çözümlerimizi biliyor mu?”

Daha önemlisi:

“Nasıl bir Türkiye kurmak istediğimizi biliyor mu?”

Eğer milyonlarca seçmen bu sorulara açık bir cevap veremiyorsa, sorun yalnızca iletişim değildir.

Çünkü iletişim, var olan bir siyasi fikri anlatır.

Ortada toplumun zihninde karşılık bulan ortak bir siyasal yön yoksa, daha fazla konuşmak sorunu çözmez.

İktidar olmak isteyen bir parti, toplumdan önce kendisine şu soruyu sormalıdır:

“Bize neden oy versinler?”

Rakibimiz kötü yönettiği için mi?

Ekonomi bozulduğu için mi?

İktidar yıprandığı için mi?

Yoksa nasıl bir Türkiye kuracağımızı bildikleri, bunu nasıl yapacağımızı gördükleri ve bize güvendikleri için mi?

Aradaki fark büyüktür.

Birincisi tepki üretir.

İkincisi umut.

Birincisi rakibin başarısızlığına bağlıdır.

İkincisi kendi siyasal gücünü yaratır.

Birincisi seçim kazandırabilir.

İkincisi ülkeyi değiştirecek toplumsal desteği oluşturabilir.

Çünkü bir siyasi parti yalnızca karşısındaki iktidarın yanlışlarıyla büyüyorsa, kaderini rakibinin başarısızlığına bağlamış demektir.

Gerçek iktidar alternatifi ise rakibinin ne yaptığına bakmadan toplumun önüne kendi yönünü koyabilen siyasi harekettir.

Türkiye’nin sorunları biliniyor.

Şimdi cevap bekleyen soru başkadır:

CHP nasıl bir Türkiye kurmak istiyor?

Bunu nasıl yapacak?

Ve toplum neden buna inanmalı?

Çünkü seçimler yalnızca “Bunlar gitsin.” diyenlerin oylarıyla kazanılmaz.

İktidar değişebilir.

İsimler değişebilir.

Kadrolar değişebilir.

Ama toplum değişimin nereye gideceğini bilmiyorsa, umut kısa sürede belirsizliğe dönüşür.

Bu nedenle iktidar iddiasının en temel şartı, yalnızca mevcut düzenin neden değişmesi gerektiğini anlatmak değildir.

Yerine neyin kurulacağını açıkça gösterebilmektir.

Çünkü toplum yalnızca “Kim gidecek?” sorusuna cevap aramaz.

“Ne gelecek?” sorusuna da güvenmek ister.

YAZARIN DİĞER YAZILARI