Türkiye’nin en büyük siyasal yanılgılarından biri, Erdoğan’ın gücünü yalnızca Erdoğan’dan ibaret sanmaktır.
Hayır!
Bir iktidarı yıllarca ayakta tutan sadece iktidarın becerisi değildir.
Karşısındaki muhalefetin beceriksizliği, dağınıklığı, yanlışları ve kendi içinde yaptığı siyasi hesaplar da en az iktidarın gücü kadar önemlidir.
Hatta bazı dönemlerde iktidarın en büyük şansı, karşısındaki muhalefettir.
Çünkü kötü bir iktidarın karşısında kötü bir muhalefet varsa, seçmenin önünde gerçek bir tercih kalmaz.
Biri ülkeyi yönetir.
Diğeri yıllarca:
“Bir gün biz yöneteceğiz.”
diye konuşur.
Biri örgütlenir.
Diğeri yürüyüş yapar.
Biri kadro yetiştirir.
Diğeri koltuk paylaşır.
Biri strateji kurar.
Diğeri slogan üretir.
Sonra seçim gelir.
Kaybedilir.
Ardından mikrofonlar açılır:
“Önümüzdeki seçim…”
Yeter artık!
Türkiye’nin ihtiyacı yeni bir seçim masalı değil, siyasetin kendisiyle yüzleşmesidir.
Ve bugün bu yüzleşmenin en önemli muhataplarından biri de kendisini “değişimin temsilcisi” ilan eden Özgür Özel ve onun etrafında şekillenen yeni siyasi anlayıştır.
Çünkü artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Değişen gerçekten ne?
DEĞİŞİM DEDİNİZ; KILIÇDAROĞLU GİTTİ, PEKİ SİYASETİNİZ DE Mİ DEĞİŞTİ?
Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasi dönemini eleştirmek elbette mümkündür.
Seçim sonuçları ortadadır.
Hataları tartışılmalıdır.
Yanlışları sorgulanmalıdır.
Eksikleri ortaya konulmalıdır.
Ama bir siyasi hareketin geçmişini bütünüyle çöpe atarak kendisine tertemiz bir siyasi sicil yaratması mümkün değildir.
Kılıçdaroğlu’nu eleştirirken soruyoruz:
Onun döneminde birlikte siyaset yapanlar kimlerdi?
Kimler yanında durdu?
Kimler onunla birlikte karar aldı?
Kimler onun kadrolarında görev yaptı?
Kimler onun politikalarını savundu?
Kimler seçim meydanlarında onun adına oy istedi?
Kimler o dönemde susup bugün “değişim” diye bağırıyor?
Şimdi bütün faturayı Kılıçdaroğlu’na kesip kendinizi bu geçmişin dışına mı çıkaracaksınız?
Öyle yağma yok!
Siyasette geçmişten kaçış yoktur.
Kılıçdaroğlu’nun hesabı varsa, o hesap yalnızca Kılıçdaroğlu’nun değil; o dönemin bütün siyasi aktörlerinin hesabıdır.
Ve bugün Kılıçdaroğlu’nu eleştirenlerin önemli bir bölümünün önce kendi geçmişleriyle yüzleşmesi gerekir.
KILIÇDAROĞLU’NA DESTEK VERMEK, HER YAPTIĞINI DOĞRU BULMAK DEĞİLDİR!
Bunu özellikle söylemek gerekiyor.
Kılıçdaroğlu’na destek vermek, onun bütün siyasi tercihlerini doğru bulmak değildir.
Yanlışlarını savunmak değildir.
Başarısızlıklarını görmezden gelmek değildir.
Mesele çok daha basittir:
Bir siyasi hareketin geçmişini silerek yeni bir tarih yazmasına itiraz etmektir.
Kılıçdaroğlu’nun yanlışlarını eleştirelim.
Ama doğrularını da teslim edelim.
Eksiklerini konuşalım.
Ama yaptığı mücadeleyi yok saymayalım.
Siyasi geçmişini bir gecede “eski” ilan edip bütün sorumluluğu onun üzerine yıkmayalım.
Çünkü bugün Kılıçdaroğlu’nu siyasi hafızadan silmeye çalışan anlayış yarın aynı yöntemi başka birine uygulayacaktır.
Bugün “eski” denilen Kılıçdaroğlu’dur.
Yarın başka biri olacaktır.
Sonra bir başkası.
En sonunda geriye ne kalacaktır?
Sadece koltuk sahipleri!
ÖZGÜR ÖZEL’E SORUYORUZ: DEĞİŞİMİNİZ NEREDE?
Özgür Özel’e açık açık soruyoruz:
Değişim dediğiniz nedir?
Genel başkanın değişmesi mi?
Kılıçdaroğlu’nun gitmesi mi?
Yeni kadroların gelmesi mi?
Yeni ittifaklar mı?
Yeni siyasi hesaplar mı?
Yeni makam sahipleri mi?
Yoksa gerçekten CHP’nin siyaset yapma biçimi mi değişti?
Eğer gerçekten değişimse;
Neden hâlâ aynı koltuk hesaplarını görüyoruz?
Neden hâlâ dar kadroculuk tartışılıyor?
Neden hâlâ örgütlerde demokrasi tartışılıyor?
Neden hâlâ farklı düşünenlere tahammülsüzlük konuşuluyor?
Neden hâlâ parti içi hesaplaşmalar siyasetin önüne geçiyor?
Neden hâlâ seçmen yalnızca sandık yaklaşınca hatırlanıyor?
Ve en önemlisi:
Kılıçdaroğlu döneminin hesabını sorarken kendi döneminizin hesabını ne zaman vereceksiniz?
Çünkü iktidardan hesap sormak kolaydır.
Muhalefetten hesap sormak da kolaydır.
Ama insanın kendi hesabını vermesi zordur.
YENİ PARTİ Mİ, ESKİ ALIŞKANLIKLARIN YENİ SAHİPLERİ Mİ?
Bugün “yeni parti”, “yeni dönem”, “yeni siyaset” gibi kavramlar üzerinden yeni bir siyasi hikâye anlatılıyor.
Peki gerçekten yeni olan ne?
İsimler mi?
Yüzler mi?
Koltuklar mı?
Yoksa zihniyet mi?
Çünkü tabelayı değiştirerek siyaset değişmez.
Genel başkanı değiştirerek siyasi kültür değişmez.
Kadro değiştirerek demokrasi gelmez.
Zihniyet değişmeden hiçbir şey değişmez.
Bir dönem “demokrasi” deyip kendi içinde farklı düşünenleri dışlıyorsanız…
Bir dönem “liyakat” deyip kendi kadronuzu öne çıkarıyorsanız…
Bir dönem “hesap verebilirlik” deyip kendi başarısızlıklarınızı görmezden geliyorsanız…
Bir dönem “değişim” deyip eski yöntemleri yeni isimlerle uyguluyorsanız…
Bunun adı değişim değildir.
Bunun adı siyasi makyajdır!
YILLARDIR KAYBEDİYORSUNUZ, HÂLÂ BAŞARI HİKÂYESİ ANLATIYORSUNUZ!
Muhalefetin en büyük problemi seçim kaybetmesi değildir.
Asıl problem, kaybettiğini kabul etmemesidir.
Çünkü yenilgiyi kabul etmeyen, hatasını göremez.
Hatasını göremeyen aynı hatayı tekrarlar.
Aynı hatayı tekrar eden ise her seçimden sonra başka bir bahane bulur.
Bazen ekonomik kriz suçlanır.
Bazen medya…
Bazen seçmen…
Bazen aday…
Bazen sandık…
Bazen örgüt…
Bazen “algı operasyonu”…
Ama nedense hiçbir zaman aynaya bakılmaz.
Ayna tutulduğunda ise hemen aynı cümle gelir:
“Şimdi birlik zamanı!”
Hayır!
Tam da şimdi hesaplaşma zamanı!
Çünkü hesaplaşmayan muhalefet iktidarı değiştiremez.
Kendi partisindeki yanlışlarla hesaplaşamayanların ülkenin yanlışlarıyla hesaplaşacağına kim inanır?
Kendi kadrosundaki liyakatsizliğe ses çıkaramayanın ülkede liyakat vaat etmesi ne kadar inandırıcıdır?
Kendi içinde hesap soramayanın iktidara hesap soracağına kim inanacaktır?
“BİZE KİM SAHİP ÇIKACAK?” DEMEDEN ÖNCE SORUN: SİZ KİME SAHİP ÇIKTINIZ?
Bugün muhalif çevrelerde büyük bir mağduriyet dili var.
Belediyeler el değiştiriyor.
Kadro kaybediliyor.
Siyasi alan daralıyor.
Ve herkes dayanışma bekliyor.
İyi de…
Siz bugüne kadar kimin yanında durdunuz?
Kendi içinizde farklı düşünenlere ne yaptınız?
Eleştirenlere ne yaptınız?
Koltuk yarışında kaybedenlere ne yaptınız?
Parti yönetimlerine itiraz edenlere ne yaptınız?
Siyaseti birkaç kişinin çevresinde şekillendirdiğinizde bunun bedelini toplum ödemedi mi?
İnsanları yıllarca siyasetin dışına itip sonra işler tersine döndüğünde:
“Neden bizim yanımızda değilsiniz?”
diye sormak siyasi hafızasızlıktır.
Dayanışma isteyen önce dayanışmayı öğrenecek.
KIRLANGIÇ SALLAYARAK İKTİDAR DEĞİŞMEZ!
Sloganla siyaset yapılmaz.
Yürüyüşle iktidar değişmez.
Kamera önünde kalabalık görüntüsü vermekle örgüt kurulmaz.
Bir meydanı doldurmak elbette önemlidir.
Ama meydandan çıktıktan sonra ne yaptığınız daha önemlidir.
Ertesi gün kaç kişiyi örgütlediniz?
Kaç yeni üye kazandınız?
Kaç mahallede örgüt kurdunuz?
Kaç işçinin sorununa dokundunuz?
Kaç emeklinin yanında oldunuz?
Kaç genci siyasete kazandırdınız?
Kaç sandık görevlisi yetiştirdiniz?
Kaç seçim bölgesinde gerçek anlamda hazırlık yaptınız?
Bunların cevabı yoksa kusura bakmayın:
O yürüyüş siyaset değil, görüntüdür.
Birileri kırlangıç sallayacak, slogan atacak, yumruk kaldıracak, kalabalığın ortasında kahramanlık yapacak…
Sonra da iktidarın kendiliğinden değişmesini bekleyecek!
Bu kadar kolay mı?
Değil!
Hiçbir iktidar sloganla devrilmez.
ERDOĞAN’I ELEŞTİRMEK KOLAY, ERDOĞAN’IN NEDEN KAZANDIĞINI ANLAMAK ZOR!
Yıllardır Erdoğan’ın ne kadar kötü olduğunu anlatıyorsunuz.
Peki Erdoğan’ın neden kazandığını gerçekten çözdünüz mü?
Seçmen davranışını çözdünüz mü?
Teşkilat yapısını çözdünüz mü?
Medya düzenini çözdünüz mü?
Sermaye ilişkilerini çözdünüz mü?
Devlet mekanizması ile siyasi mekanizma arasındaki ilişkiyi çözdünüz mü?
Muhafazakâr seçmenin psikolojisini çözdünüz mü?
Anadolu’nun siyasi reflekslerini çözdünüz mü?
Sadece Erdoğan’a kızarak Erdoğan’ı yenemezsiniz.
Bir siyasi lideri yenmek istiyorsanız önce onun neden başarılı olduğunu anlamak zorundasınız.
Ama bazıları hâlâ Erdoğan’ı olduğundan küçük, kendisini olduğundan büyük görüyor.
Sonra seçim geliyor.
Ve gerçek hayat aynayı yüzünüze tutuyor.
SİYASETİN DE PARASI VAR, BEDELİ DE!
Gelelim kimsenin konuşmak istemediği meseleye:
Para.
Siyaset para ister.
Örgüt para ister.
Seçim para ister.
Medya para ister.
Büro para ister.
Araç para ister.
Reklam para ister.
Sandık organizasyonu para ister.
Saha çalışması para ister.
Ama nedense siyasetçiler vatandaşa:
“Bağış yapın.”
diyor.
Peki siyasetçi ne kadar veriyor?
Milletvekili ne kadar veriyor?
Parti yöneticisi ne kadar veriyor?
Seçim döneminde kendi siyasi geleceğine harcadığı kadar parasını partisine yatırıyor mu?
İşte samimiyet testi burada başlıyor.
Vatandaştan fedakârlık istemek kolaydır.
Asıl mesele siyasetçinin kendi cebinden ne kadar fedakârlık yaptığıdır.
VATANDAŞA SABIR, SERMAYEYE SADAKAT!
Türkiye’nin en acı gerçeklerinden biri budur.
Emekliye sabır.
İşçiye sabır.
Gençlere sabır.
Esnafa sabır.
Dar gelirliye sabır.
Peki sermayeye?
Onlara da mı sabır?
Vatandaşın maaşı erirken “ülkenin şartları” deniliyor.
Emeklinin sofrası küçülürken “bütçe dengesi” deniliyor.
İşçinin alım gücü düşerken “enflasyonla mücadele” deniliyor.
Ama sıra büyük ekonomik çıkarların korunmasına geldiğinde bir anda bütün formüller bulunuyor.
İşte bu nedenle siyasetçinin en kolay kullandığı kelime:
Fedakârlık.
Çünkü fedakârlığı çoğu zaman kendisi yapmaz.
Vatandaş yapar.
MUHALEFETİN EN BÜYÜK SORUNU İKTİDAR DEĞİL, KENDİSİDİR!
Bunu artık açıkça söylemek gerekiyor.
Muhalefet kendi sorunlarını çözmeden ülkenin sorunlarını çözemez.
Kendi içinde demokrasi yoksa ülkede demokrasi vaat edemez.
Kendi kadrosunda liyakat yoksa ülkede liyakat vaat edemez.
Kendi finansmanı şeffaf değilse ülkeye şeffaflık vaat edemez.
Kendi içinde hesap soramıyorsa iktidardan hesap soramaz.
Kendi seçmenini yalnızca oy deposu görüyorsa halkçılık nutku atamaz.
Ve en önemlisi:
Kendi yenilgilerinin hesabını vermeyenler, iktidarın hesabını soramaz!
Bu kadar basit.
ÖZGÜR ÖZEL’E VE “YENİ PARTİ”YE SON SORU: KENDİ HESABINIZI NE ZAMAN VERECEKSİNİZ?
Kılıçdaroğlu’nun hesabını soruyorsunuz.
Peki sizin hesabınız?
Kılıçdaroğlu’nun dönemindeki hataları konuşuyorsunuz.
Peki kendi döneminizdeki hatalar?
Kılıçdaroğlu’nun siyasi tercihlerini sorguluyorsunuz.
Peki kendi siyasi tercihleriniz?
Kılıçdaroğlu’nun başarısızlıklarını anlatıyorsunuz.
Peki sizin başarısızlıklarınız?
Kılıçdaroğlu’nun kadrolarını eleştiriyorsunuz.
Peki sizin kadrolarınız?
Kılıçdaroğlu’nun dönemindeki siyasi yanlışları anlatıyorsunuz.
Peki sizin yanlışlarınız?
Yoksa “değişim” bütün hesapları geçmişe havale edip bugünü dokunulmaz ilan etmek mi?
Öyle değil!
Demokrasi buysa, herkes için olacak.
Hesap soracaksanız herkesten soracaksınız.
Eleştirecekseniz herkesi eleştireceksiniz.
Başarıyı sahipleniyorsanız başarısızlığın da sorumluluğunu üstleneceksiniz.
KILIÇDAROĞLU’NU DESTEKLEMEK BUGÜN NEDEN ÖNEMLİ?
Çünkü mesele artık yalnızca Kemal Kılıçdaroğlu meselesi değildir.
Mesele, siyasi hafızanın yok edilmesine karşı çıkmaktır.
Mesele, “Yeni geldik, geçmişin hiçbir sorumluluğu bize ait değil” anlayışını reddetmektir.
Mesele, bir dönem birlikte siyaset yapanların bugün geçmişi birbirlerinin üzerine yıkmasını kabul etmemektir.
Kılıçdaroğlu’nun yanlışları varsa konuşulsun.
Ama Özgür Özel’in yanlışları da konuşulsun.
Kılıçdaroğlu’nun hesabı sorulsun.
Ama Özgür Özel’in de hesabı sorulsun.
Eski kadroların hataları ortaya konulsun.
Ama yeni kadroların hataları da saklanmasın.
Çünkü demokrasi, tarafına göre değişen bir terazi değildir.
Kılıçdaroğlu’na bugün destek verilmesi gerektiğini söylememizin nedeni de budur.
Onun bütün yaptıklarını doğru bulduğumuz için değil.
Siyasi tasfiyeye, hafıza silmeye ve “yeni olduk” diyerek geçmişten kaçmaya karşı olduğumuz için.
ARTIK “UMUT” DEĞİL, HESAP SORUYORUZ!
Türkiye’nin artık yeni bir umut sloganına ihtiyacı yok.
Yeni bir afişe de…
Yeni bir yürüyüşe de…
Yeni bir seçim şarkısına da…
Yeni bir “iktidara yürüyoruz” açıklamasına da…
İnsanlar artık sonuç istiyor.
Gençler gelecek istiyor.
Emekliler insanca yaşamak istiyor.
İşçiler alın terinin karşılığını istiyor.
Esnaf ayakta kalmak istiyor.
Vatandaş adalet istiyor.
Ve toplum artık siyasetçiden samimiyet istiyor.
Kim ne yaptı?
Kim neyi başaramadı?
Kim neden kaybetti?
Kim başarısız olduğu hâlde koltuğunu korudu?
Kim kimi tasfiye etti?
Kim hangi kaynaktan güç aldı?
Kim hangi kadroyu neden tasfiye etti?
Kim hangi sözünü tutmadı?
Kim halka ne vaat etti?
Ne yaptı?
Ne yapmadı?
Bunların hepsi sorulmalıdır.
Çünkü demokrasi yalnızca iktidara hesap sormak değildir.
Muhalefete de hesap sormaktır.
SON SÖZ: KOLTUKLAR DEĞİŞTİ DİYE SİYASET DEĞİŞMİŞ OLMAZ!
Artık kimse masal anlatmasın.
“Değişim” diyerek geçmişi silmeye çalışanlar da…
“Yeni parti” diyerek eski alışkanlıkları sürdürenler de…
Kılıçdaroğlu’nu bütün sorunların kaynağı ilan ederek kendisini tertemiz göstermeye çalışanlar da…
Önce kendi hesabını verecek.
Çünkü siyaset tarihi, işinize geldiğinde kullanacağınız bir menü değildir.
Bugün Kılıçdaroğlu’nu “eski” diye kenara atanlar yarın kendilerinin de “eski” ilan edilebileceğini unutmasın.
Bugün tasfiye kültürünü alkışlayanlar yarın tasfiye edilen taraf olabilir.
Bugün siyasi hafızayı yok sayanlar yarın kendi geçmişlerinin yok sayılmasına şaşırmasın.
O nedenle sözümüz açık:
KILIÇDAROĞLU’NU ELEŞTİREBİLİRSİNİZ; AMA SİYASİ HAFIZADAN SİLEMEZSİNİZ!
ÖZGÜR ÖZEL’İ DESTEKLEYEBİLİRSİNİZ; AMA ONU HESAP VERMEKTEN MUAF TUTAMAZSINIZ!
“YENİ PARTİ” DİYEBİLİRSİNİZ; AMA ESKİ ALIŞKANLIKLARINIZI YENİ DİYE PAZARLAYAMAZSINIZ!
Ve en önemlisi:
İKTİDARDAN HESAP SORMAK İSTİYORSANIZ ÖNCE KENDİ HESABINIZI VERECEKSİNİZ!
Çünkü bu millet yeterince bekledi.
Yeterince sabretti.
Yeterince slogan dinledi.
Yeterince “bir sonraki seçim” cümlesini duydu.
Artık sıra siyasetçide.
Önce kendi seçmeninize…
Sonra kendi örgütünüzdeki insanlara…
Sonra topluma…
Ve sonunda sandığa hesap vereceksiniz!
Çünkü sandık sadece oy verme yeri değildir.
Sandık siyasetçinin karnesidir.
Karnesi kötü olanın bahanesi değil, hesabı olur.
Aslanın gölgesinde cesur görünmek kolaydır.
Mikrofonun arkasında kahramanlık yapmak kolaydır.
Kalabalığın içinde yumruk kaldırmak kolaydır.
Zor olan gölgeden çıkmaktır.
Zor olan güneşin altında durmaktır.
Zor olan kendi hesabını vermektir.
Ve asıl cesaret şudur:
İktidardan hesap sormadan önce kendinden hesap sorabilmek.
Artık slogan değil;
STRATEJİ.
Artık umut pazarlamak değil;
SONUÇ.
Artık mağduriyet anlatmak değil;
MÜCADELE.
Artık bahane değil;
HESAP.
Çünkü bu ülkenin kaybedecek bir seçimi daha yok.
Ve unutmayın:
İKTİDARI DEĞİŞTİRMEK İSTEYEN ÖNCE KENDİ SİYASETİNİ DEĞİŞTİRMEK ZORUNDADIR.
Ama bunun ilk şartı da şudur:
GEÇMİŞTEN KAÇMAYACAKSINIZ.
KILIÇDAROĞLU’NU GÜNAH KEÇİSİ YAPIP KENDİNİZİ AKLAMAYACAKSINIZ.
ÖZGÜR ÖZEL’İ DOKUNULMAZ İLAN ETMEYECEKSİNİZ.
“YENİ PARTİ” PERDESİNİN ARKASINA SAKLANMAYACAKSINIZ.
Ve sonunda herkes için aynı cümle geçerli olacak:
HESAP VERECEKSİNİZ!
