HALKWEBYazarlarCHP NEDEN KAZANAMIYOR?

CHP NEDEN KAZANAMIYOR?

Yazı Dizisi – 5

En Büyük Rakip Dışarıda mı, İçeride mi?

Bir siyasi partinin rakibi, karşısındaki parti midir?

Elbette öyledir.

Demokratik siyasetin doğası bunu gerektirir.

Ancak bazen bir partinin en büyük rakibi, karşısındaki parti değil; yıllar içinde değiştiremediği kendi alışkanlıklarıdır.

Çünkü siyaset yalnızca rakiple mücadele etmek değildir.

Aynı zamanda kendini sürekli yenileyebilme iradesidir.

En tehlikeli durum ise sürekli aynı yöntemleri deneyip farklı sonuçlar beklemektir.

Alışkanlıklar zamanla kültüre dönüşür.

Kültür ise değişimin önündeki en güçlü engellerden biri hâline gelebilir.

CHP uzun yıllardır Türkiye’nin ana muhalefet partisidir.

Bu, yalnızca bir siyasi unvan değil; aynı zamanda büyük bir sorumluluktur.

Bu süreçte ülke değişti.

Ekonomi değişti.

Toplum değişti.

İletişim biçimleri değişti.

Seçmenin beklentileri değişti.

Yeni kuşaklar siyasete farklı gözlerle bakmaya başladı.

Peki CHP, aynı hızla değişebildi mi?

Belki de bugün üzerinde en çok düşünülmesi gereken soru budur.

Siyasette iktidar olmak kadar, iktidara hazırlanmak da bir kültür meselesidir.

Hazırlık yalnızca seçim bildirgesi hazırlamak değildir.

Yeni kadrolar yetiştirmektir.

Yerel örgütleri güçlendirmektir.

Toplumun farklı kesimleriyle sürekli temas kurmaktır.

Eleştiriyi tehdit değil, gelişme fırsatı olarak görebilmektir.

Çünkü bir parti, kendi içinde farklı seslere alan açamıyorsa, toplumdaki farklı seslere de ulaşmakta zorlanır.

Oysa sosyal demokrasi, çoğulculuk üzerine kurulu bir siyasal anlayıştır.

Farklı görüşleri bastırmayı değil, onları ortak akılda buluşturmayı hedefler.

Siyaset de benzer düşünen insanları aynı salonda toplama işi değildir.

Farklı düşünen insanları ortak bir gelecek fikrinde buluşturabilme sanatıdır.

Muhalefetin görevi, iktidarın yanlışlarını göstermek kadar; daha iyisinin mümkün olduğuna toplumu ikna edebilmektir.

Bu nedenle yalnızca eleştirmek yetmez.

Aynı zamanda umut vermek gerekir.

Yalnızca itiraz etmek yetmez.

Daha iyi bir yönetim anlayışını da göstermek gerekir.

Çünkü seçmenin aklındaki en önemli sorulardan biri şudur:

“Peki siz neyi daha iyi yapacaksınız?”

İşte bu soruya güçlü, somut ve inandırıcı cevap verilemediğinde, iktidarın yıpranması tek başına seçim kazandırmaya yetmeyebilir.

Toplum yalnızca eleştiri duymak istemez.

Yön görmek ister.

Yalnızca itiraz duymak istemez.

Çözüm görmek ister.

Yalnızca öfkeye değil, güvene de ihtiyaç duyar.

Bunun yolu ise önce özeleştiriden geçer.

Siyasette özeleştiri, zayıflık değil; kurumsal olgunluğun göstergesidir.

Hatalar konuşulamıyorsa, aynı hatalar tekrar edilir.

Başarısızlıkların nedeni sürekli dış etkenlerde aranıyorsa, içeride yapılması gereken değişimler ertelenir.

Elbette her seçim eşit koşullarda yapılmayabilir.

Medya düzeni…

Kamu kaynaklarının kullanımı…

Siyasal iklim…

Devlet imkânlarının yarattığı eşitsizlikler…

Bütün bunlar seçim rekabetini etkileyebilir.

Bunları görmezden gelmek gerçekçi olmaz.

Ancak bunları kabul etmek ile kendi eksiklerini görmezden gelmek aynı şey değildir.

Çünkü bir siyasi parti, değiştiremediği koşulları gerekçe gösterebilir.

Ama tarih, partileri gerekçeleriyle değil; değiştirebildikleriyle hatırlar.

İşte güçlü siyasal hareketleri farklı kılan da budur.

Rakiplerinin avantajlarını anlatırken, kendi eksiklerini de aynı cesaretle tartışabilirler.

Belki de CHP’nin önündeki en önemli eşik tam da buradadır.

Rakibini değiştirmeye çalışmak mı?

Yoksa önce kendisini değiştirebilmek mi?

Çünkü hiçbir siyasi parti rakibini seçemez.

Ama kendi siyaset tarzını…

Örgüt kültürünü…

Karar alma biçimini…

Toplumla kurduğu ilişkiyi değiştirebilir.

Gerçek dönüşüm de tam burada başlar.

Belki de bugün sorulması gereken asıl soru şudur:

CHP’nin gerçek rakibi, karşısındaki parti mi?

Yoksa yıllar içinde doğruluğunu sorgulamayı bıraktığı kendi siyasal alışkanlıkları mı?

Çünkü aynaya bakabilen kurumlar değişebilir.

Değişebilen kurumlar güven oluşturabilir.

Güven oluşturabilen partiler ise yalnızca seçim kazanmaz.

Toplumla uzun vadeli bir siyasal bağ kurar.

Ve bazen bir partinin en güçlü rakibi, karşısındaki parti değil; yıllar içinde doğruluğunu sorgulamayı bıraktığı kendi alışkanlıklarıdır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI