HALKWEBGündemBÖLÜNMENİN MİMARLARI, BİRLİĞİN NUTKUNU ATIYOR CHP'Yİ KİM BÖLDÜ?

BÖLÜNMENİN MİMARLARI, BİRLİĞİN NUTKUNU ATIYOR CHP’Yİ KİM BÖLDÜ?

0:00 0:00

Fitne tohumlarını kim ekti, kim suladı?

BÖLÜNME BİR SONUÇTUR, NEDEN DEĞİL

Bugün CHP’de yaşanan krizi yalnızca bir liderlik tartışmasına indirgemek, yaşananları bilinçli olarak eksik okumaktır.

Çünkü ortada duran tablo bir sonuçtur.

Asıl konuşulması gereken ise bu sonuca giden süreçtir.

Şimdi aynı isimler çıkıp birlikten, beraberlikten, parti hukukundan ve örgüt iradesinden söz ediyorlar.

Oysa sorulması gereken soru şudur:

Madem birlik bu kadar önemliydi, CHP’yi bugünkü kutuplaşma noktasına kim taşıdı?

Madem örgüt iradesi bu kadar kıymetliydi, yıllarca örgütü etkisizleştiren siyaset neden teşvik edildi?

Madem parti hukuku bu kadar değerliydi, neden parti içindeki her eleştiri “ihanet”, her itiraz “düşmanlık”, her farklı görüş ise “tasfiye edilmesi gereken unsur” olarak görüldü?

Bugün CHP’nin yaşadığı kırılmanın sorumluluğunu yalnızca sonuca yüklemek mümkün değildir.

Çünkü bir binanın çöküşünü konuşurken enkazı değil, kolonları kesenleri sorgulamak gerekir.

Benim siyasi değerlendirmeme göre CHP’nin son yıllarda yaşadığı ayrışmanın temelinde, partiyi kurumsal kimliğinden uzaklaştıran ve kişisel siyasi projelerin merkezine yerleştiren anlayış bulunmaktadır.

Bu anlayışın sembol isimleri olarak görülen Ekrem İmamoğlu ve etrafında şekillenen siyasi yapı ile daha sonra bu çizgiye eklemlenen kadrolar, CHP içinde yeni bir güç merkezi oluştururken; parti tarihini, örgüt hafızasını ve geleneksel denge mekanizmalarını ikinci plana itti.

Sonuçta CHP, ortak ilkeler etrafında birleşen bir siyasi hareket görüntüsünden uzaklaşıp, farklı güç odaklarının mücadele ettiği bir alana dönüştü.

Bugün “birlik” çağrısı yapanların önce şu soruya cevap vermesi gerekiyor:

Eğer ortada bir bölünme varsa, bu bölünmenin sorumluluğu yalnızca sonuçlara mı aittir, yoksa yıllardır izlenen siyasetin de bu tabloda payı var mıdır?

Çünkü tarih bize şunu öğretir:

Bölünmeler bir günde olmaz.

Önce fitne tohumları ekilir.

Sonra o tohumlar sabırla sulanır.

Ve gün gelir, ayrışmanın meyvesi bütün partinin önüne konur.

Bugün CHP’nin önündeki mesele tam da budur.

FİTNE TOHUMLARINI KİM EKTİ?

Belediye Gücü, Parti Gücü Mü Oldu?

Siyasette bazı süreçler vardır ki sonuçları ortaya çıktığında herkes şaşırmış gibi yapar.

Oysa yaşananlar yıllar öncesinden bellidir.

Bugün CHP’de yaşanan ayrışma da böyledir.

Çünkü bu hikâye dün başlamadı.

Bu hikâye, partinin örgüt gücü ile belediye gücü arasındaki dengenin bozulduğu gün başladı.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin yüz yıllık tarihinde belediyeler her zaman partinin araçlarından biri oldu.

Ancak son yıllarda tablo tersine çevrildi.

Parti, belediyelerin aracı haline getirildi.

Örgüt, seçilmiş belediye başkanlarının gölgesinde bırakıldı.

İlçe başkanları susturuldu.

İl örgütleri etkisizleştirildi.

Parti emekçileri değersizleştirildi.

Yerlerine ise belediye koridorlarından yükselen yeni bir siyasi aristokrasi yerleştirildi.

İşte kırılma tam burada başladı.

CHP’nin geleneksel siyasal kültüründe örgüt belirleyicidir.

Çünkü örgüt fedakârlığın adıdır.

Örgüt emektir.

Örgüt sadakattir.

Örgüt zor zamanda afiş asan, sandık koruyan, gözaltına alınan, dışlanan ama yine de partisini terk etmeyen insanların toplamıdır.

Fakat son yıllarda bu anlayışın yerine başka bir anlayış geçirilmeye çalışıldı.

Paranın belirleyici olduğu…

Medyanın belirleyici olduğu…

Algı operasyonlarının belirleyici olduğu…

Belediye imkânlarının belirleyici olduğu yeni bir siyaset modeli inşa edilmeye başlandı.

Ve bu modelin merkezinde Ekrem İmamoğlu’nun siyasi yükselişi yer aldı.

İmamoğlu’nun etrafında oluşan siyasi yapı zamanla CHP’nin doğal denge mekanizmalarının üzerine çıkmaya başladı.

Parti örgütü yerine belediye çevreleri konuşur hale geldi.

Kurultaylar yerine kulisler belirleyici olmaya başladı.

Parti programı yerine kişisel siyasi hedefler öne çıktı.

Tam da bu süreçte CHP’nin tarihsel hafızasıyla güçlü bağı olmayan birçok isim parti içerisinde olağanüstü etkiler kazandı.

Daha düne kadar CHP’yi ağır sözlerle eleştirenler CHP adına konuşmaya başladı.

Daha düne kadar başka siyasi adreslerde bulunanlar CHP’nin geleceğine yön vermeye kalkıştı.

Ve ne gariptir ki yıllarca CHP için bedel ödemiş insanlar dışlanırken, CHP’nin kapısını dün çalanlar baş tacı edildi.

Bugün yaşanan krizin kökleri işte burada yatıyor.

Çünkü bir siyasi hareket kendi hafızasını küçümsemeye başladığında, kendi geçmişini yük olarak gördüğünde ve kendi emekçilerini değersizleştirdiğinde içeriden çözülmeye başlar.

Bu yüzden bugün yaşananlar tesadüf değildir.

Ortaya çıkan tablo, yıllardır sürdürülen yanlış tercihlerin doğal sonucudur.

Şimdi aynı çevrelerin çıkıp “birlikten” söz etmesi ise ayrı bir çelişkidir.

Çünkü önce bölünmenin nedenleriyle yüzleşmek gerekir.

Fitne tohumlarını ekenler bulunmadan, o tohumları sulayanlar sorgulanmadan, birlik çağrıları havada kalmaya mahkûmdur.

Ve CHP’nin önündeki en büyük soru hâlâ cevap beklemektedir:

Parti, örgütün partisi olarak mı kalacaktır?

Yoksa belediye merkezli güç odaklarının yönettiği bir siyasi yapıya mı dönüşecektir?

KEMAL KILIÇDAROĞLU NEDEN HEDEFTEYDİ?

Sorun Bir Kişi Mi, Yoksa Bir Engel Mi?

Siyasette bazen bir kişiye yönelik saldırıların nedeni o kişinin hataları değildir.

Asıl neden, o kişinin bazı planların önünde duran son engel olmasıdır.

Kemal Kılıçdaroğlu tartışmalarına biraz da bu açıdan bakmak gerekiyor.

Çünkü bugün CHP içinde yaşanan kavganın merkezine yerleştirilen isim aslında Kılıçdaroğlu’dur.

Neredeyse yaşanan her sorunun sorumlusu ilan edilen kişi odur.

Seçim kaybedilmişse suçlu odur.

Örgüt dağılmışsa suçlu odur.

Parti bölünmüşse suçlu odur.

Oysa aynı dönemde genel başkan yardımcısı olanlar, grup başkanvekili olanlar, MYK’da görev yapanlar, belediye başkanı olanlar, milletvekili olanlar ve bugün partiyi yöneten isimler sanki o dönemin hiç parçası değilmiş gibi davranmaktadır.

İşte asıl çelişki burada başlıyor.

Madem her şey kötüydü…

Madem her şey yanlıştı…

Madem CHP tarihinin bütün sorunlarının kaynağı Kemal Kılıçdaroğlu’ydu…

O halde bugün parti yönetiminde bulunan isimler o dönemde ne yapıyordu?

Neden itiraz etmiyorlardı?

Neden görev kabul ediyorlardı?

Neden aday oluyorlardı?

Neden o siyasi kariyerleri o dönemde yükseliyordu?

Gerçek şu ki bugün Kılıçdaroğlu’na yöneltilen eleştirilerin önemli bir bölümü siyasi bir hesaplaşmanın parçası olarak görülmektedir.

Çünkü Kemal Kılıçdaroğlu yalnızca eski bir genel başkan değildir.

Aynı zamanda CHP’nin kurumsal hafızasını temsil eden son büyük siyasal figürlerden biridir.

Tam da bu nedenle hedef alınmaktadır.

Çünkü kurumsal hafıza güçlü olduğunda kişisel iktidar alanları daralır.

Parti hukuku güçlü olduğunda hizipler zayıflar.

Örgüt güçlü olduğunda güç odaklarının hareket alanı küçülür.

Bu nedenle Kılıçdaroğlu’na yönelik saldırılar çoğu zaman yalnızca bir kişiye yönelik değildir.

Aslında hedef alınan şey CHP’nin geleneksel denge mekanizmalarıdır.

Nitekim son yıllarda yaşanan süreçte görülen tablo da budur.

Partinin kurucu kültürünü savunanlar eski ilan edildi.

Partinin hafızasını koruyanlar engel olarak gösterildi.

Parti hukukunu savunanlar tasfiye edilmeye çalışıldı.

Buna karşılık kişisel sadakat, ilkesel bağlılığın önüne geçirildi.

Biat, eleştirinin yerini aldı.

Alkış, muhasebenin yerini aldı.

Sorgulama, ihanet gibi gösterildi.

Oysa CHP’nin tarihsel gücü tam tersinden gelir.

CHP’yi CHP yapan şey tek seslilik değildir.

CHP’yi CHP yapan şey düşünce çeşitliliğidir.

CHP’yi CHP yapan şey sorgulayan kadrolardır.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun bütün siyasi hayatına katılmak zorunda değilsiniz.

Bütün kararlarını doğru bulmak zorunda da değilsiniz.

Ancak bir gerçeği teslim etmek gerekir:

Bugün kendilerini CHP’nin doğal sahibi gibi sunan birçok isim, siyaset sahnesinde yükselme fırsatını Kemal Kılıçdaroğlu döneminde bulmuştur.

Bu nedenle bugün yapılan tartışma sadece bir lider tartışması değildir.

Bu aynı zamanda siyasi vefa ile siyasi fırsatçılık arasındaki ayrımın da tartışmasıdır.

Ve CHP üyeleri önünde sonunda şu soruyla yüzleşecektir:

Gerçekten hesaplaşılması gereken kişi Kemal Kılıçdaroğlu mudur?

Yoksa onun tasfiyesi üzerinden partinin bütün geleneksel dengelerini değiştirmek isteyen anlayış mıdır?

CHP’yi Kim Böldü? Fitne Tohumlarını Kim Ekti, Kim Suladı?

Tarih bazen acı bir ironi yazar.

Dün ayrışmayı büyütenler, bugün birlik nutukları atar.

Dün örgütü bölenler, bugün örgüt adına konuşur.

Dün parti içindeki her itirazı düşmanlık olarak görenler, bugün demokrasi vaazı verir.

CHP’nin bugün yaşadığı krizin en trajik tarafı da budur.

Partiyi yıllardır kişisel ikbal mücadelelerinin sahnesine dönüştürenler, şimdi ortaya çıkan tablonun sorumluluğunu başkalarına yüklemeye çalışmaktadır.

Oysa gerçekler inatçıdır.

Gerçekler propaganda ile değişmez.

Gerçekler sloganlarla ortadan kalkmaz.

CHP’nin içine düşürüldüğü kutuplaşma iklimi bir günde oluşmadı.

Yıllarca sürdürülen hizip siyasetiyle oluştu.

Örgüt yerine güç merkezlerini büyüten anlayışla oluştu.

Parti kimliğini şahısların siyasi kariyer planlarına bağlayan yaklaşımla oluştu.

Belediye gücünü parti gücünün önüne koyan tercihlerle oluştu.

Bugün gelinen noktada aynı kadroların çıkıp birlik çağrısı yapması ise samimiyet sorununu beraberinde getirmektedir.

Çünkü birlik, önce ayrıştıran dili terk etmekle başlar.

Birlik, parti içindeki farklı düşünen insanları düşmanlaştırmamakla başlar.

Birlik, örgütü bir sadakat testine tabi tutmamakla başlar.

Birlik, CHP’nin sahibinin hiçbir grup, hiçbir klik, hiçbir belediye çevresi olmadığını kabul etmekle başlar.

İşte tam bu noktada Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasi tavrı yeniden önem kazanmaktadır.

Çünkü bütün saldırılara rağmen partiden ayrılmayan odur.

Bütün ithamlara rağmen başka siyasi adres aramayan odur.

Bütün baskılara rağmen CHP’nin kurumsal varlığına vurgu yapan odur.

Bütün tartışmaların içinde hâlâ “baba ocağı” diyen odur.

Asıl mesele de burada düğümlenmektedir.

CHP bir siyasi kariyer platformu mudur?

Yoksa Cumhuriyet’in kurucu partisinin yüz yıllık birikimi midir?

Eğer CHP ikinciyse, o halde yapılması gereken taraflardan birinin fanatiği olmak değildir.

Yapılması gereken şey, partiyi bu noktaya getiren anlayışla hesaplaşmaktır.

Çünkü hiçbir siyasi hareket kendi örgütünü tüketerek büyüyemez.

Hiçbir parti kendi hafızasını yok ederek güçlenemez.

Hiçbir lider kendi partisini ikiye bölerek tarih yazamaz.

Bugün CHP’nin ihtiyacı yeni kahramanlar değildir.

Yeni sloganlar da değildir.

Yeni düşmanlar hiç değildir.

CHP’nin ihtiyacı yeniden ilkelere dönmektir.

Yeniden örgüte dönmektir.

Yeniden parti hukukuna dönmektir.

Yeniden Cumhuriyet fikrine dönmektir.

Ve her şeyden önemlisi, CHP’nin ihtiyacı fitneyi siyaset sananlardan kurtulmaktır.

Çünkü bölünmenin mimarları bugün birliğin nutkunu atıyor olabilir.

Ancak tarih, nutukları değil sonuçları yazar.

Ve günün sonunda herkes şu soruya cevap vermek zorunda kalacaktır:

CHP’yi gerçekten kim böldü?

Fitne tohumlarını kim ekti?

Ve o tohumları yıllarca kim suladı?

YAZARIN DİĞER YAZILARI