HALKWEBYazarlarFİKRİNİ DEĞİŞTİRMEDİN, FİYATINI SÖYLEDİN!

FİKRİNİ DEĞİŞTİRMEDİN, FİYATINI SÖYLEDİN!

Bir insan fikrini değiştirebilir.

İnancını değiştirebilir.

Hayat tarzını değiştirebilir.

Dün doğru bildiğine bugün yanlış diyebilir.

Bunda utanılacak hiçbir şey yok.

Ama bazıları fikir değiştirmiyor. Fiyatını söylüyor.

Makam veriyorsun, değişiyor.

Para veriyorsun, değişiyor.

İhale veriyorsun, değişiyor.

Koltuğun ucunu gösteriyorsun, yıllarca savunduğu değerleri kapının önüne bırakıp koşarak geliyor.

Dün “namus meselesi” dediğini bugün pazarlık konusu yapıyor.

Dün “asla” dediğinin bugün önünde düğme ilikliyor.

Dün yerden yere vurduğunu bugün göklere çıkarıyor.

Sonra da utanmadan buna:

“Şartlar değişti.”

diyor.

Hayır.

Şartlar değişmedi.

Senin çıkarın değişti.

Bunun adı fikir değişikliği değildir.

Bunun adı siyasal dönüşüm hiç değildir.

Bunun adı düpedüz çıkar karşılığında karakter kiralamaktır.

Çünkü gerçek fikir değişikliğinin bir düşünsel hikâyesi vardır.

İnsan neden yanıldığını anlatır.

Neyi yeniden düşündüğünü açıklar.

Dün söylediği sözlerle yüzleşir.

Gerekirse özür diler.

Ve en önemlisi:

Yeni düşüncesinin karşılığında kendisine ne makam verileceğini hesaplamaz.

Ama bizim memlekette tuhaf bir “aydınlanma” biçimi türedi.

Ne hikmetse bazı insanların kafasına ışık tam da koltuk görünce düşüyor!

Makam geliyor, fikir değişiyor.

Güç el değiştiriyor, vicdan güncelleniyor.

Yeni bir kapı açılıyor, eski bütün laflar unutuluyor.

Ve bu mucizevi dönüşümlerin sonunda tesadüfe bakın ki hep bir makam, nüfuz, para ya da başka bir çıkar beliriyor.

Ne büyük düşünsel tesadüf!

Asıl mesele birkaç döneğin varlığı da değil.

Her toplumda çıkarcı vardır.

Her dönemde dalkavuk vardır.

Her iktidarın çevresinde yanaşma bulunur.

Tehlike başka yerde:

Dönekliğin utanılacak bir şey olmaktan çıkıp kariyer yöntemine dönüşmesinde.

İşte toplumsal çürüme burada başlıyor.

Çünkü bir toplum yalnızca hukukla ayakta durmaz.

İnsanların birbirlerine ilişkin temel bir güven duygusuyla yaşar.

Bir siyasetçinin söylediği söze inanmasanız bile, hiç değilse o sözü gerçekten düşündüğüne inanmak istersiniz.

Bir gazetecinin yazdığının arkasında kanaati olduğunu düşünmek istersiniz.

Bir aydının savunduğu değerin yarın kendisine makam teklif edildiğinde çöpe atılmayacağını varsaymak istersiniz.

Bunların hepsi ortadan kalktığında geriye korkunç bir soru kalır:

“Kaça?”

Kaç liraya susacak?

Hangi makam karşılığında dönecek?

Hangi koltuk için dün söylediğini inkâr edecek?

Hangi çıkar uğruna arkadaşını, partisini, düşüncesini, geçmişini satacak?

İşte toplumun birbirine bakarken sormaya başladığı soru buysa, mesele artık siyasal değildir.

Ahlaki bir çöküştür.

Daha kötüsü de var.

Bu düzen dürüst insanı cezalandırırken hokkabazı ödüllendiriyor.

İlkesini koruyana “inatçı” deniyor.

Dün söylediğinin arkasında durana “siyaseti bilmiyor” deniyor.

Güce boyun eğmeyene “gerçekçi değil” deniyor.

Ama her devrin adamına?

“Pragmatik.”

Hadi oradan!

Her omurgasızlığın üzerine “pragmatizm” etiketi yapıştırarak ahlaksızlığı siyaset bilimi kavramına çeviremezsiniz.

Her teslimiyet uzlaşma değildir.

Her suskunluk strateji değildir.

Her saf değiştirme değişim değildir.

Her çıkar ortaklığı siyaset değildir.

Bazısının adı düpedüz dönekliktir.

Bunların ideolojilerini de boşuna aramayın.

Sağcı değildirler.

Solcu değildirler.

Muhafazakâr değildirler.

Liberal değildirler.

Milliyetçi değildirler.

Onların tek ideolojisi vardır:

KENDİLERİ.

Tek ilkeleri:

ÇIKARLARI.

Tek davaları:

KOLTUKLARI.

Tek siyasi programları:

“Bana ne düşüyor?”

Bugün güç kimdeyse onun yanındadırlar.

Yarın güç el değiştirirse herkesten önce karşı tarafa koşarlar.

Dün önünde eğildikleri insan yere düştüğünde ilk tekmeyi de onlar vurur.

Çünkü sadakatleri insana, düşünceye veya değere değildir.

Sadakatleri güçedir.

İşte bu yüzden bunlara yalnızca “dönek” deyip geçmek bile meseleyi küçültüyor.

Bunlar toplumsal güveni kemiren insan tipinin siyasal temsilcileridir.

Çünkü her satış normalleştirildiğinde dürüstlüğün değeri biraz daha düşüyor.

Her omurgasızlık ödüllendirildiğinde çocuklara şu mesaj veriliyor:

“İlkeli olma, kaybedersin.”

“Güçlüden yana ol, kazanırsın.”

“Dün ne söylediğinin önemi yok.”

“Doğru zamanda doğru kapının önünde bekle.”

Bir toplumun ahlakını mahvetmek için bundan daha etkili bir eğitim programı olabilir mi?

Üstelik bunlar utanmıyor da.

Dün söyledikleri önlerine konulduğunda yüzleri kızarmıyor.

Videoları çıkıyor.

Yazıları çıkıyor.

Nutukları çıkıyor.

Hakaretleri çıkıyor.

Sonra bugün söylediklerine bakıyorsunuz.

İnsan ister istemez soruyor:

Hangisi sendin?

Dünkü mü?

Bugünkü mü?

Yoksa yarın makam değişince ortaya çıkacak üçüncü kişi mi?

Cevap basit:

Hiçbiri.

Çünkü ortada fikirleri olan bir insan değil, koşullara göre biçim alan bir çıkar organizması var.

Fikir değiştirmek insanidir.

Yanılmak insanidir.

Öğrenmek insanidir.

Dönüşmek insanidir.

Ama düşünceni makam karşılığında değiştirmek başka şeydir.

İnancını servete tahvil etmek başka şeydir.

Dün savunduğun insanları bugün kişisel çıkarın uğruna satmak başka şeydir.

Bunun adına “değişim” diyerek kelimeleri kirletmeyelim.

Bunun adı satışsa, satış diyelim.

Çünkü bazı insanların fikirleri yoktur.

Etiketleri vardır.

Bazılarının ilkeleri yoktur.

Tarifeleri vardır.

Bazılarının siyasi yolculukları yoktur.

Pazar değerleri vardır.

Ve şu günlerde ortalık gerçekten bunlardan geçilmiyor.

Dün başka kapıda nöbet tutanlar bugün başka kapıda.

Bugün yumruklarını sıktıklarına yarın alkış tutmaya hazırlar.

Yeter ki karşılığında bir şey olsun.

Makam.

Para.

Nüfuz.

İhale.

Koltuk.

İnsan fikir değiştirdiği için kınanmaz.

Ama karakterini açık artırmaya çıkardıysa mesele değişir.

Çünkü fikir özgürdür.

Vicdan özgürdür.

İnanç özgürdür.

Ama satılık olmak bir fikir değildir.

Ve belki de artık şu cümleyi daha yüksek sesle söylemenin zamanı geldi:

Sen fikrini değiştirmedin kardeşim.

Sen sadece fiyatını söyledin.

Hakan URUN
27 Ağustos 2026

YAZARIN DİĞER YAZILARI