Kazanamamak Bir Sonuçtur
“Bir toplum, muhalefetin niteliği kadar iktidarını değiştirebilir.”
Türkiye’de siyaset konuşulurken en kolay yapılan şey suçlu aramaktır.
Seçim kaybedilince suçlu genel başkandır.
Bir sonraki seçim kaybedilince adaydır.
O da olmazsa medya suçlanır.
Devlet imkânları…
Seçim sistemi…
Sandık güvenliği…
Propaganda…
Hepsinin bu tabloda payı olabilir. Ancak bunların hiçbiri tek başına, yıllara yayılan seçim başarısızlığını açıklamaya yetmez.
Çünkü siyaset, tek bir seçim gecesinden ibaret değildir.
Seçim sonuçları, yıllar boyunca biriken örgütlenme anlayışının, siyasal dilin, liderlik kültürünün ve toplumla kurulan ilişkinin doğal sonucudur.
İşte bu nedenle şu soruyu sormak gerekiyor:
Cumhuriyeti kuran, Türkiye’nin en köklü siyasi partisi olan CHP neden uzun yıllardır tek başına iktidara gelemiyor?
Bu sorunun kolay bir cevabı yok.
Kolay cevaplar zaten çoğu zaman gerçeği gizler.
Kimi, bütün sorumluluğu iktidarın medya gücüne bağlar.
Kimi yalnızca lider değişimini çözüm olarak görür.
Kimi ise seçmeni suçlar.
Oysa siyaset biliminin söylediği daha basit bir gerçeğe işaret eder:
Hiçbir siyasi parti, yalnızca rakibinin hataları sayesinde kalıcı iktidar olamaz.
İnsanlar yalnızca mevcut iktidardan yoruldukları için değil, alternatifine güvendikleri zaman değişime karar verir.
İktidar yıpranabilir.
Ekonomi bozulabilir.
Hukuka güven azalabilir.
Toplum değişim isteyebilir.
Ama bütün bunlar tek başına seçim kazandırmaz.
Muhalefetin aynı zamanda umut üretmesi gerekir.
Güven üretmesi gerekir.
Kadro üretmesi gerekir.
Ve en önemlisi, kendi içinde savunduğu değerleri yaşayabilmesi gerekir.
Demokrasi isteyen bir partinin önce kendi içinde demokratik olması beklenir.
Şeffaflık isteyen bir partinin önce kendi karar mekanizmalarını şeffaflaştırması beklenir.
Liyakat isteyen bir partinin önce kendi kadrolarında bunu göstermesi beklenir.
Çünkü seçmen yalnızca vaatlere değil, örneklere de bakar.
Bu yazı dizisinin amacı bir kişiyi hedef almak değildir.
Ne yalnızca Kemal Kılıçdaroğlu’nu, ne de yalnızca Özgür Özel’i tartışmak…
Çünkü kişiler değişebilir.
Asıl soru şudur:
Yapı değişiyor mu?
Liderler gelip geçer.
Ancak liderleri üreten örgüt kültürü değişmiyorsa, sonuçlar da çoğu zaman değişmez.
Bu nedenle bu yazı dizisi boyunca isimlerden çok sistemi konuşacağız.
Örgüt yapısını…
Delegelik düzenini…
Aday belirleme yöntemlerini…
Parti içi demokrasiyi…
Toplumla kurulan ilişkiyi…
Ve belki de en önemlisi, CHP’nin kendi seçmeniyle kurduğu psikolojik bağı…
Çünkü bazen en büyük sorun yanlış insan değildir.
Yanlış sistemdir.
Ve yanlış sistemler, doğru insanları bile zamanla birbirine benzetir.
Belki de artık kişileri değil, sistemi tartışmanın zamanı gelmiştir.
Hakan URUN
