Dün Menderes için bir soru sorduk:
“Kimi yendiniz?”
Birbirinizi mi?
CHP, Yeni Parti’yi mi?
Yeni Parti, CHP’yi mi?
Sonuçta sandıkta AKP’nin kazanamadığı belediyenin başkanlık makamına AKP’li bir isim oturdu.
Bugün ise başka bir soru sormak gerekiyor:
Ne oluyor size?
Çünkü daha sandığın tozu kalkmadan hüküm verdiniz:
“CHP, AKP ile işbirliği yaptı!”
Nasıl bu kadar emindiniz?
Elinizde belge mi vardı?
Gizli oylamada kimin hangi oyu kullandığını mı gördünüz?
Bir anlaşmaya mı tanık oldunuz?
Hayır.
Ortada belirsizlik vardı.
Siz belirsizlikten kesin hüküm, kendi siyasi başarısızlığınızdan da başkasına suç ürettiniz.
Şimdi Yeni Parti’den iki belediye meclis üyesi istifa etti.
Bu istifalar o iki oyun kime ait olduğunu kesin olarak kanıtlıyor mu?
Hayır.
Zaten mesele tam olarak bu:
Bilmiyoruz.
Bilmiyorsak sorarız.
Araştırırız.
Şüphe ederiz.
Kanıt ararız.
Ama insanları “hain”, “işbirlikçi”, “aparat” diye damgalamayız.
İnsanı asıl ürküten de burada başlıyor.
Ne ara bu hâle geldik?
Üstelik bunu yapanlar koca koca insanlar…
Akademisyeni…
Gazetecisi…
Yazarı…
Şairi…
Yıllarca demokrasi, hukuk, özgürlük ve ahlak üzerine konuşmuş insanlar…
Ne oluyor size?
Bir siyasi aidiyet insanın muhakemesini bu kadar mı kolay teslim alır?
Daha dün iktidarda eleştirdiğiniz yöntemleri bugün nasıl bu kadar rahat kullanabiliyorsunuz?
Yıllarca ne dedik?
“Algı yaratıyorlar.”
“Başarısızlıklarını düşman üreterek örtüyorlar.”
“Gerçeğin yerine propaganda koyuyorlar.”
Peki bugün yapılan ne?
31 Mart’ta AKP’nin kazanamadığı Menderes’in başkanlık makamına AKP’li bir isim oturmuş.
Bu açık bir siyasi başarısızlıktır.
Normal olan neydi?
“Nerede hata yaptık?”
“Bu sonucu neden engelleyemedik?”
“Kendi grubumuzda ne yaşandı?”
diye sormak.
Ama özeleştiri zordur.
Bir suçlu bulmak çok daha kolaydır.
Sonra hikâye hazır:
“CHP, AKP ile anlaştı!”
Bitti.
Artık kendi stratejinizi sorgulamanıza gerek yok.
Kendi meclis grubunuzdaki olası çözülmeyi konuşmanıza gerek yok.
Dün CHP’yi yönetirken Menderes’te başlayan sorunlardaki kendi sorumluluğunuzu hatırlamanıza da gerek yok.
Suçlu bulundu:
Öteki.
İtirazım tam olarak buna.
CHP adına değil.
Yeni Parti’ye karşı da değil.
Bu siyasi kültüre karşı.
Çünkü demokrasi yalnızca karşı tarafın yalanını teşhir etmek değildir.
Kendi tarafınız konuşurken de:
“Kanıtın ne?”
diye sorabilmektir.
Aydın olmak da yalnızca iktidara muhalif olmak değildir.
Aydın olmanın belki de en ağır bedeli, ait olduğunuz mahallenin alkışladığı yalana karşı çıkabilmektir.
Yoksa diploma…
Akademik unvan…
Gazeteci kimliği…
Yazılmış kitaplar…
Şiirler…
Hiçbiri insanı fanatizmden korumuyor.
Dün Menderes üzerinden şunu söyledik:
Siz birbirinizi yenmeye çalışırken AKP kazandı.
Bugün bir adım daha ileri gidiyorum:
Mesele yalnızca AKP’nin bir belediye başkanvekilliğini kazanması değil.
Çok daha tehlikeli bir şey oluyor.
AKP’nin yıllardır eleştirdiğimiz siyaset yapma biçimi, muhalefetin içine sızıyor.
Kanıt yerine kanaat…
Özeleştiri yerine düşman yaratmak…
Başarısızlığın hesabını vermek yerine suçlu üretmek…
Gerçeğin yerine algı…
Eleştirinin yerine yafta…
Ve sonunda:
“Biz yapıyorsak doğrudur.”
İşte tehlike burada.
Çünkü bir siyasi iktidara yıllarca karşı çıkıp onun yöntemlerini benimsemeye başladıysanız, farkında olmadan ona benzemeye başlamışsınız demektir.
Dün sorumuz şuydu:
“Kimi yendiniz?”
Bugün sorumuz daha ağır:
“Kime benziyorsunuz?”
Akademisyeni…
Gazetecisi…
Yazarı…
Şairi…
Koca koca insanlar…
Bir kez daha sorun kendinize:
Ne oluyor size?
Çünkü AKP’lileşmek için AKP’ye üye olmanız gerekmez.
Gerçeği işinize geldiği kadar savunmaya başladığınızda…
Kanıtsız suçlamayı siyaset sandığınızda…
Kendi başarısızlığınızı bir “hain” yaratarak örtmeye çalıştığınızda…
Eleştirdiğiniz düzenin yöntemlerini kendi mahalleniz için meşru gördüğünüzde…
Rozetiniz başka olabilir.
Ama siyasetiniz artık itiraz ettiğiniz siyasetin aynasıdır.
Ve işte o zaman AKP yalnızca Menderes’teki koltuğu kazanmış olmaz.
Sizin siyaset yapma biçiminizi de ele geçirmiş olur.
Asıl yenilgi budur.
Hakan URUN
