HALKWEBYazarlarKadınlardan Korkanlar, Gelecekten Korkuyor

Kadınlardan Korkanlar, Gelecekten Korkuyor

Türkiye’de bazı tartışmalar hiç değişmiyor.

Ekonomik kriz derinleşiyor, kadınlar konuşuluyor.

Yoksulluk büyüyor, kadınlar konuşuluyor.

İşsizlik artıyor, kadınlar konuşuluyor.

Çocuklar yoksulluk içinde büyüyor, kadınlar konuşuluyor.

Sanki bu ülkenin bütün sorunlarının merkezinde kadınların nasıl yaşadığı, nasıl çalıştığı, nasıl giyindiği varmış gibi…

Oysa gerçek başka yerde.

Gerçek, ay sonunu getiremeyen emekçide.

Gerçek, her geçen gün daha fazla sömürülen işçide.

Gerçek, kamusal kaynakların sermayeye aktarılmasında.

Gerçek, laikliğin adım adım aşındırılmasında.

Fakat bütün bunları konuşmak yerine kadınların yaşamı sürekli bir denetim ve müdahale alanına dönüştürülüyor.

Kamuoyunda “Cübbeli Ahmet” olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü’nün yıllardır kadınların çalışma yaşamına, toplumsal yaşamdaki yerine ve kadın-erkek ilişkilerine dair yaptığı açıklamalar da bu tablonun dışında değil.

Çünkü burada mesele yalnızca bir kişinin sözleri değil.

Mesele, kadınları toplumun eşit ve özgür bireyleri olarak görmek istemeyen bir zihniyetin kendisidir.

Bu zihniyet için kadın çalışmamalıdır.

Bu zihniyet için kadın görünmemelidir.

Bu zihniyet için kadın karar vermemelidir.

Bu zihniyet için kadın kendi yaşamı üzerinde söz sahibi olmamalıdır.

Çünkü özgür kadın, itaat düzeninin karşısına dikilen en güçlü toplumsal gerçekliklerden biridir.

Gericilik tam da bundan korkar.

Kadınların çalışmasından korkar.

Kadınların okumasından korkar.

Kadınların düşünmesinden korkar.

Kadınların örgütlenmesinden korkar.

Kadınların eşitlik istemesinden korkar.

Çünkü kadın özgürleştiğinde yalnızca bir kadın özgürleşmez.

Bir ev değişir.

Bir mahalle değişir.

Bir işyeri değişir.

Bir toplum değişmeye başlar.

Bu yüzden kadınlara yönelik her gerici müdahale aslında toplumsal dönüşüm ihtimaline yönelmiş bir müdahaledir.

Bugün milyonlarca kadın sabahın ilk ışıklarıyla birlikte yola çıkıyor.

Fabrikalara gidiyor.

Atölyelere gidiyor.

Hastanelere gidiyor.

Okullara gidiyor.

Tarlalara gidiyor.

Ofislere gidiyor.

Ve çoğu zaman erkeklerle aynı işi yapmasına rağmen daha düşük ücret alıyor.

Daha güvencesiz koşullarda çalışıyor.

Daha fazla baskıya maruz kalıyor.

Üstelik eve döndüğünde ikinci bir mesai daha başlıyor.

Çocuk bakımı.

Ev işleri.

Yaşlı bakımı.

Görünmeyen emek.

Karşılığı ödenmeyen emek.

Toplumun üzerine kurulduğu ama çoğu zaman adı bile anılmayan emek.

İşte tam da bu nedenle kadınların çalışma hayatını hedef alan her söz yalnızca bir fikir açıklaması değildir.

Kadınların ekonomik bağımsızlığına yönelmiş siyasal bir tutumdur.

Çünkü ekonomik bağımsızlık özgürlüğün temel koşullarından biridir.

Ekonomik olarak bağımlı bırakılan kadın daha kolay denetlenir.

Daha kolay susturulur.

Daha kolay boyun eğmeye zorlanır.

Gericiliğin kadınlara çizdiği sınırlar ile sermaye düzeninin kadın emeğinden beklentileri çoğu zaman aynı noktada buluşur.

Birisi ucuz emek ister.

Diğeri itaat.

Birisi sessizlik ister.

Diğeri teslimiyet.

Birisi güvencesizlikten beslenir.

Diğeri eşitsizlikten.

Bu yüzden kadınların özgürlük mücadelesi aynı zamanda emek mücadelesidir.

Aynı zamanda laiklik mücadelesidir.

Aynı zamanda eşit yurttaşlık mücadelesidir.

Nazım Hikmet yıllar önce memleketin kadınlarını anlatırken onların süsünü değil yükünü anlatıyordu.

Çünkü bu ülkenin kadınları hayatın kenarında duran insanlar değildi.

Hayatın kendisiydi.

Köy yolunda yürüyen kadın da oydu.

Tütün dizen kadın da.

Çocuğunu sırtında taşıyan kadın da.

Fabrikaya giden kadın da.

O şiirdeki kadınlar yalnızca bir dönemin kadınları değildi.

Bugünün kadınlarıydı.

Bugün de aynı eller üretmeye devam ediyor.

Bugün de aynı omuzlar hayatı taşımaya devam ediyor.

Bugün de aynı kadınlar yoksulluğa, sömürüye ve eşitsizliğe karşı direnmeye devam ediyor.

Fakat artık yalnızca taşıyan değil, konuşan kadınlar var.

Yalnızca çalışan değil, hak talep eden kadınlar var.

Yalnızca hayatta kalmaya çalışan değil, yaşamı değiştirmek isteyen kadınlar var.

Asıl rahatsızlık da burada başlıyor.

Çünkü gericilik kadınları fedakârlığa çağırabilir.

Sabra çağırabilir.

Sessizliğe çağırabilir.

Ama eşitlik talep eden kadın karşısında çaresiz kalır.

Çünkü eşitlik fikri bir kez topluma yayıldığında onu geri çevirmek mümkün değildir.

Bugün kadınların çalışma hakkını tartışmaya açanlar, yarının dünyasını değil geçmişin hayaletlerini savunuyor.

Bugün kadınların kamusal yaşamdaki yerini sorgulayanlar, geleceği değil geçmişi temsil ediyor.

Tarih ise geriye doğru akmıyor.

Kadınların özgürlük mücadelesi de geriye gitmiyor.

Çünkü bu ülkenin kadınları yalnızca hayatın yükünü taşımıyor.

Hayatı yeniden kuruyor.

Ve hayatı kuranlar, er ya da geç geleceği de kuruyor.

İşte bütün gerici öfkenin nedeni budur.

Kadınlardan korkmuyorlar.

Kadınların kuracağı eşit ve özgür gelecekten korkuyorlar.

YAZARIN DİĞER YAZILARI