HALKWEBYazarlarCHP NEDEN “SON KALE”DİR?

CHP NEDEN “SON KALE”DİR?

 

Ülkemiz için iyi ve doğru işler üretmek, daha güzel bir gelecek kurmak hepimizin ortak sorumluluğudur.

Bu ülkenin geleceğine dair umudu büyütmek, dayanışmayı güçlendirmek ve toplumun her kesimine ulaşmak zorundayız.

Siyaset yalnızca kürsülerden, salonlardan ve makam odalarından ibaret değildir.

Siyaset; sokağın sesini duymak, halkın gerçek sorunlarına dokunmak, aileleri, çocukları, gençleri, engellileri ve yaşlıları dinlemek; toplumun her kesimiyle dayanışma kurmak ve insanlara yeniden umut verebilmektir.

Çünkü siyasetin merkezinde makamlar değil, insan vardır.

Güzel bir gelecek ancak toplumun bütün kesimlerini kucaklayan, dayanışmayı büyüten, umudu çoğaltan ve insan onurunu merkeze alan bir anlayışla kurulabilir.

Zamanın ve bize bırakılan manevi mirasın kıymetini ve sorumluluğunu bilerek; sokaktan kopmadan, halktan uzaklaşmadan, toplumun tamamıyla birlikte yürümek zorundayız.

Bugün CHP içinde ciddi tartışmalar yaşanıyor.

Kırgınlıklar var.

Hayal kırıklıkları var.

Yanlışlar var.

Eleştiriler var.

Örgüt içerisinde kendisini değersiz hissedenler var.

Yönetim anlayışını doğru bulmayanlar var.

Kendisinin ve yıllarca emek veren yol arkadaşlarının dışlandığını düşünenler var.

Bütün bunlar gerçektir ve görmezden gelinmemelidir.

Ama tam da böyle dönemlerde şu soruyu sormak gerekir:

Bütün bu sorunlar nedeniyle CHP’den vazgeçmek mi gerekir, yoksa CHP’yi daha demokratik, daha halkçı ve daha ilkeli bir çizgiye taşımak için mücadele etmek mi gerekir?

Cevap nettir:

CHP’DEN VAZGEÇİLMEMELİDİR.

Çünkü mesele yalnızca bugünkü CHP değildir.

Mesele;

9 Eylül 1923’te başlayan tarihsel bir Cumhuriyet mücadelesinin siyasal mirasıdır.

CHP BİR KİŞİDEN İBARET DEĞİLDİR

CHP’yi herhangi bir genel başkanla özdeşleştirmek doğru değildir.

CHP bir belediye başkanından ibaret değildir.

Bir milletvekilinden değildir.

Bir parti yöneticisinden değildir.

Bir kongreden veya bir seçim döneminden de ibaret değildir.

CHP, kişilerden çok daha büyük bir tarihsel anlam taşır.

Bugün birileri vardır, yarın başkaları gelir.

Yönetimler değişir.

Kadrolar değişir.

Siyasi dengeler değişir.

Ama CHP’nin tarihsel varlığı ve Cumhuriyet’in kuruluşundan gelen siyasi sorumluluğu devam eder.

Bu nedenle bir kişinin hatası nedeniyle CHP’den vazgeçmek;

bir ağacın dalındaki kuruluğu görüp kökünü reddetmeye benzer.

Yanlış dal budanır.

Eksik düzeltilir.

Kurum yenilenir.

Ama kök korunur.

Çünkü CHP sıradan bir siyasi organizasyon değildir.

Kökleri Kuvayı Milliye’den gelir.

Cumhuriyet’in kuruluş iradesiyle şekillenmiş, Türkiye’nin siyasal tarihinde bir asrı aşan bir mücadele biriktirmiştir.

Bu nedenle CHP’nin geçmişini, yalnızca bugünün yöneticileri üzerinden okumak büyük bir yanılgıdır.

13 yıl bu partinin genel başkanlığını yapmış bir insanın siyasi geçmişini bütünüyle değersizleştirmeye çalışırsanız, aslında CHP’nin 13 yıllık kurumsal hafızasının bir bölümünü de değersizleştirmiş olursunuz.

Siyasette kişiler eleştirilebilir.

Kararlar tartışılabilir.

Dönemler sorgulanabilir.

Ama bir partinin kurumsal hafızasını bir anda yok saymak, o partinin tarihine de haksızlık etmektir.

CHP NEDEN “SON KALE”DİR?

Çünkü CHP’nin savunduğu temel değerler yalnızca bir partinin seçim programından ibaret değildir.

Bu değerlerin başında;

Cumhuriyet,

demokrasi,

laiklik,

halk egemenliği,

bağımsızlık,

eşit yurttaşlık,

özgürlük

ve sosyal adalet gelir.

Bu değerlerin her biri Türkiye’nin siyasal geleceği açısından hayati öneme sahiptir.

CHP’nin görevi de bu değerleri yalnızca geçmişin mirası olarak taşımak değil, geleceğe aktarmaktır.

Bu nedenle CHP’nin güçsüzleşmesi yalnızca bir siyasi partinin güç kaybetmesi olarak görülemez.

Mesele daha büyüktür.

Cumhuriyet değerlerinin, demokratik siyasetin ve halk egemenliği anlayışının güçlü bir siyasal temsilinin varlığı meselesidir.

İşte bu yüzden:

CHP SON KALEDİR.

SON KALEDE SORUNLAR VAR DİYE KALE TERK EDİLMEZ

Bir kalenin içinde sorunlar varsa ne yapılır?

Kale terk edilmez.

Eksikler giderilir.

Duvarlar güçlendirilir.

Yanlış yapanlar uyarılır.

Çatlaklar onarılır.

Savunma güçlendirilir.

Siyasette de yapılması gereken budur.

CHP’de demokrasi sorunu varsa daha fazla demokrasi istemeliyiz.

Örgüt sorunu varsa örgütü güçlendirmeliyiz.

Liyakat sorunu varsa liyakati savunmalıyız.

Üyenin iradesi zayıflıyorsa üyenin iradesini güçlendirmeliyiz.

Kişisel sadakat öne çıkıyorsa ilkeleri öne çıkarmalıyız.

Parti halktan uzaklaşıyorsa yeniden halka dönmeliyiz.

Ama bütün bunları yapmanın yolu CHP’yi terk etmek değildir.

Tam tersine:

CHP’nin içinde daha fazla mücadele etmektir.

Çünkü bir siyasi partiyi değiştirmek, onu terk etmekten daha zor olabilir.

Ama gerçek mücadele tam da burada başlar.

ELEŞTİRMEK, TERK ETMEK DEĞİLDİR

CHP’yi eleştiren herkes CHP düşmanı değildir.

Aksine, bazen en sert eleştiriyi yapanlar partinin daha iyi olması için mücadele eden insanlardır.

Bir partiyi sevmek;

her kararını alkışlamak değildir.

Bir partiye bağlılık;

yanlış karşısında susmak değildir.

Demokratik siyaset;

biat kültürü değildir.

Gerçek bağlılık, yanlış gördüğünde itiraz edebilmektir.

Bu nedenle CHP’de yaşanan sorunları dile getirmekten korkmamak gerekir.

Ama eleştiri ile vazgeçmek birbirine karıştırılmamalıdır.

CHP’yi eleştirmek başka şeydir, CHP’den vazgeçmek başka şey.

KİŞİLER GEÇİCİ, İLKELER KALICIDIR

Bugün yaşanan siyasi tartışmalar yarın değişecektir.

Bugünün yöneticileri yarın olmayacaktır.

Bugünün siyasi dengeleri yarın değişecektir.

Bugünün kırgınlıkları da zamanla geride kalacaktır.

Ama;

Cumhuriyet kalacaktır.

Halk egemenliği kalacaktır.

Laiklik kalacaktır.

Demokrasi mücadelesi kalacaktır.

Özgürlük mücadelesi kalacaktır.

Eşitlik ve sosyal adalet arayışı kalacaktır.

Bu nedenle siyasi kararlarımızı günlük öfke ve kırgınlıklarla değil, tarihsel sorumluluk bilinciyle vermeliyiz.

Zaman geçtikçe bugün yaşananların çok daha sağlıklı değerlendirileceğine inanıyorum.

Çünkü zaman, siyasetin gürültüsünü azaltır.

İnsanlara söylenenlerle yapılanlar arasındaki farkı daha sakin değerlendirme imkânı verir.

Bugün büyük tartışmaların konusu olan bazı insanların ve siyasi dönemlerin gerçek değeri, yarının daha sakin bakışıyla çok daha farklı değerlendirilebilir.

KEMAL KILIÇDAROĞLU’NA NEDEN GÜVENİLMELİ?

Tam da burada Kemal Kılıçdaroğlu’na ilişkin değerlendirmelerin de günlük siyasi tartışmaların ötesine taşınması gerektiğini düşünüyorum.

Sayın Kemal Kılıçdaroğlu;

devlet ciddiyeti, devlet adamlığı kimliği, CHP’nin kurumsal hafızasına bağlılığı, Beytülmal ve kul hakkı hassasiyeti ile toplumun farklı kesimleriyle diyalog kurabilme çabası açısından değerlendirilmelidir.

Kılıçdaroğlu’na güvenmek, bir kişiyi eleştiriden muaf tutmak anlamına gelmez.

Hiçbir siyasetçi eleştiriden muaf değildir.

Hiçbir lider hata yapmaz değildir.

Siyasi tercihler tartışılabilir.

Kararlar sorgulanabilir.

Ama bir siyasetçiyi değerlendirirken yalnızca bugünün siyasi atmosferine, sosyal medya tartışmalarına veya günlük polemiklere bakmak da doğru değildir.

Siyasi hayatın bütünüyle değerlendirmek gerekir.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığı döneminde CHP’yi yalnızca kendi geleneksel seçmen kitlesinin içerisinde tutmak yerine, daha önce partiyle arasında mesafe bulunan toplumsal kesimlere de ulaştırmaya çalıştığı bir gerçektir.

Farklı siyasi görüşlerle, farklı inançlarla ve farklı toplumsal çevrelerle temas sağlamıştır.

Türkiye’de kutuplaşmanın en sert olduğu dönemlerde dahi uzlaşma arayışından geri adım atmamıştır.

Çünkü siyasetin yalnızca kendisi gibi düşünenlerle konuşmak olmadığını savunan bir anlayışa ihtiyaç vardır.

Türkiye’nin ihtiyacı birbirine bağıran değil, birbirini dinleyen bir siyasettir.

Türkiye’nin ihtiyacı düşmanlaştıran değil, farklılıklar içerisinde ortak bir gelecek kurabilen bir siyasi akıldır.

Sayın Kılıçdaroğlu kendisine ne kadar ağır söz söylenirse söylensin,

“İncinsen de incitme”

anlayışını koruma çabasındadır.

Bu anlayış küçümsenecek bir şey değildir.

Tam tersine, siyasetin giderek sertleştiği, insanların birbirlerini kolayca düşman ilan ettiği bir dönemde son derece kıymetlidir.

Çünkü devlet adamlığı yalnızca makam sahibi olmak değildir.

Devlet adamlığı;

öfkeye teslim olmamaktır.

İntikam duygusuyla hareket etmemektir.

Farklı düşünen insanlarla konuşabilmektir.

Toplumun tamamını görebilmektir.

Kendi seçmeninin dışındaki insanlara da güven verebilmektir.

Devlet ciddiyetini koruyabilmektir.

Beytülmal ve kul hakkı konusunda hassasiyet gösterebilmektir.

Siyaseti kişisel hesaplaşmalardan çıkarıp kamu sorumluluğu anlayışıyla yapabilmektir.

Bu nedenle Kemal Kılıçdaroğlu’na güvenmek, CHP’yi herhangi bir kişiye teslim etmek anlamına gelmez.

Tam tersine;

devlet ciddiyetine, kurumsal hafızaya, hukuk devletine, demokratik uzlaşmaya ve siyasi tecrübeye duyulan güvenin bir parçasıdır.

Elbette Kılıçdaroğlu da eleştirilebilir.

Ancak eleştirmek başka, siyasi geçmişini bütünüyle yok saymak başka şeydir.

Bir insanın siyasi hayatını değerlendirirken yalnızca bugünün siyasi kavgasından hareket etmek yerine, ne söylediğine, ne yaptığına, hangi siyasi anlayışı savunduğuna ve toplumu hangi yönde birleştirmeye çalıştığına bakmak gerekir.

Zaman geçtikçe Kılıçdaroğlu’na yönelik toplumsal ilginin yeniden görünür hâle gelmesini de bunun işaretlerinden biri olarak görüyorum.

İnsanlar zaman geçtikçe söylenenlerle yapılanlar arasındaki farkı daha sakin değerlendirme imkânı buluyor.

Ve bazen siyasi tarihin hükmünü günlük tartışmalar değil, zaman veriyor.

BENİM CHP AÇISINDAN ASIL KAYGIM BAŞKADIR

Benim CHP açısından asıl kaygım başka bir noktadadır.

CHP’nin içerisinde farklı düşünen insanların birbirlerini düşman olarak görmeye başladığı,

dün birlikte mücadele eden insanların bugün birbirlerini ağır sıfatlarla tanımladığı

bir siyasi iklim oluşuyor.

İşte asıl tehlike budur.

Çünkü bir siyasi parti yalnızca dışarıdan gelen saldırılarla zayıflamaz.

Bazen içeride birbirini tüketen siyaset dili, partiyi çok daha fazla yıpratır.

Dün omuz omuza yürüyen insanların bugün birbirini düşman ilan etmesi;

CHP’nin siyasi kültürüne,

örgüt geleneğine

ve Cumhuriyet’in ortak değerlerinde buluşma anlayışına zarar verir.

Oysa Cumhuriyet Halk Partisi;

birbirini tasfiye edenlerin değil, farklılıklarına rağmen Cumhuriyet’in ortak değerlerinde buluşabilen insanların partisi olmak zorundadır.

Farklı düşünebiliriz.

Farklı adayları destekleyebiliriz.

Farklı siyasi yorumlara sahip olabiliriz.

Ama birbirimizi düşmanlaştırmak zorunda değiliz.

Çünkü CHP’nin tarihsel gücü tam da farklılıklar içerisinde ortak bir Cumhuriyet fikrini taşıyabilmesinden gelir.

BUGÜN AYRILMAK KOLAY, YARINI KURMAK ZORDUR

Siyasette insanın en kolay yapabileceği şeylerden biri;

kızıp kapıyı çekip gitmektir.

Daha zor olan ise;

kalmak,

itiraz etmek,

mücadele etmek,

yanlışları düzeltmeye çalışmak,

örgütü yeniden ayağa kaldırmak

ve partiyi kuruluş değerleriyle yeniden buluşturmaktır.

Asıl cesaret bazen gitmekte değil, kalıp mücadele etmektedir.

Bu nedenle bugün CHP’den kopmayı düşünen herkese şunu söylemek gerekir:

Kırgınlığınızı küçümsemeyin.

Eleştirinizi bastırmayın.

Haksızlığa uğradığınızı düşünüyorsanız sesinizi yükseltin.

Ama bir kişinin, bir yönetimin veya bir dönemin yanlışları nedeniyle yılların tarihsel mirasından vazgeçmeyin.

Çünkü bugün yaşadığımız sorunlar geçicidir.

Ama CHP’nin tarihi kalıcıdır.

CHP’NİN İHTİYACI TERK EDİLMEK DEĞİL, YENİDEN İNŞA EDİLMEKTİR

Bugün CHP’nin ihtiyacı;

daha fazla kişisel kavga değildir.

Daha fazla hizipçilik değildir.

Daha fazla makam mücadelesi değildir.

Daha fazla birbirini dışlamak değildir.

CHP’nin ihtiyacı;

daha fazla demokrasi,

daha güçlü örgüt,

daha fazla liyakat,

daha fazla halkçılık,

daha güçlü sosyal adalet anlayışı

ve daha net ilkelerdir.

CHP yeniden kendi değerleriyle buluşmalıdır.

Üyesini seçimden seçime hatırlayan değil, üyesini siyasetin öznesi yapan bir anlayışa sahip olmalıdır.

Örgütün sesini dinlemelidir.

Gençlerin önünü açmalıdır.

Kadınların siyasetteki gücünü artırmalıdır.

Emekçinin, emeklinin, çiftçinin, esnafın, öğrencinin, işçinin ve toplumun bütün kesimlerinin yanında durmalıdır.

Çünkü CHP’nin gücü makamlarından değil, halktan gelir.

CHP’nin ihtiyacı;

kurumsal hafızasına sahip çıkmak,

kendi içerisinde huzuru yakalamak,

ahlaki üstünlüğünü korumak,

devlet ciddiyetini yeniden hâkim kılmak

ve toplumun tamamına güven verecek bir siyasi dilin inşasını sağlamaktır.

CHP’nin kendi içerisindeki farklılıkları düşmanlık olarak değil, demokratik zenginlik olarak görmesi gerekir.

CHP’DEN VAZGEÇMEK, MÜCADELEDEN VAZGEÇMEK OLMAMALI

Elbette herkes aynı siyasi tercihi yapmak zorunda değildir.

CHP’den ayrılmayı tercih eden insanlara düşmanlık yapılmamalıdır.

Yıllarca aynı mücadelede omuz omuza yürümüş insanların yollarının ayrılması, birbirlerini düşman ilan etmelerini gerektirmez.

Bugün farklı siyasi yapılarda olabiliriz.

Yarın yeniden ortak bir mücadelede buluşabiliriz.

Çünkü Türkiye’nin meseleleri herhangi bir parti sınırından çok daha büyüktür.

Fakat bir tercih yaparken şu soru mutlaka sorulmalıdır:

“Ben bugün neye kızarak ayrılıyorum ve yarın hangi değerleri hangi siyasi zeminde savunacağım?”

Öfkeyle verilen kararlar geçici olabilir.

Ama siyasi ilkeler uzun ömürlüdür.

SON KALE KİŞİLERİN DEĞİL, İLKELERİN KALESİDİR

“CHP son kaledir” derken anlatılmak istenen bir parti yöneticisini savunmak değildir.

Bir yönetimi aklamak değildir.

Yanlışları görmezden gelmek hiç değildir.

Son kale; Cumhuriyet’in temel değerlerinin, halk egemenliğinin, laikliğin, demokrasinin ve sosyal adaletin güçlü bir siyasal mücadele alanına sahip olmasıdır.

Bu nedenle CHP’nin daha güçlü olması gerekir.

Ama daha güçlü bir CHP;

kişilerin etrafında toplanan değil,

ilkelerin etrafında birleşen bir CHP olmalıdır.

Kemal Kılıçdaroğlu’na güvenmek de bu çerçevede değerlendirilmelidir.

Kişilere körü körüne bağlanmak değil;

devlet ciddiyetine, kurumsal hafızaya, demokratik siyasete, hukuk devletine ve toplumun farklı kesimleriyle konuşabilme iradesine güvenmek gerekir.

BUGÜN BİZE DÜŞEN

Bugün bize düşen;

kırgınlıklarımızı inkâr etmek değil,

ama kırgınlıklarımızın bizi yönetmesine de izin vermemektir.

Yanlışları savunmak değil,

ama yanlışlar yüzünden mücadeleyi terk etmemektir.

Kişileri kutsamak değil,

ilkeleri savunmaktır.

Partiyi terk etmek değil,

partiyi demokratikleştirmek ve güçlendirmektir.

Birbirimizi tüketmek değil,

birbirimizi anlamaya çalışmaktır.

Dün birlikte mücadele ettiğimiz insanları bugün düşmanlaştırmamak,

yarının Türkiye’sinde yeniden yan yana gelebileceğimiz bir siyasi zemini korumaktır.

Çünkü tarih boyunca bütün büyük siyasi hareketler yalnızca rahat zamanlarda değil, zor zamanlarda ayakta kalan insanların mücadelesiyle varlıklarını sürdürmüştür.

SON SÖZ

CHP’nin sorunları olabilir.

CHP hata yapabilir.

CHP’nin değişmesi gereken çok şey olabilir.

Bunların hepsi tartışılmalıdır.

Ama bütün bunlar CHP’nin tarihsel anlamını ortadan kaldırmaz.

Çünkü CHP;

9 Eylül 1923’te başlayan bir tarihsel yürüyüşün adıdır.

Kökleri Kuvayı Milliye’ye uzanan,

Cumhuriyet’in kuruluş iradesini taşıyan,

halk egemenliği fikrini savunan,

laikliğin, demokrasinin, sosyal adaletin ve eşit yurttaşlık idealinin mücadelesini sürdürmesi gereken bir kurumdur.

Bu nedenle bugün ihtiyaç duyulan şey;

CHP’den vazgeçmek değil, CHP’yi yeniden ayağa kaldırmaktır.

Kişiler gelir geçer.

Yönetimler değişir.

Kongreler yapılır.

Siyasi dengeler değişir.

Algılar değişir.

Ama ilkeler kalır.

Cumhuriyet kalır.

Halk kalır.

Demokrasi mücadelesi kalır.

Ve o mücadeleyi taşıyacak güçlü bir siyasal iradeye ihtiyaç devam eder.

Bu yüzden;

CHP’DEN VAZGEÇİLMEMELİ.

CHP TERK EDİLMEMELİ.

CHP İÇİNDEKİ SORUNLAR, CHP’Yİ TERK EDEREK DEĞİL, CHP’Yİ DEMOKRATİKLEŞTİREREK ÇÖZÜLMELİ.

Çünkü mesele bir kişinin kazanması ya da kaybetmesi değildir.

Mesele bir grubun iktidarı değildir.

Mesele bir makam değildir.

Mesele Cumhuriyet’in geleceğidir.

Mesele;

CHP’nin kurumsal hafızasını koruyabilmesidir.

Mesele;

farklı düşünenlerin birbirini düşmanlaştırmadan aynı çatı altında siyaset yapabilmesidir.

Mesele;

devlet ciddiyetini, ahlaki sorumluluğu ve kul hakkı hassasiyetini siyasetin merkezinde tutabilmektir.

Mesele;

toplumun tamamına güven verebilecek bir siyasi dili yeniden kurabilmektir.

Ve bu nedenle:

CHP SON KALEDİR.

Son kaleler terk edilmez.

Son kaleler savunulur.

Son kaleler güçlendirilir.

Son kaleler gelecek kuşaklara teslim edilir.

Çünkü makamlar değişir.

Algılar değişir.

Siyasi aktörler değişir.

Ama Cumhuriyet Halk Partisi baki kalır.

Cumhuriyet baki kalır.

İlkeler baki kalır.

Mücadele baki kalır.

Cumhuriyet için, demokrasi için, halk için, adalet için, özgürlük için ve Türkiye’nin geleceği için…

CHP SON KALEDİR!

KALEYİ TERK ETMEK DEĞİL, KALEYİ GÜÇLENDİRMEK ZAMANI!

YAZARIN DİĞER YAZILARI