GİDERKEN SADECE SLOGANLARINIZI DEĞİL, HESABINIZI DA GÖTÜRÜN!
Arkanızda bıraktığınız kutuplaşmayla, öfke diliyle ve cevap bekleyen tartışmalarla yüzleşmeden “yeni bir başlangıç” olmaz. Kamuoyunun sorularına açıklıkla cevap verin, şeffaflık taleplerini karşılayın. Çünkü yeni bir sayfa, ancak eski hesabı dürüstçe kapatanların hakkıdır.
Siyasette yollar ayrılabilir.
Yeni partiler kurulabilir.
Yeni kadrolar oluşturulabilir.
Kimsenin buna itirazı olamaz.
Demokrasinin özü zaten farklı fikirlerin yarışmasıdır. Ancak asıl mesele, nasıl ayrıldığınız ve geride ne bıraktığınızdır.
Bugün “beyaz sayfa” açmaktan söz edenler önce aynaya bakmalıdır.
Çünkü beyaz sayfa, geçmişi inkâr ederek açılmaz.
Beyaz sayfa; geçmişe hakkını teslim ederek, emeğe saygı göstererek ve vefayı koruyarak açılır.
Madem artık Cumhuriyet Halk Partisi’nin temsil ettiği siyasi çizgiyi doğru bulmuyorsunuz, neden yeni siyasi yürüyüşünüzü yine CHP’nin tarihsel mirası, TBMM kürsüsü ve yılların siyasi birikimi üzerinden başlatıyorsunuz?
Gerçekten yeni bir yol açmak isteyenler, başkalarının inşa ettiği siyasi sermayeye yaslanmaz.
Kendi meydanını kurar.
Kendi sözünü söyler.
Kendi emeğiyle yürür.
Cumhuriyet Halk Partisi sıradan bir siyasi parti değildir.
Cumhuriyet’in kuruluşundan bugüne uzanan tarihsel bir mirası temsil eder.
O miras; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in siyasi hafızasıdır.
İsmet İnönü’nün devlet adamlığıdır.
Bülent Ecevit’in halkçı siyasetidir.
Deniz Baykal’ın kurumsal mücadelesidir.
Kemal Kılıçdaroğlu döneminde emek veren milyonların alın teridir.
İl başkanlarının…
İlçe başkanlarının…
Gençlik ve kadın kollarının…
Sandık müşahitlerinin…
Afiş asan gençlerin…
Kapı kapı dolaşan isimsiz emekçilerin mücadelesidir.
Böylesine büyük bir mirası, yeni bir siyasi projenin tanıtım sahnesine dönüştürmek en hafif ifadeyle büyük bir çelişkidir.
Daha da dikkat çekici olan ise etrafınızda oluşturduğunuz yeni siyasi tablodur.
Yıllardır CHP’nin temel ilkeleriyle ve Atatürk’ün Cumhuriyet anlayışıyla ortak zeminde olmadığı yönünde eleştirilen çevrelerle yan yana gelip, sonra da CHP tabanının bunu sorgulamadan kabul edeceğini düşünüyorsanız, seçmeni hafife alıyorsunuz demektir.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin seçmeni hafızasını kolay kaybetmez.
Çünkü bu parti sadece bugünün değil, yüz yılı aşan bir siyasi mücadelenin adıdır.
Bugün sıkça kullanılan bir başka kavram ise “arınma”…
Peki kimden arınıyorsunuz?
Partinin yanlışlarından mı?
Yoksa partinin hafızasından mı?
Geçmişten mi?
Yıllarca birlikte yürüdüğünüz yol arkadaşlarından mı?
Bir siyasi parti elbette kendisini yenileyebilir.
Kadrolar değişebilir.
Politikalar değişebilir.
Ancak “arınma” adı altında geçmişini değersizleştiren, kendi hafızasını yok sayan hiçbir siyasi hareket uzun vadede güven inşa edemez.
Bugün “değişim” diye kürsülerde konuşanların önemli bir bölümü, siyaset sahnesindeki yükselişini geçmişteki parti yönetimleri döneminde yaşadı.
Milletvekili oldular.
Belediye başkanı oldular.
Grup başkanı oldular.
Genel başkan oldular.
O hâlde bugün sadece geçmişi suçlayarak kendinizi tamamen sorumluluk dışında tutamazsınız.
Siyasette ahlak, başarıyı sahiplenirken başarısızlığın sorumluluğunu da üstlenebilmektir.
Kolay olan faturayı başkasına kesmektir.
Zor olan ise “Benim de sorumluluğum vardı.” diyebilmektir.
İşte gerçek arınma budur.
Arınma; kibirden olur.
Çifte standarttan olur.
Eleştiriye tahammülsüzlükten olur.
Kendini partiden büyük görmekten olur.
Siyasi vefasızlıktan olur.
Çünkü hiçbir siyasetçi Cumhuriyet Halk Partisi’nin tarihinden büyük değildir.
Hiçbir genel başkan, hiçbir yönetici ve hiçbir kadro, yüz yılı aşan kurumsal hafızanın yerine geçemez.
“Beyaz sayfa” diyorsunuz…
Hayır.
Geçmişini inkâr ederek açılan hiçbir sayfa beyaz değildir.
Yıllarca içinde siyaset yaptığınız partiye, sizi o kürsüye taşıyan siyasi geleneğe ve birlikte mücadele ettiğiniz insanlara sırtınızı dönerek yazılan her sayfa, geçmişin gölgesini taşımaya mahkûmdur.
Siyaset vefasızlık üzerine kurulursa güven üretmez.
Bir gün “ortak mücadele” dediğinize ertesi gün “yük” muamelesi yaparsanız, insanlar samimiyetinizi sorgular.
Üstelik bütün bunlar yaşanırken kamuoyunun gündeminden düşmeyen tartışmalar da ortadadır.
İddialar…
Soruşturmalar…
Fezlekeler…
Yolsuzluk tartışmaları…
Şeffaflık talepleri…
Bütün bunlar kamuoyunda cevap bekleyen başlıklardır.
Siyaset, bu soruların üzerini sloganlarla örterek değil, kamuoyunu ikna edecek açıklıkta hesap vererek güçlenir.
Onun için giderken sadece yeni sloganlarınızı alıp gitmeyin.
Arkanızda bıraktığınız kutuplaşmayı da alın.
Topluma bıraktığınız öfke dilini de alın.
Parti içinde açılan derin kırgınlıkları da alın.
Çöplerinizi de alın.
Arkanızda bıraktığınız tartışmaları da alın.
Kamuoyunun cevap beklediği dosyalarla yüzleşin.
Şeffaflık taleplerini cevapsız bırakmayın.
Çünkü yeni bir başlangıç, ancak eski hesabı dürüstçe kapatanların hakkıdır.
Bu millet artık sürekli kavga eden siyasetçiler istemiyor.
Hesap verebilen yöneticiler istiyor.
Artık slogan değil, tutarlılık istiyor.
Algı değil, şeffaflık istiyor.
Kahramanlık hikâyeleri değil, milletin sorunlarına çözüm üreten siyaset istiyor.
Hiç kimse yıllarca içinde yükseldiği siyasi geleneği basamak olarak kullanıp, zirveye çıktıktan sonra o merdiveni tekmeleme hakkına sahip değildir.
Hiç kimse “değişim” diyerek vefasızlığı meşrulaştıramaz.
Hiç kimse Cumhuriyet Halk Partisi’nin tarihsel mirasını kişisel siyasi geleceğinin reklam panosu hâline getiremez.
Çünkü kişiler gelir…
Kişiler gider…
Genel başkanlar değişir…
Yöneticiler değişir…
Ama Cumhuriyet’in kurucu mirası kalır.
Son sözü ne sosyal medya söyler…
Ne televizyon ekranları…
Ne de alkışlayan kalabalıklar…
Son sözü yine millet söyler.
Çünkü siyasetçinin gerçek karnesini ekranlar değil, sandık yazar.
Tarih ise günü kurtaran sloganları değil; ilkelere sadakati, tutarlılığı ve siyasi ahlakı kaydeder.
Ve zaman, kimin ilkelerine sadık kaldığını, kimin siyasi mirası basamak olarak kullandığını, kimin gerçekten ülkenin ve milletin menfaatini öncelediğini mutlaka ortaya çıkaracaktır.
