HALKWEBYazarlarAnlam Uygarlığı: İnsan Komünle Vardır

Anlam Uygarlığı: İnsan Komünle Vardır

İnsanlık bugün tarihinin en büyük krizlerinden birini yaşıyor. Fakat bu kriz sanıldığı gibi yalnızca ekonomik değildir. Ne yalnızca savaşların, ne iklim felaketlerinin, ne de siyasal kutuplaşmanın krizidir. Bunların tamamı, daha derinde yaşanan büyük bir çözülmenin belirtileridir.

Asıl kriz, anlam krizidir.

Çünkü insan yalnızca biyolojik bir varlık değildir. Onu diğer canlılardan ayıran şey, yaşaması değil; yaşamına anlam katabilmesidir. İnsan ekmeksiz bir süre yaşayabilir, susuz birkaç gün direnebilir. Ama anlamsız yaşayamaz. Anlamını yitiren insan nefes almaya devam etse bile içten içe yaşamını kaybetmeye başlar. Bedeni hareket eder, fakat ruhu dünyadan çekilir. Gözleri görür, ama artık hiçbir şey ona seslenmez.

İnsanlığın en büyük trajedisi de tam burada başlar.

Peki anlam nedir?

Anlam, insanın kendisini ve dünyayı neden yaşanmaya değer bulduğunun cevabıdır. İnsanın varlığıyla yaşam arasında kurduğu görünmez bağdır. Bilgi değildir; çünkü bilgi neyin olduğunu söyler, anlam ise neden yaşadığımızı. İnanç değildir; çünkü inanç bireysel olabilir, anlam ise paylaşıldıkça toplumsallaşır. Duygu da değildir; çünkü duygular gelip geçer, anlam ise insanın yönünü belirleyen ahlaki ve toplumsal pusuladır.

İnsan sevdiğinde anlam üretir. Paylaştığında anlam üretir. Adalet aradığında, haksızlığa karşı çıktığında, bir çocuğu büyüttüğünde, bir ağacı koruduğunda, bir yarayı sardığında anlam üretir. Çünkü anlam, insanın yaşamı insanileştirme biçimidir. İnsanı yalnızca yaşayan bir canlı olmaktan çıkarıp vicdan sahibi toplumsal bir varlığa dönüştüren güç budur.

Bugün hiçbir çağda olmadığı kadar çok bilgiye sahibiz; fakat hiçbir çağda birbirimizi bu kadar az anlayamadık. Hiçbir dönemde bu kadar kolay iletişim kurmadık; ama hiçbir dönemde birbirimize bu kadar yabancılaşmadık. Aynı şehirlerde yaşıyor, aynı sokaklardan geçiyor, aynı ekranlara bakıyoruz; fakat giderek ortak bir dünyanın insanları olmaktan uzaklaşıyoruz.

Çünkü bizi bir arada tutan bilgi değildir.

Çıkar da değildir.

Bizi bir arada tutan ortak anlamdır.

Anlam, toplumun görünmeyen harcıdır. O harç dağıldığında önce vicdan sessizleşir, ardından sevgi geri çekilir, güven çözülür ve sonunda insan, karşısındakini yalnızca rakip, müşteri, seçmen ya da tüketici olarak görmeye başlar. İnsan, insan olmaktan çıkıp bir işleve indirgenir.

Kapitalist modernitenin en büyük başarısı da tam budur: İnsanı öldürmeden insanlığını eksiltmek.

Çünkü sistem, bedenlerden çok anlam dünyalarını kuşatır. Her şeyi metaya dönüştürürken sevgiyi, dostluğu, zamanı, emeği ve hatta umudu bile piyasanın mantığına teslim eder. Böylece insan, kendi yaşamının öznesi olmaktan uzaklaşır; tüketimin nesnesine dönüşür.

Bu yüzden çağımızın en ağır hastalığı yalnızlık, kaygı ya da depresyon değildir. Bunların hepsi aynı kökten beslenir.

O kökün adı anlamsızlıktır.

Anlamını kaybeden insan, en sonunda kendisini de kaybeder. İşte nihilizm böyle doğar. Hiçlik yalnızca felsefi bir kavram değildir; insanın hiçbir değere, hiçbir ilişkiye ve hiçbir geleceğe inanamaz hâle gelmesidir. Sessiz bir vazgeçiştir. Ruhun, farkına varmadan kendisini terk etmesidir.

Fakat insanın anlamı hiçbir zaman tek başına doğmaz.

Çünkü insan, kendi anlamını bile başka insanlarla kurduğu ilişki içinde keşfeder. Dilini başkalarından öğrenir. Sevgiyi başkalarından öğrenir. Vicdanı başkasının acısıyla tanır. Adaleti başkalarıyla yaşarken arar. İnsan olmanın bütün büyük değerleri ilişkiseldir.

Bu nedenle komün, insanlığın tarihsel bir tercihi değil; ontolojik bir zorunluluğudur.

İlk ateş tek başına yakılmadı.

İlk dil tek başına kurulmadı.

İlk türkü tek başına söylenmedi.

İlk ekmek tek başına bölünmedi.

İnsanlık, komünle doğdu.

Komün yalnızca insanların aynı yerde yaşaması değildir. Komün, birlikte anlam üretme biçimidir. Bir çocuğun yalnızca anne babanın değil bütün toplumun sorumluluğu sayılmasıdır. Bir acının yalnızca bir eve değil bütün mahalleye ait olmasıdır. Bir lokmanın bölüşülmesi, bir türkünün birlikte söylenmesi, bir umudun omuz omuza taşınmasıdır.

Çünkü paylaşılmayan anlam toplumu kuramaz.

Ortaklaşmayan vicdan ahlaka dönüşemez.

Ortaklaşmayan sevgi uygarlık yaratamaz.

Bu yüzden komün, anlamın toplumsal bedenidir.

Anlam komünü doğurur.

Komün anlamı büyütür.

Birisi zayıfladığında diğeri de zayıflar; biri çöktüğünde diğeri de ayakta kalamaz.

Bugün yaşadığımız çözülme tam da budur. Aynı apartmanda birbirimizin adını bilmiyoruz. Aynı mahallede birbirimizin yasına gitmiyoruz. Aynı ülkede birbirimizin acısını hissedemiyoruz. Çünkü ortak anlam dağıldıkça ortak yaşam da çözülüyor.

Bu nedenle insanlığın ihtiyacı yalnızca yeni bir ekonomi ya da yeni bir siyasal sistem değildir. Her şeyden önce yeni bir anlam ufkudur.

Ben buna Anlam Uygarlığı diyorum.

Anlam Uygarlığı; insanın yeniden birbirine inanabildiği, sevginin yalnızca bireysel bir duygu değil toplumsal bir ilke hâline geldiği, vicdanın hukuktan önce geldiği, özgürlüğün yalnız kendisi için değil başkası için de istendiği bir yaşam anlayışıdır.

Bu uygarlıkta demokrasi yalnızca sandıktan ibaret değildir; birlikte anlam üretme kültürüdür.

Komün yalnızca bir yönetim modeli değildir; insan olmanın en derin ahlakıdır.

Çünkü insan tek başına özgür olamaz.

Tek başına mutlu olamaz.

Tek başına anlamlı olamaz.

İnsan, ancak başkasının özgürlüğünde kendi özgürlüğünü, başkasının mutluluğunda kendi sevincini, başkasının onurunda kendi insanlığını bulabildiği ölçüde gerçekten insandır.

Belki de insanlığın yeniden sorması gereken soru şudur:

Daha fazla üretmek için mi yaşıyoruz?

Yoksa daha fazla anlam üretmek için mi?

Geleceği belirleyecek olan şey, hangi teknolojiyi geliştirdiğimiz değil; hangi anlamı büyüttüğümüz olacaktır.

Çünkü anlam büyürse vicdan büyür.

Vicdan büyürse sevgi büyür.

Sevgi büyürse komün yeniden kurulur.

Komün yeniden kurulursa insan yeniden doğar.

Ve belki de gerçek devrim, iktidarların değiştiği gün değil; insanların birbirinin hayatına yeniden anlam olduğu gün başlayacaktır.

Çünkü insan, anlamla doğmaz; anlamı birlikte kurarak insan olur. Anlam, tek bir zihnin ürettiği düşünce değil, ortak yaşamın ortak vicdanıdır.

Eğer yeni bir uygarlık kurulacaksa, o uygarlık teknolojinin değil anlamın; rekabetin değil dayanışmanın; yalnızlığın değil komünün uygarlığı olacaktır.

Çünkü insan, komünle vardır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI