“Üçe kadar sayıyorum…”
Bizim çocukluğumuzun en büyük tehdidiydi.
Ama aslında tehdit değildi.
Bir merhamet cümlesiydi.
Çünkü hiçbirimiz üçe ulaşmak istemezdik.
Mutlaka bir “iki buçuk” çıkardı araya.
Bir nefes…
Bir umut…
Bir vazgeçiş…
Çocuk aklıyla bile bilirdik:
İnsana verilen en büyük hediye, son bir şanstır.
Sonra büyüdük.
Ve galiba ilk kaybettiğimiz şey de o “iki buçuk” oldu.
Artık kimse durmuyor.
Kimse beklemiyor.
Kimse vazgeçmiyor.
Öfke, düşünceden daha hızlı koşuyor.
Nefret, vicdandan daha yüksek sesle konuşuyor.
Ve insan hayatı…
Bir cümlenin sonuna iliştirilen bir rakama dönüşüyor.
20 Temmuz 2015…
Suruç.
Sınırın öte yanında yıkılmış bir kente umut taşımak isteyen gençler…
Çantalarında oyuncaklar…
Kitaplar…
Boyalar…
Türküler…
Hayata inanan insanların o tanıdık telaşı…
Sonra…
Bir patlama.
Saat durdu.
Takvim yürüdü.
Ama bazı hayatlar hep o saniyede kaldı.
Aradan on bir yıl geçti.
Bir ülke için on bir yıl uzun bir zamandır.
Bir anne içinse…
Çocuğunu beklediği son gün kadar kısadır.
Çünkü acının takvimi olmaz.
Yasın saati durur.
İşte bu yüzden Suruç yalnızca bir tarih değildir.
Bir hafıza sınavıdır.
Bir vicdan sınavıdır.
Bir adalet sınavıdır.
Ve en çok da insan kalabilme sınavıdır.
Çünkü unutmak bazen doğal değildir.
Bazen öğretilir.
Bazen tavsiye edilir.
Bazen teşvik edilir.
“Geçmişi kurcalamayın…”
“Önünüze bakın…”
“O günleri konuşmanın ne faydası var?”
Oysa hafızasını kaybeden toplumların geleceği olmaz.
Çünkü unutulan her acı…
Yalnızca geçmişi değil…
Geleceği de yaralar.
Belki bu yüzden çocukluğumuza dönmek gerekiyor.
Yine biri bağırsın:
“Üçe kadar sayıyorum…”
Ve içimizden bir çocuk usulca seslensin:
“Dur…
Daha iki buçuktayız…”
Belki medeniyet de budur.
Tam “üç” diyecekken durabilmek…
Bir hayatı, bütün öfkelerden daha değerli görebilmek…
Hatırlamayı bir yük değil, insan olmanın borcu sayabilmek…
Çünkü bir ülke…
Sahip olduğu yollarla, köprülerle, binalarla değil…
Kaybettiklerini nasıl hatırladığıyla büyür.
Suruç’ta yaşamını yitiren 33 insanı saygıyla anıyorum.
Adalet, yalnızca mahkeme salonlarında verilen bir karar değildir.
Adalet…
Hatırlamaya devam eden vicdanların sessiz ama inatçı direnişidir.
Ve bir ülke…
Çocukları “iki buçuk” demeyi bıraktığında değil;
Büyükleri o sözü unuttuğunda karanlığa teslim olur.
