HALKWEBYazarlarBİR PARTİ BÖLÜNÜRSE…

BİR PARTİ BÖLÜNÜRSE…

Bazı çatılar vardır…

Altında yalnız insanlar yaşamaz.

Bir milletin hafızası yaşar.

Cumhuriyet Halk Partisi de böyledir.

Çünkü CHP…

Sadece seçimlere giren bir siyasi parti değildir.

O çatı…

Erzurum Kongresi’nin iradesiyle yükselmiştir.

Sivas Kongresi’nin cesaretiyle güçlenmiştir.

Sakarya’nın barut kokusunu taşır.

Lozan’ın mürekkebi hâlâ duvarlarındadır.

Cumhuriyet’in ilk nefesi oradadır.

İşte bu yüzden…

CHP’de yaşanan hiçbir kırılma, yalnızca CHP’nin meselesi değildir.

Çünkü bazı kurumlar kendilerine ait değildir.

Milletin ortak hafızasına emanettir.

 

Son günlerde herkes aynı soruyu soruyor.

Kim gidecek?

Kim kalacak?

Kim haklı?

Kim haksız?

Yanlış soru…

Asıl soru şudur:

Türkiye’nin kurucu partisini bugün bu noktaya kim getirdi?

Yıllardır “baba ocağı” dedik.

Peki şimdi ne oldu?

Baba ocağı…

İlk fırtınada terk edilecek bir ev miydi?

İlk anlaşmazlıkta kapısı çekilip gidilecek bir bina mıydı?

Yoksa içinde kavga da olsa, sofrası dağılmasın diye uğruna mücadele edilen ortak bir miras mıydı?

 

Siyaset, sabırsız insanların mesleği değildir.

Hele kurucu partiler…

Hiç değildir.

Çünkü kurucu partiler, günü kurtarmak için değil…

Yüzyılları taşımak için vardır.

Bugün yeni bir parti kurabilirsiniz.

Bir tabela asabilirsiniz.

Bir logo tasarlayabilirsiniz.

Bir kongre düzenleyebilirsiniz.

Kalabalıklar toplayabilirsiniz.

Peki…

Yüz yıllık bir hafızayı hangi matbaada yeniden basacaksınız?

Sivas Kongresi’nin cesaretini hangi binaya taşıyacaksınız?

Birinci Meclis’in iradesini hangi tabelaya yazacaksınız?

Lozan’ın özgüvenini hangi logoya sığdıracaksınız?

Cumhuriyet’in kurucu ruhunu hangi seçim bildirgesine koyacaksınız?

İşte cevabı en zor sorular bunlardır.

 

Bugün Türkiye’nin ihtiyacı yeni tabelalar değildir.

Yeni sloganlar değildir.

Yeni kavgalar hiç değildir.

Türkiye’nin ihtiyacı…

Güven veren kurumlardır.

İlkelerine sadık siyasetçilerdir.

Koltuğu değil, Cumhuriyet’i önceleyen bir siyaset anlayışıdır.

Çünkü tarih bize aynı gerçeği defalarca gösterdi.

Siyaset kişiselleştiği anda…

Cumhuriyet küçülmeye başlar.

Kurumların yerini kişiler aldığında…

Demokrasi sessizce geri çekilir.

Ve alkışların en yüksek çıktığı salonlarda bile…

Tarih usulca kapıyı aralar ve çıkar gider.

 

Cumhuriyet kolay kurulmadı.

Mustafa Kemal ve arkadaşları aynı düşündükleri için değil…

Aynı ülkeye inandıkları için birlikte yürüdüler.

O masalarda tartışma vardı.

İtiraz vardı.

Fikir ayrılığı vardı.

Ama hiç kimse…

Kendisini Cumhuriyet’ten büyük görmedi.

Çünkü biliyorlardı.

Devlet kalmalıydı.

Cumhuriyet kalmalıydı.

Kurumlar kalmalıydı.

İnsanlar değişebilirdi.

Bugün ise tam tersini konuşuyoruz.

Kurumlar yıpranıyor.

İsimler büyüyor.

İlkeler susuyor.

Ego büyüdükçe…

Cumhuriyet küçülüyor.

 

Belki de artık şu cümleyi yüksek sesle kurmanın zamanıdır.

Cumhuriyet Halk Partisi…

Hiç kimsenin siyasi kariyer basamağı değildir.

Hiç kimsenin kişisel mülkü değildir.

Hiç kimsenin tapulu arazisi değildir.

O parti…

Bu ülkenin ortak vicdanıdır.

Ortak hafızasıdır.

Ortak emanetidir.

Ve emanet…

Sahip olunacak bir şey değildir.

Korunacak bir şeydir.

Bugün verilen her karar…

Yalnız bugünü değil…

Cumhuriyet’in ikinci yüzyılını da etkileyecektir.

Çünkü tarih…

Kimlerin ayrıldığını uzun uzun yazmaz.

Ama şunu mutlaka yazar:

Birileri giderken…

Cumhuriyet’i mi büyüttü?

Yoksa yalnızca kendi hikâyesini mi?

İşte bütün mesele budur.

Çünkü gün gelir…

Yeni partilerin tabelaları eskir.

Liderlerin isimleri unutulur.

Sloganlar silinir.

Seçim afişleri çöpe gider.

Fakat Cumhuriyet…

Ya kalır.

Ya da yara alır.

Ve eğer bir gün Cumhuriyet’in kurucu partisinde insanlar, birbirlerine rakip olmayı Cumhuriyet’e omuz vermekten daha önemli görmeye başlarsa…

O gün kaybeden yalnız bir parti olmaz.

Kaybeden…

Yüz yıllık bir hafıza olur.

Kaybeden…

Cumhuriyet fikri olur.

Çünkü bazı yenilgiler sandıkta yaşanmaz.

Bazı yenilgiler…

Hafızanın parçalandığı gün başlar.

YAZARIN DİĞER YAZILARI