HALKWEBYazarlarEMEK NEREDE, DEMOKRASİ NEREDE, ÖZGÜRLÜKLER NEREDE?

EMEK NEREDE, DEMOKRASİ NEREDE, ÖZGÜRLÜKLER NEREDE?

KÜRT, LAZ, HACI, HÜNKÂR DERKEN İDEOLOJİ NEREYE GİTTİ?

Özgür Özel’in “Muhafazakârların, Kürtlerin, Lazların partisiyiz” sözü üzerine artık lafı dolandırmanın anlamı yok.

Bu söylem bir siyasi partinin ideolojik çıkışı değildir.

Bu, çıkar örgütünün konjonktürel fayda sağlamak için slogan üretme refleksidir.

Çünkü ideoloji, seçimden seçime değişen bir dekor değildir.

İdeoloji; emekten, özgürlükten, eşitlikten, demokrasiden, hukuktan, laiklikten, sosyal devletten, insan onurundan ve ekonomik adaletten ne anladığınızı ortaya koyar.

Bir siyasi hareketin ideolojisi varsa, önüne sandık konulduğunda da arkasına sandık konulduğunda da neyi savunduğu bellidir.

Ama bugün gördüğümüz başka bir şey.

Bir gün muhafazakârların partisiyiz.

Bir gün Kürtlerin partisiyiz.

Bir gün Lazların partisiyiz.

Bir gün Hacı Bektaş Veli üzerinden “Hünkâr” edebiyatı.

Bir başka gün abdest videosu.

Bir başka gün başka bir toplumsal kesime başka bir mesaj.

Peki bütün bunların arasında siyasi fikir nerede?

EMEK NEREDE?

Asgari ücretlinin maaşı ayın ortasında eriyor.

Emekli geçinemiyor.

İşçi güvencesiz çalışıyor.

Genç iş bulamıyor.

Kiralar ücretleri eziyor.

Çiftçi ürettiğinin karşılığını alamıyor.

Esnaf borçla ayakta duruyor.

Milyonlarca insan hayatını sürdürebilmek için temel ihtiyaçlarını bile hesaplayarak satın alıyor.

Peki siyasi gündem ne?

“Muhafazakârların da partisiyiz, Kürtlerin de, Lazların da…”

İyi de kardeşim:

EMEK NEREDE?

İşçinin hakkı nerede?

Asgari ücret nerede?

Sendikal haklar nerede?

Toplu sözleşme hakkı nerede?

Taşeron işçinin güvencesi nerede?

Emeklinin insanca yaşama hakkı nerede?

Gençlerin gelecek umudu nerede?

Bunlar siyasetin konusu değil mi?

DEMOKRASİ NEREDE?

Bir siyasi parti gerçekten demokratik bir gelecek iddiasındaysa, önce demokrasiyi bir slogan olmaktan çıkarıp siyasi hayatının merkezine koymalıdır.

Örgüt iradesi nerede?

Üyelerin söz ve karar hakkı nerede?

Liyakat nerede?

Şeffaflık nerede?

Önseçim nerede?

Katılımcı siyaset nerede?

Parti içi demokrasi nerede?

Eleştiriye tahammül nerede?

Muhalif düşünceye saygı nerede?

Bunları konuşmak yerine toplumun kimliklerini saymak kolay.

Çünkü kimlik siyaseti alkış getirir.

Ama demokrasi emek ister.

Örgütlü demokrasi ise liderin hoşuna gitmeyen insanların da söz hakkını kabul etmeyi gerektirir.

İşte zor olan budur.

TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLER NEREDE?

İnsanların düşüncesini özgürce açıklayabildiği,

gazetecinin korkmadan yazabildiği,

öğrencinin geleceğinden endişe etmediği,

işçinin hakkını aradığı için cezalandırılmadığı,

yurttaşın hukuk önünde eşit olduğu,

kadının, erkeğin, farklı kimliklerin ve inançların devlet karşısında eşit yurttaş kabul edildiği bir Türkiye için ne söylüyorsunuz?

Bütün bunların yerine:

“Biz Kürtlerin de partisiyiz.”

“Biz Lazların da partisiyiz.”

demek siyasi program değildir.

Bir insanın Kürt olması, Laz olması, Türk olması, muhafazakâr olması veya başka bir kimliğe sahip olması onun eşit yurttaşlık hakkının yerine geçmez.

Siyasetin görevi insanlara kimlik kartı dağıtmak değil;

insanın hakkını güvence altına almaktır.

ASGARİ ÜCRET NEREDE?

Burada özellikle sormak gerekiyor:

Asgari ücretle yaşayan milyonlarca insan için ne söylüyorsunuz?

Bir siyasi hareketin iktidar iddiası varsa, çalışan insanın cebine girmeyen hiçbir sloganın gerçek bir karşılığı yoktur.

Çünkü pazarda fileyi dolduramayan işçiye:

“Biz Lazların da partisiyiz.”

dediğinizde onun karnı doymuyor.

Kirayı ödeyemeyen emekliye:

“Biz muhafazakârların da partisiyiz.”

dediğinizde kira ödenmiyor.

Çocuğunun eğitim masrafını karşılayamayan aileye:

“Biz Kürtlerin de partisiyiz.”

dediğinizde çocuğun geleceği garanti altına alınmıyor.

İnsanların kimlikleri var ama aynı zamanda faturaları da var.

Siyaset sadece kimlikleri değil, hayatın kendisini konuşmak zorundadır.

ABDEST VİDEOSU ÇEKMEKLE MUHAFAZAKÂR OLUNMAZ

Bir de siyasetin son dönemde giderek tuhaflaşan başka bir tarafı var.

Muhafazakâr seçmene ulaşmak için abdest videosu çekmek, dini semboller üzerinden mesaj vermek, sonra başka bir toplumsal kesime başka bir kimlik diliyle seslenmek…

Bunun adı muhafazakâr demokratlık değildir.

Bunun adı, eğer siyasi bir programla desteklenmiyorsa, seçmene göre pozisyon alma çabasıdır.

İnanç siyasetin aksesuarı değildir.

Dindarlık seçim kampanyasının dekoru değildir.

Abdest bir siyasi reklam malzemesi değildir.

İnanç sahibi yurttaşın da ihtiyacı, siyasetçinin kamera karşısında ne kadar muhafazakâr göründüğü değil; hukukun, adaletin, ahlakın ve insan onurunun gerçekten korunup korunmadığıdır.

Çünkü samimiyet video ile ölçülmez.

Siyasetçinin inancı, en çok elindeki yetkiyi nasıl kullandığında görünür.

HACI BEKTAŞ’TA HÜNKÂR EDEBİYATI YAPMAKLA ALEVİLERİN SORUNLARI ÇÖZÜLMÜYOR

Aynı şekilde Hacı Bektaş Veli üzerinden “Hünkâr” edebiyatı yapmak da tek başına bir siyasal proje değildir.

Hacı Bektaş Veli’nin adını anmak kolaydır.

Onun mirasını gerçekten yaşatmak zordur.

Çünkü Hacı Bektaş’ın adı üzerinden konuşup eşit yurttaşlığı, adaleti, özgürlüğü, vicdanı ve toplumsal barışı yalnızca seçim dönemlerinde hatırlamak, siyasi samimiyet tartışmasını beraberinde getirir.

Alevi yurttaşa ihtiyaç olduğunda Hacı Bektaş.

Muhafazakâr seçmene ihtiyaç olduğunda abdest.

Kürt seçmene ihtiyaç olduğunda Kürt kimliği.

Laz seçmene ihtiyaç olduğunda Lazlık.

Peki yarın başka bir seçmene ihtiyaç olduğunda ne olacak?

Yeni bir kimlik mi keşfedilecek?

İşte tam da burada siyasi söylem ile konjonktürel seçim pazarlaması arasındaki fark ortaya çıkıyor.

İDEOLOJİ BÖYLE BİR ŞEY DEĞİLDİR

İdeoloji, insanların kimliklerini seçim kampanyasının dekoruna dönüştürmek değildir.

İdeoloji:

“İşçinin yanındayım.”

diyebilmektir.

“Emek sömürüsüne karşıyım.”

diyebilmektir.

“Asgari ücretlinin insanca yaşamasını sağlayacağım.”

diyebilmektir.

“Demokratik hukuk devletini kuracağım.”

diyebilmektir.

“Temel hak ve özgürlükleri güvence altına alacağım.”

diyebilmektir.

“Devleti parti çıkarının üzerinde tutacağım.”

diyebilmektir.

“Kim olursa olsun yurttaşı eşit kabul edeceğim.”

diyebilmektir.

Ve en önemlisi:

Sandık hesabı değiştiğinde bile bu ilkelerden vazgeçmemektir.

İşte ideoloji budur.

SİZ KİMLİK SAYIYORSUNUZ, İNSANLAR HAYATINI SAYIYOR

Siz:

Muhafazakâr…

Kürt…

Laz…

diyorsunuz.

İnsanlar ise:

Elektrik faturası…

Kira…

Market…

Okul masrafı…

Kredi borcu…

İşsizlik…

Asgari ücret…

Emekli maaşı…

diyor.

İnsanların hayatı bir kimlikler kataloğundan ibaret değil.

İnsanların cebinde boşluk, evinde geçim derdi, geleceğinde belirsizlik var.

Siyaset bunlara cevap vermek zorunda.

ÇIKAR ÖRGÜTÜNÜN SLOGANIYLA İDEOLOJİ OLMAZ

Bir siyasi partinin ideolojisi olur.

Ama bir çıkar örgütü, konjonktüre göre refleks geliştirir.

Bugün oy getirecekse bir söylem.

Yarın oy getirecekse başka söylem.

Bugün muhafazakârlık.

Yarın kimlik siyaseti.

Sonra Hacı Bektaş.

Ardından abdest görüntüsü.

Sonra başka bir toplumsal grubun sloganı.

Bu ideolojik zenginlik değil, siyasi savrulmadır.

Siyasi kimlik değildir.

Program değildir.

Dünya görüşü değildir.

Fayda hesabıdır.

SON SÖZ: SİZİN PARTİNİZİN FİKRİ NEREDE?

Özgür Özel’e ve YENİ Parti’ye sorulması gereken soru artık çok basit:

Emek nerede?

Demokrasi nerede?

Temel hak ve özgürlükler nerede?

Asgari ücret nerede?

Sosyal adalet nerede?

Hukuk devleti nerede?

Liyakat nerede?

Örgüt demokrasisi nerede?

İşçinin hakkı nerede?

Emeklinin insanca yaşama hakkı nerede?

Gençlerin geleceği nerede?

Bunların yerine bize sürekli:

Kürt, Laz, muhafazakâr, Hacı, Hünkâr, abdest…

üzerinden yeni yeni siyasi dekorlar sunuluyorsa, kusura bakmayın ama buna ideolojik siyaset demek mümkün değildir.

Bu, toplumun farklı kesimlerinden konjonktürel fayda sağlamaya çalışan bir siyasi örgütün slogan üretme refleksidir.

Çünkü gerçek ideoloji, oy almak için kimlik değiştirmek değil; oy kaybetme pahasına bile olsa doğru bildiğini savunabilmektir.

Ve bugün asıl sorulması gereken soru şudur:

Siz kimin partisiyiz demeyi bırakıp, NEYİN PARTİSİ OLDUĞUNUZU ne zaman anlatacaksınız?

Çünkü bir partinin ideolojisi olur.

Çıkar örgütünün ise konjonktürel refleksleri.

Ve Türkiye’nin artık sloganlara değil;

EMEĞE, ADALETE, DEMOKRASİYE, ÖZGÜRLÜĞE VE GERÇEK BİR SİYASİ OMURGAYA ihtiyacı var.

YAZARIN DİĞER YAZILARI