HALKWEBYazarlarDoğan Güreş Paşa: Devletin itibarı Uğur Mumcu suikastine feda edilmemelidir

Doğan Güreş Paşa: Devletin itibarı Uğur Mumcu suikastine feda edilmemelidir

Tarihçi-Yazar İsmail Nacar’ın, Uğur Mumcu cinayetiyle ilgili bana gönderdiği açıklamayı önemli bulduğum ve kamuoyu tarafından bilinmesi gerektiğine inandığım için sizlerle paylaşmak istedim.

Ünlü tarihçi Bernard Lewis;

“Ortadoğu devletleri için az dozajda demokrasi hasta eder, yüksek dozajda demokrasi ise öldürür” demişti.

Maalesef 100 yıldır demokrasi, insan hakları ve evrensel hukuk açısından uygar devletlerin tersine giderek gerileme yaşıyoruz.

Bu ülkede 17500 faili meçhul cinayet, cinayetlerin çoğu da Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizde yaşandı.

Bu ülkede 3 bin insan Cumhuriyetin göz altılarında kayboldu.

Bu ülke nice aydınını yedi…

Bu ülkede namuslu aydın olmak, sürgün, hapis, açlık ve ölümle burun buruna yaşamaktır.

Bu ülkenin toplumu da maalesef aydınlarını yitirdikten sonra dizine vurur, yaşarken de vurulmalarına, sürgünlerine, açlıkla terbiye edilmelerine sessiz kalır.

Ölümün bağıra bağıra geliyorum dediği Mumcu cinayeti gibi…

İşte İsmail Nacar’ın bana gönderdiği Mumcu’ya dair açıklama:

“Derin çevreler, PKK-Uyuşturucu trafiği ile PKK-MİT bağlantısı ve MOSSAD konusundaki çalışmalarından dolayı Uğur Mumcu’dan rahatsızdı.

Kendisiyle aynı semtte oturuyorduk ve zaman zaman da görüşürdük.

Nitekim, öldürülmeden 10 gün kadar önce Tunus Caddesi’nde karşılaştığımızda, hal hatır teatisinden sonra, dramatik bir ifadeyle “Tehlike altındayım” deyince, ben de, “Sizin, Faisal Finans ve Albaraka Türk gibi Arap sermayesi ve kuruluşları sorgulamanızdan İran memnun olur. Türkiye’deki dini grupların ise, böylesi bir gücü ve niyeti olamaz” dedim.

Bunun üzerine bana, “Ben söylediklerinizi kastetmedim; benim endişem başka yerlerden” dedi ve ayrıldık.

Haftalık Aktüel dergisi, 4-10 Şubat 1993 tarihli sayısında, 12 Eylül askeri savcısı ve eski ANAP milletvekili Faik Tarımcıoğlu ile bana Uğur Mumcu suikastini sormuştu.

Tarımcıoğlu, özetle, “Gün Sazak’ın öldürülmesinde Dev-Sol taşeron olarak kullanıldı ama planlayanlar beş mafyacıyla bir MİT ajanıydı. Özal’ı Kartal Demirağ vurdu ama arkasında gizli servislerle bağlantılı mafya vardı. Mumcu olayında da bir İslamcı terör örgütü taşeron olabilir ama, Mumcu, PKK-Uyuşturucu trafiği, PKK-MİT bağlantısını bulmuştu ya da bulmak üzereydi” ifadesini kullanmıştı.

Ben de, yine özetle, Hizbullah’ın taşeron olabileceği ihtimalini dışlamayarak, “Evet, en büyük endişem budur. Çünkü İran yönetimi SAVAMA’ya hakim değil. Hatta SAVAK’ta görev yapmış bir generali, uzun yıllar SAVAMA’yı organize etmek için getirdiler. SAVAMA, SAVAK’ı tamamen eritemedi. Endişem, CIA, SAVAMA içinde MOSSAD ile irtibatlı olan ve bizim istihbaratlara da sızmış odaklar, ustaca bir suikast yaptılar. Bunun içinde tabii silah tacirleri de var, uyuşturucu kaçakçıları da, mafya da” demiştim.

Benim bu açıklamamdan kısa bir süre sonra, SAVAK kalıntısı bir general, SAVAMA’dan koparak İran’dan kaçmıştı.

Yine Aktüel dergisi, 18-24 Mayıs 2000 tarihinde, Sadettin Tantan’ın İçişleri Bakanı olduğu dönemde bu konuyu yeniden gündeme getirdi.

Bu sefer, benimle birlikte Mahir Kaynak’ta vardı.

Dergi, Kaynak’ın sözlerini aktarırken, şu tespiti de yaptı:

“Mahir Kaynak, Uğur Mumcu suikastından sonra olayın arkasında ABD, İsrail gibi ülkelerin olabileceğini defalarca söyledi. Son olaylarda tavrını koruyan Kaynak, Nacar’la İran parmağı konusunda farklı düşünse de bir noktada birleşiyor”.

Benim eski ve yeni ifadelerimi ise, röportajın, “Yedi Yıl Sonra Aynı Senaryo mu?” başlığı altında aktarırken, “Mumcu suikasti konusunda İsmail Nacar’ın 1993’te Aktüel’e anlattığı teori yine gündemde” diyerek şunları söylemişti:

“Araştırmacı yazar Nacar, Uğur Mumcu öldürüldükten 10 gün sonra dile getirmişti: ‘İran gizli servisi SAVAMA içine sızan MOSSAD ajanları yerli taşeronlarla bu işi yaptılar’. Son gelişmeler herkesin kafasını karıştırsa da o aynı iddiayı daha yüksek sesle yineliyor”.

Gelelim konumuzun püf noktasına:

Faik Tarımcıoğlu ve benim Aktüel’e yaptığımız açıklamalardan hemen sonra, Remzi Gökseven Paşa büroma gelmişti.

Bana, “Reis, seni savunmakta zorlanıyoruz. Güreş Paşa, ‘Devletin itibarı Uğur Mumcu suikastine feda edilmemelidir’ diyor” dedi.

Sınıfı Jandarma olan Remzi Gökseven, aslen Antepli ve 2013’te de vefat etti.

1980’de tuğgeneral rütbesiyle Van’da tümen komutanı idi.

1982’de de sıkıyönetim komutan yardımcısı.

Daha önce, Cumhurbaşkanlığında yaverlik ve eski İçişleri Bakanı Oğuzhan Asiltürk’ün de emir subaylığını yapmıştı.

Aynı zananda Beyrut’ta da görev yapmış önemli bir istihbarat subayıydı.

Askerlerle ilişkim, hep Remzi Paşa ve eski İçişleri Bakanı Faruk Sükan aracılığıyla oldu.

Örneğin 1993 yılının başında, PKK sorunu için kurduğum “Barış Kardeşlik ve Dayanışma Komitesi”ni, Eşref Bitlis Paşa’nın da dolaylı katkısıyla bu iki kişinin teşvikiyle kurdum.

Doğan Güreş’e gelince, 1995 seçimlerinde Doğru Yol Partisi’nden Kilis milletvekili oldu.

Mumcu’nun cenazesinde, Strazburg caddesinde “Kahrolsun İran!” sloganları arasında o da yürümüştü.

Kendisiyle yüz yüze tanışmamız, bu dönemde olmuştu.

Bir karşılaşmamızda, bana, “Ciddi bir devlette faili meçhul olay olmaz” dedi.

Doğru söylüyordu.. Örneğin, Aziz Nesin’e çıkarılan “ölüm fermanı”nı, Mit müsteşarı Sönmez Köksal ile ben, 5 Haziran 1993 tarihinde Cumhuriyet gazetesine haber vermiştik.

İşte, Devlet’in de bilgisi dahilinde yaklaşık 40 yıldır PKK ve FETÖ sorunu ile mücadele eden bir vatandaş olarak belirtmek isterim ki, Uğur Mumcu suikastinin deşifre edilmesini göze alabilmiş bir siyasi iktidar, tüm faili meçhul olayları da çözmüş olur.

Onun için Uğur Mumcu dosyasını, dikkatle takip etmeye devam edeceğim.”

YAZARIN DİĞER YAZILARI