HALKWEBAutorenDie AKP ist eine Katastrophe

Die AKP ist eine Katastrophe

Yazı Dizisi 4

Enflasyondan Daha Büyük Bir Sorun Var: Umutsuzluk

Bir ülkenin gerçek durumunu anlamak istiyorsanız bazen istatistiklere bakmanız gerekmez.

Gençlerine bakmanız yeterlidir.

Çünkü gençler geleceğin aynasıdır.

Onların hayalleri, korkuları ve beklentileri bir ülkenin yarınını gösterir.

Bugün Türkiye’nin karşı karşıya olduğu en büyük sorunlardan biri yüksek enflasyon olabilir.

İşsizlik olabilir.

Gelir dağılımındaki bozulma olabilir.

Ancak bütün bunlardan daha derin bir sorun var:

Umutsuzluk.

Çünkü ekonomik krizler geçebilir.

Para yeniden değer kazanabilir.

Piyasalar toparlanabilir.

Ama bir toplum umudunu kaybettiğinde toparlanması çok daha uzun sürer.

Bir zamanlar Türkiye’de gençler gelecek planları yapardı.

Daha iyi bir eğitim almak isterlerdi.

Daha iyi bir iş kurmak isterlerdi.

Daha iyi bir yaşam hayal ederlerdi.

Bugün ise çok sayıda genç başka bir soru soruyor:

“Burada kalmalı mıyım?”

Belki de son yılların en çarpıcı değişimi budur.

Gençler artık geleceklerini inşa edecekleri ülkeyi değil, terk edecekleri ülkeyi konuşuyor.

Üniversite öğrencileri yabancı dil öğreniyor.

Bu başlı başına güzel bir şeydir.

Ancak amaç çoğu zaman dünyaya açılmak değil, gitmenin yollarını aramak oluyor.

Mühendisler gidiyor.

Doktorlar gidiyor.

Yazılımcılar gidiyor.

Araştırmacılar gidiyor.

Akademisyenler gidiyor.

Bir ülkenin yetiştirdiği en nitelikli insan kaynağının önemli bir bölümünün başka ülkelerde gelecek araması sıradan bir olay değildir.

Bu bir alarmdır.

Bunu anlamak için büyük araştırmalara bakmak gerekmez.

Bugün birçok üniversite mezunu kariyer planı kadar yurt dışı planı da yapıyor.

Vize şartlarını araştırıyor.

Denklik süreçlerini öğreniyor.

Başka ülkelerdeki fırsatları takip ediyor.

Çünkü hayalini kurduğu geleceği kendi ülkesinde değil, başka bir ülkede aramaya başlıyor.

Bir ülkenin en eğitimli gençlerinin önemli bir kısmı gitmenin yollarını konuşuyorsa, bu yalnızca bireysel bir tercih değildir.

Aynı zamanda toplumsal bir uyarıdır.

Çünkü doğal kaynaklar tükenebilir.

Yeni kaynaklar bulunabilir.

Sermaye kaybedilebilir.

Yeniden kazanılabilir.

Ama kaybedilen insan sermayesini geri kazanmak çok daha zordur.

Türkiye’nin en büyük yatırımı gençleridir.

Bugün yaşanan sorun tam da burada ortaya çıkıyor.

Gençlerin önemli bir bölümü yalnızca ekonomik sıkıntılardan şikâyet etmiyor.

Daha derin bir güvensizlik hissediyor.

Çalışmanın karşılığını alabileceklerine inanmıyor.

Liyakatin değer gördüğüne inanmıyor.

Kuralların herkese eşit uygulandığına inanmıyor.

Yarınların bugünden daha iyi olacağına inanmıyor.

İşte umutsuzluk tam burada başlıyor.

Çünkü umut yalnızca iyi hissetmek değildir.

Toplumsal bir sermayedir.

İnsanları çalışmaya, üretmeye, yatırım yapmaya ve risk almaya teşvik eder.

Bir toplum geleceğine inanıyorsa daha çok çalışır.

Daha çok üretir.

Daha çok gelişir.

Geleceğine inanmıyorsa beklemeye başlar.

Erteler.

Vazgeçer.

Ve sonunda uzaklaşır.

Bugün Türkiye’de milyonlarca genç yalnızca ekonomik zorluklarla mücadele etmiyor.

Aynı zamanda görünmez bir yük taşıyor.

Belirsizlik.

Kaygı.

Güvensizlik.

Gelecek korkusu.

Bu duyguların hiçbiri enflasyon tablolarında görünmez.

Ama etkileri son derece gerçektir.

Bunu aile kurma kararlarında da görmek mümkündür.

Birçok genç evlenmeyi erteliyor.

Birçoğu çocuk sahibi olmayı erteliyor.

Bazıları ise bundan tamamen vazgeçiyor.

Çünkü geleceğinden emin olmayan insan, geleceğe dair en büyük kararları almakta zorlanır.

Bu yalnızca ekonomik bir mesele değildir.

Aynı zamanda umut meselesidir.

Bir toplumun gençleri yarına güvenle bakamıyorsa, o toplumun geleceği de belirsizleşmeye başlar.

Kimi yıllarca eğitim aldığı mesleği bırakıyor.

Kimi başka bir ülkeye taşınıyor.

Kimi hayallerini erteliyor.

Kimi ise sessizce vazgeçiyor.

İstatistiklerde bunlar yalnızca rakamdır.

Ama her rakamın arkasında yarım kalmış bir hayat hikâyesi vardır.

Oysa bir ülkenin en büyük görevi gençlerine umut vermektir.

Çünkü gençler yalnızca bugünün vatandaşları değildir.

Yarının öğretmenleri, mühendisleri, doktorları, girişimcileri ve yöneticileridir.

Onların kaybı yalnızca bugünün kaybı değildir.

Geleceğin kaybıdır.

Belki de Türkiye’nin önündeki en büyük mesele ekonomiyi düzeltmekten bile önce budur.

Gençlerin yeniden inanmasını sağlamak.

Çalışmanın değerli olduğuna.

Bilginin karşılık bulduğuna.

Liyakatin mümkün olduğuna.

Geleceğin kurulabileceğine.

Çünkü bir ülke umudunu kaybettiğinde yalnızca insanlarını değil, yarınlarını da kaybeder.

Ve hiçbir ekonomik gösterge, kaybedilmiş bir neslin maliyetini tam olarak ölçemez.

Çünkü kaybedilen şey yalnızca insan değildir.

Hayaldir.

Güvendir.

Potansiyeldir.

Ve en önemlisi, gelecektir.

Bir ülkenin gerçek serveti yeraltındaki kaynakları değil, gençlerinin yarına duyduğu inançtır.

O inanç kaybolduğunda, kaybedilen yalnızca bugünün fırsatları değil, yarının ihtimalleri de olur.

ANDERE SCHRIFTEN DES AUTORS