HALKWEBYazarlar30 AĞUSTOS: TARİHİN SİYASET SINIFINA KESTİĞİ FATURA

30 AĞUSTOS: TARİHİN SİYASET SINIFINA KESTİĞİ FATURA

 

BİR MİLLETİN BAĞIMSIZLIK İÇİN ÖDEDİĞİ BEDEL İLE BİR SİYASETÇİNİN KOLTUK İÇİN ÖDEMEKTEN KAÇINDIĞI BEDEL AYNI ŞEY DEĞİLDİR.

30 Ağustos’u anlamak için önce romantik cümleleri bir kenara bırakmak gerekir.

Çünkü 30 Ağustos bir nostalji değildir.

Bir tören değildir.

Bir protokol günü değildir.

Bir siyasi propaganda dekoru hiç değildir.

30 Ağustos, iktidarın kimde olacağına ilişkin sıradan bir mücadeleden çok daha büyük bir tarihsel kopuştur.

Bir milletin, kendi kaderini belirleme hakkını emperyalist güçlerin elinden geri aldığı gündür.

Bu nedenle 30 Ağustos’u yalnızca “Büyük Taarruz’un zaferi” olarak anlatmak, onun siyasal anlamını küçültmektir.

Çünkü o gün kazanılan yalnızca bir askerî başarı değildi.

O GÜN EMPERYALİZMİN ANADOLU ÜZERİNDEKİ SİYASİ PROJESİ MAĞLUP EDİLDİ.

MESELE YALNIZCA TOPRAK DEĞİLDİ; EGEMENLİKTİ.

Anadolu’nun paylaşılması yalnızca bir coğrafya meselesi değildi.

Asıl mesele;

Bu topraklarda kim karar verecek?

sorusuydu.

Millet mi?

Yabancı devletler mi?

İşgal kuvvetleri mi?

Saray mı?

Manda ve himaye arayan siyasal anlayış mı?

Yoksa kendi kaderini tayin etmek isteyen halk mı?

Mustafa Kemal Atatürk’ün tarihsel büyüklüğü tam burada ortaya çıkar.

O, meselenin özünü gördü:

Bağımsızlık, önce siyasi egemenlik meselesidir.

Bu yüzden Millî Mücadele yalnızca askerî bir operasyon değildi.

Aynı zamanda bir egemenlik devrimiydi.

Ve 30 Ağustos’un gerçek anlamı, 29 Ekim’e giden yolu açan bu siyasal dönüşümde yatmaktadır.

ATATÜRK’ÜN ASIL RADİKALLİĞİ BUYDU!

Bugün Atatürk’ü herkes kendi siyasi konforuna göre yorumlamak istiyor.

Birileri yalnızca askerî lider olarak anlatıyor.

Birileri yalnızca devlet kurucusu olarak.

Birileri yalnızca modernleşme sembolü olarak.

Birileri ise siyasi ihtiyaç duyduğunda adını kürsüsüne taşıyor.

Oysa Atatürk’ün tarihsel müdahalesi bunların hiçbirine sığmaz.

Çünkü Atatürk;

siyasi egemenliği saraydan millete taşıdı.

tebaayı yurttaşa dönüştürdü.

devletin meşruiyet kaynağını hanedandan millete taşıdı.

emperyalist paylaşım planına karşı bağımsızlığı esas aldı.

Ve Cumhuriyet’i;

kişilerin lütfu değil, milletin egemenliği

üzerine kurdu.

Bu nedenle Atatürk’ü gerçekten anlamak isteyenlerin önce şu soruya cevap vermesi gerekir:

MİLLETİN EGEMENLİĞİNE GERÇEKTEN İNANIYOR MUSUNUZ?

YOKSA SADECE SİZİN KAZANDIĞINIZ ZAMAN MI MİLLİ İRADE VAR?

İşte bugünün siyasetçilerine sorulması gereken soru budur.

Seçimi kazandığınızda millet iradesi kutsal,

kaybettiğinizde şaibeli…

Sizi desteklediğinde vatandaş makbul,

sizi eleştirdiğinde hain…

Size alkış tuttuğunda demokrat,

sizi sorguladığında düşman…

Böyle bir siyaset anlayışının Cumhuriyet’le ne ilgisi vardır?

Cumhuriyet;

siyasi lidere biat rejimi değildir.

Cumhuriyet;

milletin yönetenleri değiştirebilme hakkıdır.

Demokrasi;

iktidarın hoşuna giden vatandaşın özgürlüğü değildir.

Demokrasi;

İKTİDARA İTİRAZ EDEBİLME HAKKIDIR.

SİYASETÇİLERİN EN BÜYÜK YANILGISI: KENDİLERİNİ TARİHİN MERKEZİ SANMALARI

Bugün siyasi hayatın en büyük hastalıklarından biri;

kişiselleştirilmiş iktidardır.

Liderin partiyle özdeşleştirilmesi.

Partinin liderle özdeşleştirilmesi.

Devletin iktidarla özdeşleştirilmesi.

İktidarın milletle özdeşleştirilmesi.

Sonra da şu cümle:

“Ben yoksam düzen bozulur.”

Hayır!

Düzen siz değilsiniz.

Devlet siz değilsiniz.

Cumhuriyet siz değilsiniz.

Millet hiç değilsiniz.

SİZ SADECE TARİHİN KISA BİR PARANTEZİSİNİ İŞGAL EDEN SİYASETÇİLERSİNİZ.

Koltuklarınızın süresi vardır.

Görevlerinizin süresi vardır.

Partilerinizin ömrü vardır.

Ama Cumhuriyet’in ömrünü siz belirleyemezsiniz.

30 AĞUSTOS TAM DA BU YÜZDEN BİR SİYASİ AHLAK DERSİDİR!

Çünkü 1922’nin insanları;

kişisel ikbal hesabı yapmadı.

makam pazarlığı yapmadı.

“Bana ne düşecek?” diye sormadı.

“Ben bundan ne kazanacağım?” diye hesaplamadı.

Onların sorusu basitti:

“MİLLETİN GELECEĞİ NE OLACAK?”

Bugünün siyasetinin en büyük trajedisi ise bu sorunun yerini başka bir sorunun almasıdır:

“BEN NE OLACAĞIM?”

İşte siyasi çürüme burada başlar.

İlke, kişisel kariyerin altında ezildiğinde…

Parti, demokratik bir örgüt olmaktan çıkıp lidere sadakat mekanizmasına dönüştüğünde…

Eleştiri ihanet sayıldığında…

Siyasi makam bir amaç haline geldiğinde…

Cumhuriyet’in ruhundan uzaklaşılmış demektir.

EMPERYALİZMİN BİÇİMİ DEĞİŞİR; BAĞIMSIZLIK İHTİYACI DEĞİŞMEZ!

Bugün kimse Anadolu’ya 1922’deki gibi bir işgal ordusuyla gelmek zorunda değil.

Modern emperyalizm daha sofistike yöntemlere sahiptir.

Ekonomik bağımlılık yaratabilir.

Finansal baskı oluşturabilir.

Teknolojik bağımlılık üretebilir.

Enerji bağımlılığı yaratabilir.

Kültürel nüfuz oluşturabilir.

Siyasi karar mekanizmalarını etkileyebilir.

Bir ülkenin kendi kararlarını kendi çıkarları doğrultusunda verme kapasitesini zayıflatabilir.

Bu nedenle tam bağımsızlık kavramını yalnızca askerî alana sıkıştırmak;

Atatürk’ün bağımsızlık fikrini anlamamaktır.

Tam bağımsızlık;

KENDİ KARARINI KENDİN VEREBİLME KAPASİTESİDİR.

Ekonomide.

Bilimde.

Teknolojide.

Hukukta.

Diplomaside.

Savunmada.

Eğitimde.

Kültürde.

Ve siyasette.

İŞTE BURADA SİYASETÇİLERE DAHA RAHATSIZ EDİCİ BİR SORU SORMAK GEREKİYOR:

SİZ GERÇEKTEN BAĞIMSIZ MISINIZ?

Yoksa;

başka güç merkezlerinin onayını,

başka aktörlerin desteğini,

başka çevrelerin alkışını,

başka hesapların siyasi desteğini

kendi milletinizin iradesinden daha değerli mi görüyorsunuz?

Bağımsızlık;

başkasına düşman olmak değildir.

Bağımsızlık;

başkasına kul olmamaktır.

Dostluk kurarsınız.

Müttefiklik yaparsınız.

Uluslararası iş birliği yaparsınız.

Ama kararınızı;

MİLLETİN ÇIKARINI ESAS ALARAK VERİRSİNİZ.

30 AĞUSTOS’UN SİYASİ MİRASI BUDUR:

Egemenlik devredilemez.

Bağımsızlık kiralanamaz.

Cumhuriyet kişiselleştirilemez.

Millet iradesi ipotek altına alınamaz.

Devlet bir kişinin mülkü değildir.

Parti bir kişinin tapusu değildir.

Siyaset bir meslekten önce kamusal sorumluluktur.

Ve siyasetçi;

MİLLETİN ÜZERİNDE DEĞİL, MİLLETİN HİZMETİNDEDİR.

İKTİDAR VE MUHALEFET, İKİNİZ DE BU SORULARA CEVAP VERİN!

Atatürk’ü gerçekten savunuyor musunuz?

Yoksa yalnızca siyasi olarak ihtiyaç duyduğunuzda mı hatırlıyorsunuz?

Cumhuriyet’i gerçekten savunuyor musunuz?

Yoksa Cumhuriyet’i kendi siyasi kimliğinizin dekoruna mı dönüştürüyorsunuz?

Demokrasiye gerçekten inanıyor musunuz?

Yoksa yalnızca iktidar size ait değilken mi demokrasi istiyorsunuz?

Liyakati gerçekten savunuyor musunuz?

Yoksa sadakat sizin için hâlâ daha mı değerli?

Eleştiriye gerçekten tahammül ediyor musunuz?

Yoksa size itiraz eden herkesi düşmanlaştırıyor musunuz?

Ve en önemlisi:

SİZ MİLLETE Mİ SADIKSINIZ, KOLTUKLARINIZA MI?

ÇÜNKÜ TARİHİN ÖLÇÜSÜ ALKIŞ DEĞİLDİR!

Bugün binlerce insan sizi alkışlayabilir.

Yarın aynı insanlar sizi sorgulayabilir.

Bugün siyasi gücünüz olabilir.

Yarın olmayabilir.

Bugün kürsüde olabilirsiniz.

Yarın o kürsünün dışında kalabilirsiniz.

Ama tarih;

ne kadar alkışlandığınıza bakmaz.

Tarih;

ne kadar güçlü olduğunuza bakmaz.

Tarih;

kaç kişinin önünüzde eğildiğine bakmaz.

Tarih şuna bakar:

GÜÇ SİZDEYKEN NE YAPTINIZ?

GÜÇ KAYBOLUNCA NASIL DAVRANDINIZ?

İLKENİZİ KORUDUNUZ MU?

MİLLETİN HAKKINI SAVUNDUNUZ MU?

YOKSA KENDİ İKTİDARINIZI MI SAVUNDUNUZ?

30 AĞUSTOS BİZE BİR MİRAS DEĞİL, BİR SORUMLULUK BIRAKTI!

Cumhuriyet’i hazır bulduğumuz bir mülk gibi tüketemeyiz.

Bağımsızlığı sonsuza kadar garanti edilmiş bir ayrıcalık zannedemeyiz.

Demokrasiyi yalnızca seçimden ibaret göremeyiz.

Atatürk’ü yalnızca bir tarih figürüne dönüştüremeyiz.

Çünkü her kuşak;

bağımsızlığı yeniden savunmak zorundadır.

Her kuşak;

Cumhuriyet’i yeniden güçlendirmek zorundadır.

Her kuşak;

siyasetin ahlakını yeniden kurmak zorundadır.

BUGÜN BİR MİLLETİN EVLATLARI OLARAK SÖYLÜYORUZ:

Biz;

emperyalizme teslim olmayacağız.

Bağımlılığı kader kabul etmeyeceğiz.

Kulluğu siyaset zannetmeyeceğiz.

Biatı demokrasi sanmayacağız.

Liderleri sorgulanamaz görmeyeceğiz.

Partileri kutsallaştırmayacağız.

Koltukları devletin kendisi zannetmeyeceğiz.

Atatürk’ü siyasi propaganda malzemesi yapmayacağız.

Ve kim olursa olsun;

gücün karşısında eğilmeyeceğiz.

Çünkü bizim ölçümüz bellidir:

KİŞİ DEĞİL İLKE!

KOLTUK DEĞİL CUMHURİYET!

VESAYET DEĞİL MİLLET EGEMENLİĞİ!

BAĞIMLILIK DEĞİL TAM BAĞIMSIZLIK!

SİYASİ İKİYÜZLÜLÜK DEĞİL AHLAK VE KARAKTER!

VE SON OLARAK, SİYASETÇİLERE ŞUNU HATIRLATALIM:

Sizden önce bu ülke vardı.

Sizden sonra da olacak.

Sizden önce iktidarlar geldi.

Sizden sonra da gelecek.

Sizden önce liderler vardı.

Sizden sonra da olacak.

Ama bir şey değişmeyecek:

BU MİLLETİN CUMHURİYETİ!

İşte bu yüzden kendinizi vazgeçilmez sanmayın.

Kendinizi milletin üzerinde görmeyin.

Kendi siyasi geleceğinizi ülkenin geleceğinin önüne koymayın.

Çünkü 30 Ağustos’un tarihsel mesajı hâlâ capcanlıdır:

HİÇBİR GÜÇ MİLLETİN İRADESİNDEN BÜYÜK DEĞİLDİR.

HİÇBİR SİYASETÇİ CUMHURİYET’TEN BÜYÜK DEĞİLDİR.

HİÇBİR KOLTUK VATANDAN DEĞERLİ DEĞİLDİR.

Ve unutmayın:

30 AĞUSTOS’U KAZANANLAR KOLTUK ARAMADI.

VATAN ARADI.

MİLLET ARADI.

BAĞIMSIZLIK ARADI.

Bugün bize düşen de onların kazandığı zaferin arkasına saklanmak değil;

o zaferin ahlaki ve siyasal sorumluluğunu taşımaktır.

Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesinin bütün kahramanlarını rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz.

30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN!

YAŞASIN TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE!

YAŞASIN CUMHURİYET!

YAŞASIN MİLLET EGEMENLİĞİ!

YAŞASIN MUSTAFA KEMAL ATATÜRK!

VE TARİHİN HUZURUNDA SON SÖZ:

KOLTUKLARINIZI DEĞİL, CUMHURİYET’İ KORUYUN!

KENDİNİZİ DEĞİL, MİLLETİ BÜYÜTÜN!

İKTİDARINIZI DEĞİL, TÜRKİYE’NİN BAĞIMSIZLIĞINI SAVUNUN!

YAZARIN DİĞER YAZILARI