HALKWEBYazarlar"Yalnız Değildir" Refleksi ve Toplumsal Aklın Kaybı

“Yalnız Değildir” Refleksi ve Toplumsal Aklın Kaybı

Böylesi durumlarda bir bakanın istifa etmesi, sistemin sağlığı açısından bir zaaf değil; aksine bir güç göstergesidir.

0:00 0:00

Henüz olayın ne olduğu tam olarak ortaya çıkmamışken, daha ilk saatlerde “falanca yalnız değildir” diyerek saf tutanlar…
Bu refleks artık bir alışkanlık değil, doğrudan bir zihniyet meselesi hâline gelmiş durumda.

Çünkü burada mesele bir kişiyi savunmak ya da bir olaya tepki göstermek değil;
gerçeği beklemeden, aidiyet üzerinden pozisyon alma hastalığıdır.

Birileri hopluyorsa, birileri bu kadar aceleyle taraf belirliyorsa, bilin ki mesele hakikat değil; algıdır, yönlendirmedir, hatta kimi zaman fırsatçılıktır.

Daha dosya açılmadan hüküm verenler…
Failin ekonomik durumu üzerinden sosyolojik çıkarım yapanlar…
Ailesinin yaşam tarzından ideolojik sonuçlar devşirenler…

Hepsi aynı kısır döngünün farklı yüzleri.

Peki gerçekten kim kimin değirmenine su taşıyor?

Toplumu ayrıştıran, öfkeyi diri tutan, kutuplaşmadan beslenen bu dil kime hizmet ediyor?
Ve daha acısı: Bu dili kullananlar bunun farkında mı?

Bir de işin başka bir boyutu var:
Olayın “sıcağı sıcağına” ortaya çıkan sözde yorumcular, ekran yüzleri, sosyal medya avukatları…

Daha gerçekler netleşmeden hüküm dağıtanlar,
henüz hiçbir şey bilinmezken kesin konuşanlar…

Bu acelecilik bilgi üretmez; yalnızca gürültü üretir.

Oysa en temel ihtiyaç şu:
Biraz sükûnet.
Biraz sabır.
Biraz da hakikate saygı…

Ama ne yazık ki “bizimdir”, “yalnız değildir” gibi sloganik yaklaşımlar, düşünmenin yerini almış durumda.
Kalabalıklar konuşuyor ama akıl susuyor.

Üstelik bu hata tek taraflı da değil.
Aynı refleksin zıddı, karşı cenahta da birebir mevcut.
Sağlı sollu aynı ezberler, aynı peşin hükümler, aynı zihinsel konfor alanı…

Farklı görünen ama özünde aynı olan iki yaklaşım.

Bu da gösteriyor ki sorun ideolojik değil;
sorun düşünme biçiminde.

Bu acı olayda hayatını kaybeden kıymetli öğretmenimiz Ayla Hocaya ve öğrencilerimize Cenâb-ı Hakk’tan rahmet, milletimize sabr-ı cemil diliyorum.

Burada özellikle altı çizilmesi gereken bir husus var:
Başörtülü bir öğretmen olan Ayla Hocaya, toplumun farklı kesimlerinden gelen sahiplenme ve taziye mesajları…

Bu, uzun zamandır özlediğimiz bir tablo.
Acı üzerinden değil, insanlık üzerinden kurulan bir ortaklık.

Bazı kesimlerin geçmişte düştüğü hatalara düşmemesi,
ötekileştirmeden, ayrıştırmadan sahip çıkabilmesi…

İşte bu, gerçekten takdire şayan.

Çünkü hakikat şu:
Acının kimliği yoktur.
Mağduriyetin ideolojisi olmaz.

Eğer bu tür olaylarda bile ortak bir vicdanda buluşamıyorsak,
asıl kaybımız burada başlıyor demektir.

Bir diğer önemli başlık ise sorumluluk meselesi.

Bu ülkede daha küçük olaylarda bile kurum yöneticileri görevden alınabiliyorsa,
bu denli büyük ve sarsıcı bir olayda daha üst düzey sorumlulukların tartışılması son derece doğaldır.

Hatta daha ileri gidelim:
Böylesi durumlarda bir bakanın istifa etmesi, sistemin sağlığı açısından bir zaaf değil; aksine bir güç göstergesidir.

Çünkü istifa,
“Ben sorumluluğu üstleniyorum” diyebilmektir.

Ama uzun zamandır bu erdemi göremiyoruz.

İstifade eden istifa etmiyor,
koltuğa yapışmak bir refleks hâline gelmiş durumda.

Oysa makamlar sorumluluk içindir;
sığınak değil.

Sonuç olarak;

Bu ülkenin en büyük ihtiyacı, reflekslerle değil, akılla hareket eden bir toplum olmaktır.

Öfke ile değil, sağduyu ile konuşabilmektir.
Aidiyetle değil, adaletle pozisyon alabilmektir.

Çünkü unutmayalım:
Bugün susulan yanlış, yarın büyüyerek karşımıza çıkar.

Ve en nihayetinde…
Mağdur olan yine biz oluruz.

YAZARIN DİĞER YAZILARI