Bir toplumun geleceği, çocuklarına nasıl davrandığıyla ölçülür. Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görüşülen çocuklara yönelik yeni düzenlemeler ise bizi önemli bir soruyla karşı karşıya bırakıyor: Sorunu gerçekten çözecek olan şey daha ağır cezalar mı, yoksa çocukları suça sürükleyen nedenleri ortadan kaldıracak politikalar mı?
Kamuoyunda son dönemde yaşanan şiddet olaylarının ardından daha sert yaptırımların talep edilmesi anlaşılabilir bir refleks. Acının ve öfkenin hakim olduğu dönemlerde cezaların artırılması ilk çözüm gibi görünebilir. Ancak hukuk, öfkenin değil aklın rehberliğinde şekillenmek zorundadır.
Çocuk, yetişkin değildir. Bilimsel çalışmalar; ergenlik döneminde muhakeme, dürtü kontrolü ve karar verme mekanizmalarının gelişiminin sürdüğünü ortaya koymaktadır. Bu nedenle çocuk adalet sistemi dünyanın birçok ülkesinde “cezalandırma” değil, “koruma ve rehabilitasyon” ilkesi üzerine kurulmuştur.
Asıl soru şudur: Bir çocuk neden suça sürükleniyor?
Yoksulluk, aile içi şiddet, eğitimden kopuş, ihmal, bağımlılık, psikolojik destek eksikliği ve sosyal hizmetlere erişememek… Bunlar çözülmeden yalnızca cezaları ağırlaştırmak, hastalığın nedenini değil sadece belirtilerini hedef almaktır.
Bugün ağır cezalar konuşuluyor. Oysa çocukların hayatına dokunacak sosyal hizmet uzmanlarının sayısını, okul psikolojik danışmanlarını, çocuk ruh sağlığı merkezlerini, koruyucu aile hizmetlerini ve erken müdahale mekanizmalarını ne kadar konuşuyoruz?
Bir çocuk suç işlediğinde yalnızca bireysel bir başarısızlıktan değil, çoğu zaman toplumsal bir ihmalden de söz ediyoruz. Çünkü hiçbir çocuk suça sürüklenmiş olarak dünyaya gelmez.
Daha güvenli bir toplum istiyorsak yalnızca cezaları değil, çocukların yaşam koşullarını da değiştirmeliyiz. Okulu terk etmeyen, sosyal destek alan, güvenli aile ortamında büyüyen ve gerektiğinde psikolojik destek görebilen çocukların suça sürüklenme ihtimali zaten önemli ölçüde azalacaktır.
Adalet yalnızca ceza vermek değildir. Adalet, aynı zamanda suçun yeniden oluşmasını engellemektir. Eğer uygulanan politikalar çocukları yeniden topluma kazandıramıyorsa, yalnızca daha fazla ceza üretir; daha fazla güvenlik üretmez.
Bu nedenle çocuk politikalarının merkezinde korku değil umut, intikam değil onarım, ceza değil koruma yer almalıdır.
Çünkü korunması gereken şey yalnızca toplum değildir; toplumun geleceği olan çocuklardır.
