HALKWEBYazarlarCHP NEDEN KAZANAMIYOR? Yazı Dizisi – 3

CHP NEDEN KAZANAMIYOR? Yazı Dizisi – 3

Örgüt Kimin İçin Var?

 

Bir siyasi partinin en büyük gücü, genel merkez binası değildir.

 

Asıl gücü; mahallesindeki üyesidir.

 

Kapı kapı dolaşan gönüllüsüdür.

 

Seçim günü sandığın başında sabahlayan örgüt emekçisidir.

 

Çünkü bir partiyi ayakta tutan tabelası değil, tabanıdır.

 

Peki, o taban kendisini gerçekten karar süreçlerinin bir parçası olarak hissediyor mu?

 

Yoksa yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanan, görev verildiğinde çalışan, kararlar alındıktan sonra bilgilendirilen bir yapı olarak mı görülüyor?

 

İşte CHP’nin yıllardır tartıştığı temel meselelerden biri tam da budur.

 

Örgüt var.

 

Üye var.

 

İlçe örgütleri var.

 

İl örgütleri var.

 

Kurultaylar yapılıyor.

 

Peki bütün bunların içinde sıradan bir üyenin gerçek etkisi ne kadar?

 

Bir siyasi partiye üye olmak; yalnızca aidat ödemek, seçim dönemlerinde afiş asmak ya da sandık görevlisi olmak değildir.

 

Üyelik; fikir üretebilmek, eleştirebilmek, aday olabilmek ve yönetime etki edebilmektir.

 

Çünkü örgüt, yalnızca seçim kazandıran bir saha gücü değildir.

 

Örgüt, partinin hafızasıdır.

 

Vicdanıdır.

 

Meşruiyet kaynağıdır.

 

Örgüt, genel merkezin taşra teşkilatı değil; genel merkezin varlık sebebidir.

 

Eğer üyeler yalnızca alkışlayan, dinleyen ve verilen kararları uygulayan bir konuma itilirse, zamanla aidiyet duygusu zayıflar.

 

Çünkü insanlar, seslerinin duyulduğu yerlere bağlanırlar.

 

Duyulmadıkları yerlerden ise sessizce uzaklaşırlar.

 

Bu yalnızca CHP’ye özgü bir sorun değildir.

 

Dünyanın birçok sosyal demokrat partisinde benzer tartışmalar yaşanmıştır.

 

Ancak başarılı örneklerin ortak bir özelliği vardır:

 

Kararlar yukarıdan aşağıya dayatılmaz.

 

Aşağıdan yukarıya taşınır.

 

Genel merkez örgütü yönetmez.

 

Örgüt iradesini koordine eder.

 

Çünkü sosyal demokrasinin özü yalnızca halk adına konuşmak değildir.

 

Halkın ve üyelerin konuşabileceği mekanizmaları kurabilmektir.

 

Örgüt, kararların uygulayıcısı değil, kararların ortağı olmalıdır.

 

Aksi hâlde güvenin yerini sadakat beklentisi alır.

 

Sadakatin öne çıktığı yerde ise eleştiri, katkı olarak değil tehdit olarak görülmeye başlanır.

 

İşte o noktada parti; fikir üreten insanların değil, birbirini onaylayan insanların çoğaldığı bir yapıya dönüşme riski taşır.

 

Oysa siyaset, aynı düşünen insanların değil, farklı düşünen insanların ortak hedefte buluşabilme sanatıdır.

 

Farklı seslerin susturulduğu yerde ortak akıl gelişmez.

 

Ortak aklın olmadığı yerde ise yenilenme mümkün olmaz.

 

Seçmen bunu görür.

 

Çünkü toplum yalnızca seçim bildirgelerine değil, partinin kendi içindeki demokrasi kültürüne de bakar.

 

Kendi içinde çoğulculuğu yaşatamayan bir partinin, ülkeye çoğulcu bir yönetim vaat etmesi seçmenin zihninde doğal olarak soru işaretleri oluşturur.

 

Belki de bugün yeniden sormamız gereken soru şudur:

 

CHP’nin örgütleri kararların yalnızca uygulayıcısı mı, yoksa gerçek sahibi mi?

 

Çünkü örgütün sahibi olmadığı bir partide üyeler zamanla özne olmaktan çıkar, seyirciye dönüşür.

 

Oysa sosyal demokrasi, seyirciler değil; karar süreçlerine katılan yurttaşlar üzerine inşa edilmiş bir siyasal anlayıştır.

 

Parti içinde özne olamayan üyelerin, toplumda değişimin öznesi olması da kolay değildir.

 

CHP’nin yeniden güçlü bir iktidar alternatifi olabilmesi; örgütü yalnızca çalışan bir yapı olarak değil, düşünen, üreten, denetleyen ve yön veren bir güç olarak görmesine bağlıdır.

 

Çünkü güçlü muhalefet, güçlü örgütlerle kurulur.

 

Güçlü örgütler ise yalnızca disiplinle değil; güvenle, katılımla ve ortak akılla büyür.

 

Hakan URUN

YAZARIN DİĞER YAZILARI