Gerek cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi, gerek sonrası, gerek butlan kararı öncesi ve sonrası Türkiye’de yaşanan ahlaki çöküntüye ve bu çöküntüye dair toplumu muhasebeye çağırdığım için pek çok kesim tarafından eleştirildim.
Kılıçdaroğlu yanlısı olmakla suçlandım, sosyal medyada trollerin ağır hakaret, iftira ve küfürlerine maruz kaldım.
Siyasi polemik, sıcak siyaset ve kuru kavgalara dair bugüne kadar makale yazmadım, daha çok toplumsal meselelere, felsefe, inanç, adalet, vicdan, tarih, hukukun üstünlüğü, evrensel adalete dair dilim döndüğünce yazmaya çalıştım.
Ancak ahlaki çöküntü, yozlaşma, kutuplaşma, kutuplaştırma, mahallelere ayrılma kültürü o kadar yaygınlaştı ki,
AK Parti’yi eleştirince:
Muhalif.
CHP’yi eleştirince:
AK Partili,
DEM’i eleştirince,
Devletçi,
MHP’yi eleştirince,
Bölücü,
Kürtlere yapılan haksızlığı eleştirince
PKK’lı,
KHK’lılara yönelik yapılan haksızlıkları eleştirince de
FETÖ’cü yaftasını yiyorsunuz.
Biz siyaseti fikir yarışı olmaktan çıkarıp futbol taraftarlığına dönüştürdük.
Artık insanlar hakemi değil, formayı savunuyor.
Kendi takımının faulünü görmüyor, rakibin en küçük temasında kırmızı kart bekliyor.
Böyle bir oyunda adalet değil, taraftarlık kazanır.
İnsanlar artık düşünceyi değil etiketi okuyor.
İşte bu…Türkiye’nin en büyük fikrî tembelliğidir.
2023 seçimleri öncesinde “Neden Bay Kemal?” başlıklı bir yazı yazmıştım. O gün birçok kişi o yazıyı bir siyasetçiye verilmiş destek olarak okudu.
Sonrasında 2025 yılında “Kılıçdaroğlu’nun Sokrates ahlakı” adlı makaleyi yazdım, yine aynı şekilde okundu.
Oysa ki ben bir kişiyi veya partiyi değil, hukukun ve demokrasinin yeniden güçlenebilme ihtimalini savunuyordum. Cumhuriyetin hukukun üstünlüğü ve demokrasiyle taçlandırılmasını savunuyordum.
İlke savunan insan, herkesin hoşuna gitmez.
Çünkü ilke, dostu da eleştirir; rakibi de.
Sorun “Butlan” değil…
Burada mahkeme kararının doğruluğunu/yanlışlığını da tartışmıyorum.
Karar eleştirilebilir.
Desteklenebilir.
Ama asıl soru şudur:
Neden aynı insanlar aynı ilkeyi her olayda uygulamıyor?
Ben kişileri değil ilkeleri savunuyorum.
Türkiye’nin asıl krizi ahlaktır
Ekonomi düzelir.
Enflasyon düşer.
Hükümet değişir.
Anayasa değişir.
Ama toplum ahlakını kaybederse hiçbir reform ülkeyi kurtaramaz.
Türkiye’de insanlar artık yapılan fiile göre değil, yapan kişiye göre hüküm veriyor.
Butlan kararını eleştirmek isteyen elbette eleştirebilir.
Fakat aynı kişiler, kendi belediye başkanları veya yöneticileri hakkında ortaya çıkan ciddi yolsuzluk iddialarını ya da mahkeme kararlarını peşinen görmezden geliyorsa, burada bir çifte standart oluşur.
Aynı çifte standart iktidar tarafında da görülebilir.
Kendi çevresindekilere sessiz kalıp muhalefeti en ağır ifadelerle eleştirmek de aynı sorunun diğer yüzüdür.
Benim itirazım kişilerden önce ilkelere.
Eğer AK Parti’nin hukuksuzluğunu eleştiriyorsam, CHP’nin hukuksuzluğunu da eleştiririm. Eğer AK Parti’deki yolsuzluğa karşı çıkıyorsam, CHP’dekine de karşı çıkarım. Aksi halde adalet, sadece kendi taraftarımız için istediğimiz bir ayrıcalığa dönüşür.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti kabile ahlakıyla yönetilemez…
Dünyanın en büyük devletlerinden olan, nüfusu 90 milyona dayanan, Ortadoğu’nun merkezi ve dünyanın kalbinde duran Türkiye Cumhuriyeti Devleti kabile veya tek adam yönetimiyle yönetilemez…
Ana Muhalefet veya muhalefet “kabile” anlayışıyla iktidar olamaz, olsa bile iktidarda uzun süre kalamaz.
Eskiden insanlar:
Doğru–Yanlış diye düşünürdü.
Şimdi ise:
Bizden–Onlardan diye düşünüyor.
Rozet değişince vicdan da değişiyor.
Parti değişince ahlak da değişiyor.
Makam değişince adalet duygusu da değişiyor.
Etiket ahlakıyla koca bir ülkeye, ülkenin geleceğini yönetmeye talip olunamaz, toplumsal rıza alınamaz…
Türkiye’de en büyük kriz ekonomi değildir.
Hukuk da değildir.
En büyük kriz ahlaki ölçünün kaybolmasıdır.
Çünkü artık insanlar yapılan fiile göre değil, yapan kişiye göre hüküm veriyor.
Aynı eylem, kendi mahallesinden biri yaptığında ‘siyasi operasyon’; rakibi yaptığında ise ‘adaletin tecellisi’ olarak görülüyor.
Kürt meselesinin çözülmesi, akan kardeşkanın durması, toplumsal barışın bir toplumsal adaletle sağlanması için Ak Parti’nin 2009’daki “Demokratik Açılım” sürecini destekledim, rapor yazdım.
Sonrasında “Milli Birlik, Dayanışma ve Kardeşlik” projesini destekledim, 2015’te başlatılan “barış sürecini” destekledim, “Yeni Anayasa sivil olacak mı?” diye rapor yazdım.
Bugün de barış sürecini sonuna kadar destekliyorum ancak giderek otoriterleşen, adaletten, hukuktan ve evrensel insan haklarından uzaklaşan Ak Parti iktidarının bütün anti demokratik uygulamalarını da eleştiriyorum.
Çünkü benim sadakatim kişilere değildir.
İlkeleredir.
“Kılıçdaroğlu’nun Sokrates ahlakını” yazarken insanlar analizi yine kişiye indirgedi oysaki Sokrates’in özü şudur:
Çoğunluk doğru olduğu için değil, güçlü olduğu için çoğunluktur.
Vicdan ise yalnız kalmayı göze alır.
İnsan, kendi vicdanına karşı çoğunluğun yanında olamaz.
Hani bir bilim insanı diyor ya;
“Bir entelektüel, bütün dünya yalan karşısında secde etse bile, kendi vicdanından vazgeçmeyendir” diye.
Ancak ne acı ki bugün insanlar haklı olmaya değil…
Haklı görünen çoğunluğun yanında olmaya çalışıyor.
Hayatım boyunca iktidar değişsin diye mücadele etmedim.
Hayatım boyunca adalet gelsin diye mücadele ettim.
Çünkü şunu biliyorum ki;
Bugün insanlar kendi siyasi mahallesinin yanlışını savunurken aslında rakibini değil, ülkesinin geleceğini kaybettiklerini fark etmiyor.
Çünkü adalet, sadece düşmanımız için istediğimiz bir silah değil; en sevdiğimiz insan yanlış yaptığında da savunabildiğimiz bir ilkedir.
Ahlak, bize benzeyenleri korumak değil; doğruyu, bize zarar verse bile savunabilmektir.
Çünkü; bir toplum kendi hırsızını kahraman, karşı tarafın hırsızını düşman ilan ettiği gün;
Adalet mahkeme salonlarında değil, vicdanlarda ölmüştür.
Belki de Türkiye’nin en büyük sorunu yanlış siyasetçiler değildir.
Yanlış yapan siyasetçileri sadece bize benziyor diye savunan toplumdur.
Bir ülkede adalet, suçun kim tarafından işlendiğine göre değişiyorsa, orada hukuk değil, taraftarlık hüküm sürüyor.
Özetle;
Ben kimsenin avukatı değilim.
Ben ilkenin tanığı olmaya çalışıyorum.
Benim mahallem partiler değil, ilkelerdir.
Ahlakın olduğu yerde dururum.
Adaletin olduğu yerde dururum.
Vicdanın olduğu yerde dururum.
Hangi partiye oy verirsen ver, vicdanını sandığa bırakma…
