HALKWEBGündemButlan'ın Sebebi Mansur Yavaş'tır

Butlan’ın Sebebi Mansur Yavaş’tır

TBMM Grup Başkanvekili ve Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ ile TBMM’deki makam odasında Türkiye gündemine ilişkin kapsamlı bir röportaj gerçekleştirdim.

Yargı reformundan Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye raporuna, CHP’deki mutlak butlan tartışmalarından “Terörsüz Türkiye” sürecine, erken seçim ihtimalinden NATO zirvesine kadar birçok önemli başlığı değerlendiren Özdağ, dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

Gazetecilik meslek etiği gereği, röportaj yaptığım kişilerin görüşlerine katılsam da katılmasam da söylediklerini olduğu gibi aktarmayı, değerlendirmeyi ise kamuoyunun takdirine bırakmayı ilke ediniyorum. Bu röportajda yer alan görüş ve değerlendirmelerin tamamı Sayın Selçuk Özdağ’a aittir.

Sayın Özdağ ile her konuda aynı düşünmesek de kendisini farklı görüşlere gösterdiği saygı, diyaloga açık yaklaşımı ve demokratik olgunluğu nedeniyle takdir ettiğimi ifade etmek isterim.

Son olarak yayımlanan “Türk Tarihinin Kayıp Yılları ve Kürdistan” adlı kitabımı kendisine takdim ettiğimde, farklı görüşlere rağmen bu tür çalışmaların çoğalması gerektiğini ifade ederek teşekkür etmesi de bunun güzel bir örneğiydi.

Aslında Türkiye’nin en çok ihtiyaç duyduğu şey de tam olarak budur: Kavga etmeden konuşabilmek, birbirimizi dinleyebilmek ve farklılıklarımızı demokratik bir zenginlik olarak görebilmek.

Nitekim Sayın Özdağ’ın daha önce de ifade ettiği gibi, “Bu ülke isyanlarda, darbelerde, sağ-sol çatışmalarında, PKK olaylarında ve 15 Temmuz’da çok ağır bedeller ödedi. Artık tek bir insanımızı bile kaybetmemeliyiz.”

Röportajımıza ilk olarak 12. Yargı Paketi ile başladık.

Dağ Fare Doğurdu…

Selçuk Özdağ:

“Bu yargı reformu daha çok hukuki düzenlemelerden oluşan, Yargıtay’ın iş yükünü hafifletmeyi ve vatandaşın mağduriyetini azaltmayı amaçlayan bir pakettir.

Başlıklarına baktığımızda; icra ve iflas süreçlerinde yeni uygulamalar getiriliyor, miras işlemlerinde açık artırma usulü değiştiriliyor, elektronik ihale ve teminat sisteminde düzenlemeler yapılıyor, noterlik yetkileri ile dijital uygulamalara ilişkin yeni hükümler getiriliyor. Danıştay ve idari yargıda da yapısal değişiklikler öngörülüyor.

Ancak 12. Yargı Paketi hazırlanmasına rağmen yargının iş yükü hafiflemiş mi? Vatandaşın yargıya güveni artmış mı?

Bugün Türkiye’de yaklaşık 24 milyon kişinin mahkemelerde dosyası bulunuyor. Yaklaşık 30 milyon icra dosyası var.

Cezaevlerinde yaklaşık 450 bin kişi bulunuyor. Yaklaşık 450 bin kişi de denetimli serbestlik kapsamında dışarıda. Yani bir milyonun üzerinde insanın başında adeta Demokles’in kılıcı sallanıyor.”

Adalet Bakanı’nın AP Raporuna Sitem Etmeye Hakkı Yok!

Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye raporunu ve bu rapora yönelik eleştirileri de Selçuk Özdağ’a sordum.

Selçuk Özdağ:

“Avrupa Parlamentosu raporu bazı gerçeklere değinince hemen tepki gösteriyorlar.

Oysa burada asıl sorgulanması gereken, Türkiye’deki uygulamalardır. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı Anayasa’da güvence altındadır. Ancak madenciler Ankara’ya yürümek istediğinde buna izin vermiyorsunuz.

Daha sonra Adalet Bakanı çıkıp, ‘Benim ismim Avrupa Parlamentosu raporunda nasıl yer alır?’ diyerek sitem ediyor.

Oysa mesele isim meselesi değildir. Asıl mesele, yargının siyasallaştığı yönündeki eleştirileri Avrupa Parlamentosu üzerinden görünmez hâle getirmeye çalışmalarıdır.

Bizim gördüğümüz ise şudur: 12. Yargı Paketi dağ fare doğurmuştur.

Bugün örnek alınmak istenen Avrupa ülkelerinde sürekli yeni yargı paketleri çıkarılıyor mu? Hayır.

Cezaevleri bizimki kadar dolu mu? Hayır.

Hükümet bu tür yargı paketleriyle vatandaşın beklentilerini sürekli erteliyor.

Umut veriliyor ama ne yargı tam anlamıyla bağımsız olabiliyor ne tarafsız olabiliyor ne de vatandaşın adalete olan güveni artıyor.

Suç oranları düşmüyor. Cezaevinden çıkan insanlar yeniden topluma kazandırılamıyor, iş bulmakta büyük zorluk çekiyor.

Türkiye’nin gerçekten geniş kapsamlı yeni bir infaz yasasına ihtiyacı var.

Ama bu çalışma; akademisyenlerle, hukuk fakülteleriyle, barolarla, sivil toplum kuruluşlarıyla ve bizzat hâkim ve savcılarla birlikte hazırlanmalıdır.”

Yargı Reformunda KHK’lılar da Yok

Milyonlarca insanı yakından ilgilendiren Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile ihraç edilenlere ilişkin herhangi bir düzenlemenin pakette yer almamasını da sordum.

Selçuk Özdağ:

“TCK’nın 157 ve 158’inci maddelerine ilişkin de bir düzenleme yok.

Örneğin IBAN üzerinden işlenen dolandırıcılık olaylarında vatandaş mağdur oluyor. Devlet yeterince bilgilendirme yapmadığı için insanlar farkında olmadan suç örgütlerinin kullandığı hesaplara aracılık edebiliyor.

Buna rağmen en düşük ceza üç yıl. Bu fiilin birden fazla kez işlendiği kabul edildiğinde cezalar çok daha ağır hâle geliyor.

Bu nedenle bugün yaklaşık kırk bin kişi cezaevinde bulunuyor.

Biz muhalefet olarak bu sorunu sürekli gündeme getiriyoruz.

Yoğun baskımız sonucunda bu düzenleme önce 12. Yargı Paketi’ne alındı, ardından geri çekildi.

Daha sonra, 24 Haziran 2026 gecesi muhalefetin baskısıyla iktidar yeniden önerge vermek zorunda kaldı.

İktidarın ne yaptığı belli değil.

Neden önce getiriyorsunuz?

Neden geri çekiyorsunuz?

Neden tekrar getiriyorsunuz?

Türkiye’nin gerçek sorunlarını bilmiyorlar.

COVID düzenlemesinde de aynı yanlışı yaptılar.

O dönemde yüz kızartıcı suçlar kapsamdaydı. Bugün onları kapsam dışına çıkarmışlar.

Hayır…

O gün hangi ilke uygulandıysa bugün de aynı ilke uygulanmalıdır.

Ben suçun niteliğine göre değil, adalet ilkesine göre hareket edilmesinden yanayım.

Ancak bugün buna ilişkin kapsamlı bir düzenleme yapılmıyor.

Türkiye’nin geniş kapsamlı bir infaz yasasına ihtiyacı var.

Bunu da oldu bittiye getirmek istiyorlar.

‘Terörsüz Türkiye’ süreci kapsamında bir ‘eve dönüş yasası’ hazırlanıyor.

Bu düzenlemenin Ekim ayına kadar Meclis’e gelmesini bekliyorum.

Ancak hazırlanacak infaz yasası herkes için geçerli olmalıdır.

KHK’lılar da bunun içinde yer almalıdır.

İnsanlar; etnik kökeni, siyasi görüşü ya da inancı nedeniyle farklı uygulamalara tabi tutulmamalıdır.

Ben kapsamlı bir infaz yasasından yanayım.

Ancak genel aftan yana değilim.

Çünkü toplum vicdanını derinden yaralayan çok ağır suçlar da var.”

Avrupa Parlamentosu Raporu ve AB Süreci

Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye raporu ve Avrupa Birliği sürecine ilişkin değerlendirmelerini de Selçuk Özdağ’a sordum.

Selçuk Özdağ:

“Türkiye, Avrupa Birliği’ne girmek için yıllardır çaba gösteriyor. Elbette Avrupa’nın da hataları var. Ancak Türkiye’nin eksikleri çok daha fazla.

Bir taraftan Avrupa Birliği’ne girmek istediğinizi söylüyorsunuz, diğer taraftan üyelik kriterlerinden her geçen gün uzaklaşıyorsunuz.

Türkiye, özellikle 2017 yılında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçildikten sonra Avrupa Birliği kriterlerinden büyük ölçüde uzaklaştı.

Bugün bu kriterler iktidar açısından ne belirleyicidir ne de bağlayıcıdır.

Onlar için Avrupa Birliği kriterleri bir hedef olmaktan çıkmış, kamuoyunu oyalayan bir söyleme dönüşmüştür.

İktidarın yaklaşımı; ya havuç göstermek, ya sopa göstermek ya da ‘Sen bilirsin’ demektir.

Vatandaşa adeta, ‘Konuşursan hapse girersin, konuşmazsan rahat edersin; yapılanlardan da hikmet çıkarmaya çalışırsın’ deniliyor.

Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo budur.”

Özdağ’dan Bahçeli’ye Yanıt

Ankara Kriterlerinde Kul Hakkı Yok mu?

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, Avrupa Parlamentosu raporuna gösterdiği tepkiyi de Selçuk Özdağ’a sordum.

Selçuk Özdağ:

“Sayın Bahçeli’nin dile getirdiği bazı hususları ben de daha önce basın toplantılarımda ifade ettim.

Türkiye’nin geleneğiyle, göreneğiyle, örfüyle ve adetleriyle ilgili hassasiyetler elbette önemlidir.

Ancak konu hukuk devleti, demokrasi, şeffaflık, denetim ve hesap verebilirlik olduğunda kimsenin rahatsız olmaması gerekir.

Ankara kriterlerinde kul hakkı yok mu?

Devlet adamlığı yok mu?

Şeffaflık yok mu?

Hesap verebilirlik yok mu?

İktidarın yaklaşımına göre bunların sorgulanmaması gerekiyor.

Peki öyleyse Avrupa Birliği ile neden müzakere başlıkları açtınız?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ni neden kabul ettiniz?

Türkiye, Avrupa’nın birçok kurumuna üyedir.

Eğer bunların hiçbirini kabul etmiyorsanız, o zaman bu ilişkileri tamamen sonlandırın.

Ancak bunlar sadece söylem düzeyinde kalıyor.

Hamasetle devlet yönetilemez.

Belki bir süre iktidarda kalabilirsiniz ama günün sonunda millet sandıkta kararını verir.”

CHP’deki Mutlak Butlan Tartışması

Röportaj boyunca en dikkat çekici değerlendirmelerden biri de CHP’de tartışılan mutlak butlan konusuyla ilgiliydi.

Selçuk Özdağ:

“Siyaset kurumu uzun zamandır Türkiye’yi siyasi mühendislik yöntemleriyle yönetmeye çalışıyor.

Bugün ekonomiyi düzeltemiyorlar.

Enflasyonu tek haneli rakamlara indiremezler.

Önce muhalefet belediye başkanlarını transfer ettiler.

Ardından milletvekili transferleri yaşandı.

Kayyum uygulamaları devreye girdi.

Kayyum olmamak için AK Parti’ye geçenler ise bir anda makbul insanlar hâline geldiler.

Sabah terörist ilan edilen biri, AK Parti’ye katıldığı gün bütün suçlamalardan arındırılmış gibi gösteriliyor.

Bu durum siyasi ahlak açısından kabul edilemez.”

“Mutlak Butlan Kararı Siyasidir”

“Mutlak butlan kararı CHP’nin bütünlüğünü hedef alan siyasi bir girişimdir.

Sayın Özgür Özel’in, ‘Cumhurbaşkanı adayını ben, Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş birlikte belirleyeceğiz’ açıklamasının ardından iktidarın düğmeye bastığını düşünüyorum.

Çünkü Mansur Yavaş’ın aday olacağı kanaatine vardılar.

Kamuoyu araştırmalarının önemli bir bölümünde Yavaş’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önünde görünmesi üzerine, pimi çekilmiş bir el bombasını CHP’nin içine attılar.

Ancak bu süreçte CHP de krizi iyi yönetemedi.

Bundan en büyük zararı ise Mansur Yavaş’ın adaylığı gördü.

Benim değerlendirmeme göre Yavaş, geçiş döneminin cumhurbaşkanı adayı olabilir ve ardından Türkiye yeniden parlamenter sisteme dönebilirdi.

İktidar bu ihtimali gördüğü için buna engel olmaya çalıştı.”

Soru:

Özgür Özel, “Mutlak butlan kararı çıkarsa bileklerimi keserim.” demişti. Bu açıklamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Selçuk Özdağ:

“Bu açıklama bana göre siyasi tecrübe eksikliğini gösteriyor.

Altılı Masa da Cumhur İttifakı’nın siyasi gücünü ve dayandığı yapıyı doğru okuyamadı.

Bugün de Sayın Özgür Özel ve arkadaşları iktidarın siyasal kapasitesini yeterince analiz edemiyor.

Mutlak butlan tartışmaları başladıktan sonra da süreci iyi yönetemediler.

Türkiye siyasi tarihinde ana gövdeden ayrılarak başarılı olan çok az örnek vardır.

Recep Tayyip Erdoğan bunun istisnalarından biridir.

Bunun da kendine özgü şartları vardı.

Merhum Necmettin Erbakan’ın ilerleyen yaşı, geçmişte yaşanan askerî müdahaleler, partilerin kapatılması ve Sayın Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde yaşadığı mağduriyet algısı bu sürecin önemli unsurlarıydı.

Ancak genel kural değişmez.

Ana gövdeden ayrılan siyasi hareketlerin büyük çoğunluğu başarılı olamamıştır.

Bu nedenle CHP içinde ayrışma yerine birlik sağlanmalıdır.

Hem Kemal Kılıçdaroğlu’na hem de Özgür Özel’e önemli sorumluluklar düşüyor.

Türkiye’nin güçlü ve bütüncül bir ana muhalefete ihtiyacı var.

Hatta yalnızca ana muhalefete değil, ortak hedeflerde buluşabilen bütüncül bir muhalefet anlayışına ihtiyaç var.

Artık ‘Birleşik Demokrasi Cephesi’ni kurmanın zamanı gelmiştir.

Siyasi partiler kendi kimliklerini koruyarak ortak bir cumhurbaşkanı adayı etrafında birleşmeli, parlamentoda ise en az 360 milletvekili hedeflenmelidir.

Böylece parlamenter sisteme dönüşün yolu açılabilir.”

Soru:

Erken ya da baskın seçim bekliyor musunuz?

Selçuk Özdağ:

“Ben erken ya da baskın seçim beklemiyorum.

‘Terörsüz Türkiye’ süreci tamamlanmadan…

Ekonomide belirli bir toparlanma sağlanmadan…

Cezaevleriyle ilgili düzenlemeler yapılmadan…

Toplumsal normalleşme gerçekleşmeden…

Ve işsizlikte kayda değer bir iyileşme görülmeden seçim kararı alınacağını düşünmüyorum.”

Soru:

Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum’un seçimlere ilişkin açıklamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Selçuk Özdağ:

“Mehmet Uçum’u siyasi bir aktör olarak değerlendirmiyorum.

Bir danışman konuşuyor.

Danışmanların elbette görüş açıklama hakkı vardır.

Ancak siyaset yapmak istiyorsa Sayın Cumhurbaşkanı’ndan milletvekili adaylığı talep eder, seçime girer ve siyasi sorumluluk üstlenerek konuşur.”

Soru:

Selahattin Demirtaş’ın son yazısında mutlak butlan tartışmaları üzerinden Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik eleştirileri ile uluslararası güçlerin Türkiye üzerindeki etkisine ilişkin değerlendirmeleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Selçuk Özdağ:

“Mutlak butlan konusundaki değerlendirmesi kendi siyasi tercihidir.

Ancak uluslararası güçlerin Türkiye üzerindeki etkisine ilişkin tespitlerinin önemli ölçüde doğru olduğunu düşünüyorum.

Hiçbir büyük güç tam anlamıyla güçlü bir Türkiye istemiyor.

Ne Avrupa…

Ne Amerika…

Ne de Çin…

Çünkü güçlü bir Türkiye; güçlü bir Türk dünyası, güçlü bir Arap dünyası ve bölgesel istikrar anlamına gelir.

Bu nedenle bölgede etnik ve mezhepsel fay hatlarının sürekli canlı tutulmak istendiğini düşünüyorum.

Benim kanaatim, ‘Terörsüz Türkiye’ sürecinin başarıyla tamamlanması ve gerekli yasal düzenlemelerin bir an önce hayata geçirilmesidir.

Ancak bunun için toplumun bütün kesimleriyle diyalog kurulmalıdır.

Kemal Kılıçdaroğlu ile de konuşulmalıdır.

Sayın Erdoğan seçimlerden önce HÜDA PAR ile görüştü.

Büyük Birlik Partisi ile görüştü.

DSP ile görüştü.

Oy oranları düşük olsa bile bu partilerle temas kuruldu.

O hâlde yarın seçim olduğunda Kemal Kılıçdaroğlu’nun desteğine ihtiyaç duyulmayacak mı?

Cumhurbaşkanlığı seçimi yüzde elli artı bir esasına dayanmıyor mu?

Bu nedenle Sayın Kılıçdaroğlu hakkında yapılan birçok suçlamayı doğru bulmuyorum.

CHP’nin iç meselesi elbette CHP’nin kendi meselesidir.

Ama ben Türkiye’nin geleceğini düşünüyorum.

Bu nedenle başta Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere herkesle konuşulabilmesi gerektiğine inanıyorum.

Türkiye’nin ortak akla ihtiyacı var.”

Transferler Siyasi Ahlaksızlıktır!

AK Parti’ye geçen belediye başkanları ve milletvekilleriyle ilgili değerlendirmelerini de Selçuk Özdağ’a sordum.

Selçuk Özdağ:

“AK Parti’ye yönelik siyasi transferleri doğru bulmuyorum.

Bugüne kadar toplam 77 belediye başkanı parti değiştirdi.

TBMM Genel Kurulu’nda yaptığım bir konuşmada bunu farklı bir örnekle anlattım.

‘Meclis’te parti gruplarının isimleri yazılıyor.

AK Parti…

Cumhuriyet Halk Partisi…

DEM Parti…

Milliyetçi Hareket Partisi…

İYİ Parti…

Yeni Yol Grubu…

Bence bunlara gerek kalmadı.

Hepsinin başına AK Parti yazalım.

AK Parti Cumhuriyet Halk Grubu…

AK Parti DEM Grubu…

AK Parti Milliyetçi Hareket Grubu…

AK Parti İYİ Parti Grubu…

AK Parti Yeni Yol Grubu…

Çünkü iktidarın istediği tablo budur.’

Ben bu transferleri siyasi ahlaka aykırı buluyorum.

Bu değerlendirmem, transfer olan siyasetçiler için de geçerlidir.

Bu uygulamalar seçmen iradesine saygısızlıktır.

Vatandaş oyunu veriyor, temsilcisini seçiyor; daha sonra o temsilci başka bir partiye geçiyor.

Bu, seçmenin iradesinin yok sayılmasıdır.

Siyasi Partiler Kanunu’nun bu konuda yeniden düzenlenmesi gerektiğini düşünüyorum.

Bu konuyu TBMM’de de gündeme getireceğim.

Çünkü bunlar demokratik siyasetin güvenilirliğini zedeleyen uygulamalardır.”

NATO Zirvesi ve Trump

“Çağın Firavunu Trump’tır”

NATO Zirvesi ve ABD Başkanı Donald Trump’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik açıklamalarını da Selçuk Özdağ’a sordum.

Selçuk Özdağ:

“NATO bugüne kadar Türkiye’yi birçok konuda yeterince önemsememiştir.

Hatta bazı toplantılara Türkiye davet edilmemiştir.

Trump’ın Sayın Erdoğan’ı övmesi üzerinde de düşünmek gerekir.

Bugün Gazze’de yaşananların en büyük sorumlusunun yalnızca Netanyahu olmadığını düşünüyorum.

Trump’ın izlediği politikaların da bu tabloda önemli payı vardır.

Netanyahu’yu Führer’e, Trump’ı ise Firavun’a benzetiyorum.

Peki…

Trump, Sayın Erdoğan’ı neden övüyor?

Türkiye hangi politikaları nedeniyle bu övgüyü alıyor?

Bunların sorgulanması gerekir.

Türkiye, NATO’ya millî gelirinin önemli bir bölümünü ayırıyor.

Buna rağmen Türkiye bazı kritik süreçlerde yeterince dikkate alınmıyor.

Yunanistan’ın Ege’deki uygulamalarına karşı da NATO’nun sessiz kaldığını düşünüyorum.

Türkiye güçlü olursa NATO içinde de güçlü olur.

Güçsüz olursa sadece yönlendirilen bir ülke hâline gelir.

NATO Zirvesi sürecinde TBMM’nin kapalı olmasına da karşıyım.

Meclis çalışmalıdır.

Demokratik toplumlarda insanlar toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını kullanabilmelidir.

Trump’ın Erdoğan’a yönelik olumlu ifadelerinin gerekçelerini bilmiyoruz.

Ancak iktidarın izlediği politikaların uluslararası aktörler tarafından nasıl değerlendirildiği mutlaka sorgulanmalıdır.”

Soru:

Sayın Vekilim, oldukça karamsar bir tablo çizdiniz. Peki sizce bütün bu sorunlardan çıkışın yolu var mı? Türkiye için hâlâ umut görüyor musunuz?

Selçuk Özdağ:

“Elbette umut var.

Muhalefetin ortak demokratik ilkelerde buluşması gerekiyor.

Ben buna ‘Birleşik Demokrasi Cephesi’ diyorum.

Bu yapı, yalnızca muhalefetin değil, iktidar seçmeninin de oy verebileceği ortak bir cumhurbaşkanı adayı çıkarmalıdır.

Bugün için bunun en güçlü isminin Mansur Yavaş olduğunu düşünüyorum.

Bir geçiş dönemi yaşanır.

Ardından parlamenter sisteme geçilir.

Daha sonra bütün siyasi partiler yeniden demokratik yarışın içinde yer alır.”

Soru:

Anladığım kadarıyla sizin cumhurbaşkanı adayınız Mansur Yavaş mı?

Selçuk Özdağ:

“Benim adayım Mansur Yavaş değil; bugün kamuoyu araştırmalarının öne çıkardığı isim Mansur Yavaş’tır.

Mevcut anketlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan karşısında en yüksek oy oranına ulaşan isim odur.

Ekrem İmamoğlu ise ikinci sırada yer alıyor. Ancak hakkında devam eden hukuki süreçler var.

Diploma tartışmaları var.

Siyasi yasak davası var.

İstinaf süreci tamamlandı, dosya Yargıtay’a taşındı.

Bunun dışında devam eden başka davaları da bulunuyor.

Mansur Yavaş’ın farklı toplumsal kesimlerden oy alabildiğini görüyoruz.

DEM Parti seçmeninden de destek aldığı yönünde araştırmalar var.

Kürt seçmenlerin de önemli bir bölümünün Mansur Yavaş’a oy verebileceği görülüyor.

Kürt vatandaşlarımız tek bir siyasi partiye oy veren homojen bir topluluk değildir.

Farklı siyasi partilere yönelen çok geniş bir seçmen kitlesi vardır.

Benim için önemli olan isimler değil, seçimleri kimin kazanabileceğidir.

Bugün kamuoyu araştırmaları hangi adayın Cumhurbaşkanı Erdoğan karşısında daha güçlü olduğunu gösteriyorsa muhalefetin buna göre hareket etmesi gerektiğini düşünüyorum.

Ben 86 milyon vatandaşımızın sağduyusuna güveniyorum.

Bu milletin bin yıllık devlet tecrübesine güveniyorum.

Bu ülkenin yer altı zenginliklerine de yer üstündeki insan kaynağına da güveniyorum.

Ben umudumu hiç kaybetmedim.

Ümit, insanın kalbindeki geveze bir kuştur.

Ve o kuş hiçbir zaman susmamalıdır.”

Son Söz

Söyleşimiz boyunca Sayın Selçuk Özdağ, gündemdeki birçok konuya ilişkin görüş ve değerlendirmelerini açık yüreklilikle paylaştı.

Yoğun çalışma temposuna rağmen zaman ayırarak sorularımı içtenlikle yanıtlayan Sayın Selçuk Özdağ’a teşekkür ediyor, çalışmalarında başarılar diliyorum.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR