HALKWEBYazarlarCHP NEDEN KAZANAMIYOR?

CHP NEDEN KAZANAMIYOR?

Yazı Dizisi – 8

Adayı Kim Seçiyor?

Bir siyasi partide demokrasinin gerçek ölçüsü, tüzüğünde ne yazdığı değildir.

Üyelerin, kendilerini temsil edecek insanları gerçekten seçip seçemediğidir.

Çünkü siyaset, halk adına konuşacak kişileri belirleme işidir.

Peki, o kişileri kim belirliyor?

Üyeler mi?

Örgütler mi?

Seçmenler mi?

Yoksa genel merkezler, dar kadrolar ve parti içindeki güç dengeleri mi?

Türkiye’de siyasi partilerin en önemli sorunlarından biri, aday belirleme süreçlerinin yeterince demokratik, şeffaf ve öngörülebilir olmamasıdır.

CHP de bu sorunun dışında değildir.

Seçim dönemleri yaklaşır.

Milletvekili aday adayları ortaya çıkar.

Belediye başkanlığı için isimler konuşulmaya başlanır.

Parti yöneticileri Ankara’nın yolunu tutar.

Kulisler hareketlenir.

Telefonlar açılır.

Görüşmeler yapılır.

Listeler hazırlanır.

Sonra örgütlerin ve üyelerin karşısına adaylar çıkarılır.

Ve çoğu zaman geriye tek bir görev kalır:

Belirlenen aday için çalışmak.

İşte sorun tam da burada başlar.

Çünkü bir partinin üyeleri, aday belirleme sürecinin gerçek öznesi değilse, seçim döneminde onlardan koşulsuz bir heyecan ve aidiyet beklemek kolay değildir.

İnsanlar kararına katıldıkları süreçleri daha güçlü savunur.

Söz sahibi oldukları adaylar için daha fazla sorumluluk alır.

Kendilerine rağmen alınan kararları ise çoğu zaman yalnızca görev duygusuyla taşırlar.

Bu nedenle ön seçim yalnızca bir aday belirleme yöntemi değildir.

Bir örgütlenme kültürüdür.

Üyeye güvenmenin ifadesidir.

Siyasi meşruiyetin tabandan kurulmasıdır.

Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekir.

Her ön seçim demokratik değildir.

Üyelik sisteminin sağlıklı olmadığı…

Blok üyeliklerin yapıldığı…

Yerel güç merkezlerinin üyeler üzerinde etkili olduğu…

Para, makam ve örgüt imkânlarının yarışın sonucunu belirlediği…

Bir düzende sandık koymak tek başına parti içi demokrasi üretmez.

Çünkü demokrasi yalnızca oy kullanmak değildir.

Adil koşullarda yarışabilmektir.

Bilgiye eşit ulaşabilmektir.

Adayları tanıyabilmektir.

Tercihini baskı altında kalmadan yapabilmektir.

Ve kullanılan oyun sonuca gerçekten etki ettiğini bilmektir.

Bu nedenle CHP’nin ihtiyacı yalnızca “ön seçim yapacağız” demek değildir.

Aday belirleme sistemini bütünüyle demokratikleştirmektir.

Üyelik sistemi güvenilir olmalıdır.

Adaylık kriterleri seçimden önce açıklanmalıdır.

Kurallar kişilere ve seçim bölgelerine göre değiştirilmemelidir.

Adayların öz geçmişleri, siyasi çalışmaları ve geçmiş performansları üyelerin bilgisine sunulmalıdır.

Adaylar örgütün karşısına çıkmalı, soruları yanıtlamalı ve projelerini anlatmalıdır.

Kampanya harcamaları şeffaf olmalıdır.

Parti yöneticileri adaylık yarışında taraf olmamalıdır.

İtiraz ve denetim mekanizmaları bağımsız çalışmalıdır.

Ve en önemlisi, üyelerin iradesi yalnızca genel merkezin istediği sonuç ortaya çıktığında değerli sayılmamalıdır.

Çünkü demokrasi, sonucu önceden belirlenmiş bir yarış değildir.

Bazen üyeler genel merkezin tercih etmediği bir kişiyi seçebilir.

Bazen örgüt, parti yönetiminden farklı düşünebilir.

Bazen tabanın iradesi, merkezde kurulan siyasi hesapları bozabilir.

Zaten demokrasinin anlamı da burada ortaya çıkar.

Üyelere yalnızca doğru karar vereceklerine inanıldığında güvenilmez.

Yanlış yapabilecekleri kabul edilerek de karar verme hakkı tanınır.

Çünkü demokratik siyasetin alternatifi, hatasız yöneticiler değildir.

Daha fazla denetimdir.

Daha fazla katılımdır.

Yanlış kararların düzeltilebildiği güçlü kurumlardır.

Ancak ön seçim yapılması da tek başına yeterli değildir.

Üyelerin seçtiği adayların gerçekten seçilebilir sıralara yerleştirilmesi gerekir.

Ön seçim sonuçlarının merkez kontenjanlarıyla, istisnalarla veya sonradan yapılan müdahalelerle etkisizleştirildiği bir sistemde sandık vardır.

Ama üye iradesi yoktur.

Çünkü demokrasi, üyeye yalnızca oy kullandırmak değildir.

Üyenin verdiği kararın sonuç doğurmasını sağlamaktır.

Bir başka önemli mesele ise aday belirleme yönteminin seçimden seçime değiştirilmesidir.

Bir siyasi partinin aday belirleme yöntemi, seçim yaklaşınca yöneticilerin tercihine göre belirlenmemelidir.

Hangi seçimlerde ön seçim yapılacağı…

Hangi koşullarda merkez kontenjanı kullanılacağı…

Kontenjanların sınırlarının ne olacağı…

İstisnaların hangi durumlarda uygulanacağı…

Bütün bunlar önceden belirlenmeli ve parti tüzüğünde açık biçimde düzenlenmelidir.

Çünkü kurallar, sonuç ortaya çıktıktan sonra değil; yarış başlamadan önce belli olmalıdır.

Ve o kurallar kim yönetimde olursa olsun aynı biçimde uygulanmalıdır.

Elbette bir siyasi parti yalnızca üyelerinden oluşmaz.

Toplumda karşılığı olan ancak parti üyesi olmayan milyonlarca seçmen vardır.

Sosyal demokrat bir partide üye, seçim dönemlerinde ihtiyaç duyulan insan gücü değildir.

Karar süreçlerinin temel öznesidir.

Ancak parti yalnızca üyelerine değil, temsil etmeyi amaçladığı topluma karşı da sorumludur.

Bu nedenle bazı seçim bölgelerinde üyelerin yanı sıra parti seçmenlerinin de katılabileceği açık ön seçim modelleri tartışılabilir.

Yerel örgütlerin değerlendirmeleri alınabilir.

Bağımsız kamuoyu araştırmaları kullanılabilir.

Adayların mesleki yeterlilikleri ve geçmiş performansları ölçülebilir.

Toplumsal temsil dengeleri gözetilebilir.

Gençlerin, kadınların ve toplumun farklı kesimlerinin siyasete katılımını sağlayacak mekanizmalar kurulabilir.

Ancak bütün bunlar açık kurallarla yapılmalıdır.

Çünkü sorun, genel merkezin hiçbir rolünün olmaması değildir.

Sorun, genel merkezin rolünün sınırsız, belirsiz ve denetimsiz olmasıdır.

Bir siyasi parti ülkeyi yönetmeye hazırlanıyorsa, aday belirleme süreçlerini de ülkeye vaat ettiği demokrasi anlayışına uygun hâle getirmelidir.

Çünkü aday listeleri yalnızca seçim kazanmak için hazırlanmaz.

O listeler, partinin nasıl bir siyasal kültüre sahip olduğunu da gösterir.

Kimlerin önü açılıyor?

Kimler dışarıda bırakılıyor?

Emek mi ödüllendiriliyor?

Toplumsal karşılık mı dikkate alınıyor?

Bilgi ve yetkinlik mi aranıyor?

Yoksa parti içindeki güç dengeleri mi belirleyici oluyor?

Bu soruların cevabı yalnızca adayları belirlemez.

Örgütün partiye olan güvenini de belirler.

Çünkü kendi adayını seçemeyen üye, zamanla siyasetin öznesi olmaktan çıkar.

Afiş asan…

Broşür dağıtan…

Sandık bekleyen…

Ama karar veremeyen bir parti çalışanına dönüşür.

Oysa sosyal demokrat bir partide üye, genel merkezin seçim dönemlerinde ihtiyaç duyduğu insan gücü değildir.

Karar süreçlerinin temel öznesidir.

Genel merkez üyeye görev veren bir makam değil, üyelerin iradesini ülke gerçekleri ve toplumun beklentileriyle buluşturmakla sorumlu bir yönetim organıdır.

Bu nedenle CHP’nin kendisine sorması gereken soru yalnızca “En doğru adayı nasıl buluruz?” değildir.

Asıl soru şudur:

Adayı kim seçiyor?

Üyeler mi?

Örgüt mü?

Toplum mu?

Yoksa parti içindeki güç merkezleri mi?

Çünkü adayların belirlendiği yerde, partinin gerçek iktidar ilişkileri görünür hâle gelir.

Kimin söz sahibi olduğu…

Kimin yalnızca çalıştığı…

Kimin karar verdiği…

Kimin ise verilen kararı uyguladığı…

Aday listeleri bütün bunları gösterir.

Üyesine güvenmeyen bir parti, toplumdan kendisine güvenmesini bekleyemez.

Üyesinin iradesini yalnızca kendi tercihleriyle örtüştüğünde kabul eden bir yönetim anlayışı, demokrasi değil onay arar.

Çünkü demokrasi, üyeye seçim yaptırmak değil; üyenin yaptığı seçime saygı göstermektir.

Ve kendi temsilcisini gerçekten seçemeyen üyelerin olduğu yerde, parti içi demokrasi bir ilke olmaktan çıkar.

Sandık vardır.

Üye vardır.

Örgüt vardır.

Ama karar başkalarının elindedir.

Ve kararın başkalarının elinde olduğu yerde demokrasi, yalnızca sandığı olan bir slogan olarak kalır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI