HALKWEBYazarlarCHP NEDEN KAZANAMIYOR?

CHP NEDEN KAZANAMIYOR?

Yazı Dizisi – 6

Lider Değişiyor, Düzen Kalıyor

Türkiye’de siyaset konuşulurken en çok tartışılan konu liderlerdir.

Kim genel başkan olacak?

Kim cumhurbaşkanı adayı olacak?

Kim partiyi iktidara taşıyacak?

Kim giderse parti yükselir?

Kim gelirse seçim kazanılır?

Neredeyse bütün siyasal tartışmalarımız kişiler üzerinden yürür.

Çünkü kişileri tartışmak kolaydır.

Sistemleri tartışmak ise zordur.

Oysa güçlü siyasi partiler, doğru lideri bekleyen partiler değildir.

Doğru liderleri yetiştirebilen, liderlerin yetkilerini sınırlandırabilen, onları denetleyebilen ve gerektiğinde demokratik yollarla değiştirebilen kurumlardır.

İşte CHP’nin temel sorunlarından biri burada ortaya çıkıyor.

Her başarısızlıktan sonra yeni bir isim aranıyor.

Her değişim döneminde yeni bir umut yaratılıyor.

Her genel başkan değişikliğinde “Bu kez olacak.” deniliyor.

Fakat bir süre sonra aynı tartışmalar yeniden başlıyor.

Çünkü isimler değişiyor.

Ama o isimlerin hareket ettiği siyasal düzen büyük ölçüde aynı kalıyor.

Merkez ile örgüt arasındaki ilişki…

Aday belirleme yöntemleri…

Parti içindeki güç mücadeleleri…

Delegelik sistemi…

Karar alma mekanizmaları…

Siyasette yükselmenin yolları…

Bunlar değişmeden yalnızca lideri değiştirmek, çoğu zaman sorunu çözmek yerine ertelemek anlamına geliyor.

Çünkü kurumlar insanları şekillendirir.

En demokrat insan bile demokratik olmayan bir yapının içinde zamanla merkezileşebilir.

En şeffaf yönetici bile hesap verme mekanizmalarının zayıf olduğu bir sistemde giderek denetimsizleşebilir.

En değişimci kadrolar bile kendilerini iktidara taşıyan düzeni değiştirmekten vazgeçebilir.

İşte bu nedenle mesele, iyi insanları bulmak değildir.

Mesele, iyi insanların kötü sistemlerde bile iyi kalmasını sağlayacak kuralları kurmaktır.

Demokrasi zaten bunun için vardır.

Gücü iyi insanların eline vermek için değil; gücü kimin kullandığından bağımsız olarak sınırlandırmak için.

Çünkü demokratik kurumlar, yöneticilerin iyi niyetine güvenilerek kurulmaz.

Tam tersine, hiçbir yöneticinin sınırsız ve denetimsiz bir güce sahip olmaması için kurulur.

Bir siyasi parti de aynı ilkeye ihtiyaç duyar.

Genel başkanın kim olduğundan bağımsız işleyen kurallara…

Üyelerin iradesini koruyan mekanizmalara…

Aday belirleme süreçlerinde açık ve ölçülebilir kriterlere…

Parti yönetimini denetleyebilecek bağımsız yapılara…

Görev süresini ve yetkiyi sınırlayan kurallara…

Ve en önemlisi, yöneticilerin değişmesini kriz değil, demokratik hayatın doğal sonucu hâline getiren bir siyasal kültüre…

Çünkü kurumsallaşma, bir liderin güçlü olması değildir.

Lider olmadığında da sistemin çalışabilmesidir.

Kurumsallaşma yalnızca kuralların bulunması da değildir.

Kuralların, kim yönetimde olursa olsun, herkese eşit biçimde uygulanabilmesidir.

CHP’nin önündeki temel meselelerden biri tam da budur.

Parti, liderlerin yönettiği bir örgüt olmaktan çıkıp kuralların yönettiği demokratik bir kuruma dönüşabilecek mi?

Çünkü lider merkezli siyaset kaçınılmaz olarak taraftarlık üretir.

Bir süre sonra fikirler değil, kişiler savunulmaya başlanır.

Eleştiri, siyasi tartışma olmaktan çıkar.

Sadakat testine dönüşür.

Bir genel başkanı eleştiren, diğerinin taraftarı ilan edilir.

Bir belediye başkanını sorgulayan, karşı cepheye yazılır.

Bir milletvekilinin yanlışını söyleyen, parti düşmanı sayılır.

Böylece siyaset fikirlerin yarıştığı bir alan olmaktan çıkar, kişilerin etrafında kurulan kampların mücadelesine dönüşür.

Oysa sosyal demokrasi, siyasal gücü tek bir merkezde toplamak için değil, topluma ve örgüte yaymak için vardır.

Sosyal demokrat bir partide lider, örgütün sahibi değildir.

Üyelerin iradesini belirli bir süre için temsil eden kişidir.

Genel başkanlık bir makamdır.

Mülkiyet değildir.

Bu nedenle demokratik bir partide insanlar kişilere değil, ilkelere bağlı olmalıdır.

Genel başkan değişebilir.

Belediye başkanları değişebilir.

Milletvekilleri değişebilir.

Parti yönetimleri değişebilir.

Ama ilkeler değişmemelidir.

Şeffaflık…

Liyakat…

Hesap verebilirlik…

Katılımcılık…

Parti içi demokrasi…

Bunlar kişilere göre uygulanıyorsa, ortada güçlü kurumlar değil, güç ilişkileri vardır.

Belki de CHP’nin yıllardır yaşadığı tartışmaların temelinde tam olarak bu sorun bulunuyor.

Partiyi kurtaracak kişiyi arıyoruz.

Oysa belki de kurtarıcı aramaktan vazgeçmek gerekiyor.

Çünkü güçlü kurumlar kahramanlara ihtiyaç duymaz.

Kurallara ihtiyaç duyar.

Denetime ihtiyaç duyar.

Katılıma ihtiyaç duyar.

Ve gerektiğinde kendi yöneticilerine “Hayır.” diyebilecek özgür üyelere ihtiyaç duyar.

CHP’nin geleceğini belirleyecek soru, kimin genel başkan olacağı değildir.

Asıl soru şudur:

Genel başkan kim olursa olsun, aynı demokratik kurallar işleyecek mi?

Eleştiren üyeler konuşmaya devam edebilecek mi?

Adaylar kişisel yakınlıklarla değil, açık ve demokratik yöntemlerle belirlenebilecek mi?

Yöneticiler gerektiğinde hesap verecek ve görevlerini bırakabilecek mi?

Eğer bu sorulara güçlü bir “Evet.” cevabı verilemiyorsa, değişen yalnızca isimler olacaktır.

Liderler değişir.

Kadrolar değişir.

Sloganlar değişir.

Umutlar değişir.

Ama düzen kalır.

Ve düzen değişmediği sürece, her değişim bir süre sonra eski düzenin yeni yüzlerine dönüşür.

YAZARIN DİĞER YAZILARI