Bir zamanlar Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının banka eylemleri üzerinden ahlak dersi verenler, bugün aynaya bakmak zorundadır. Dün “soygun” diye yerden yere vurulan bir eylem, bugün başka biçimlerde, daha sinsi, daha örtülü yollarla sürdürülüyorsa, burada açık bir çifte standart vardır.
Özellikle Cumhuriyet Halk Partisi belediyelerine yönelen yolsuzluk iddiaları artık fısıltı değil, toplumun geniş kesimlerinde yüksek sesle konuşulan bir öfkeye dönüşmüş durumda.
Eğer halkın parası ihale oyunlarıyla, kayırmacılıkla, rant düzeniyle bir avuç çıkar grubuna aktarılıyorsa, bunun adı yönetim değil, düpedüz talandır.
Dün ideolojik gerekçelerle yapılan eylemler en azından açıktı; kim yaptıysa çıkıp arkasında duruyordu.
Bugün ise karanlık koridorlarda dönen ilişkiler, şeffaflıktan kaçan yöneticiler ve hesap vermekten uzak bir zihniyet var.
Bu, sadece bir siyasi çürüme değil, aynı zamanda topluma karşı işlenmiş büyük bir ihanettir.
Belediyeler halka hizmet etmek için vardır, birilerinin kasasını doldurmak için değil.
O koltuklar makam değil, emanettir.
O emanete ihanet eden kim olursa olsun, hangi partiden olursa olsun, bunun adı siyasi hata değil, ahlaki çöküştür.
Artık kimse kimseyi kandırmasın. Halk aptal değil.
Pazarda filesini dolduramayan, kirasını ödeyemeyen, ay sonunu getiremeyen insanlar, kendi cebinden çıkan paranın nerelere aktarıldığını görüyor.
Ve bu öfke büyüyor.
Siyaset, kirli ellerin saklanacağı bir perde değildir.
Ya temiz kalacaksınız ya da o kirli düzenin altında kalacaksınız.
Çünkü bu halkın sabrı da, hafızası da sandığınızdan çok daha güçlüdür.
