Türkiye ile Ermenistan arasında yıllardır konuşulan ama bir türlü cesaretle yürünemeyen normalleşme süreci, artık yavaş yavaş gerçek bir zemine oturuyor.
11 Mayıs itibarıyla tarım ve ticaret alanında ortak mutabakat mesajlarının verilmesi, aslında sadece ekonomik bir gelişme değildir; bu aynı zamanda bölgenin geleceğine dair yeni bir zihniyetin işaretidir.
Geçtiğimiz günlerde Güney Kafkasya güvenlik konferanslarında da dikkat çekildiği gibi artık savaşın dili değil, istikrarın dili konuşuluyor. Çünkü herkes biliyor ki barış; her zaman savaştan daha ucuz, daha insani ve daha değerlidir.
Barış varsa güven olur.
Güven varsa ilişkiler gelişir.
İlişkiler gelişirse ticaret büyür.
Ticaret büyürse toplumların refahı artar.
Bugün yıllardır kapalı kalan sınırların, birbirine şüpheyle bakan toplumların ve siyasi ezberlerin değişmeye başlaması küçümsenecek bir mesele değildir. Çünkü Türkler ve Ermeniler bu coğrafyada sadece komşu değil, bin yıllardır aynı kaderin içinde yaşamış iki kadim halktır.
Elbette geçmişin acıları unutulmaz. 1915’in bıraktığı travmalar, savaş yılları, kayıplar ve kırgınlıklar tarih sayfalarında durmaya devam edecektir. Ancak geleceği sürekli geçmişin yaralarını kaşıyarak inşa etmeye çalışmak da halklara yeni acılardan başka bir şey getirmez.
Osmanlı’nın çöküş döneminde emperyal güçlerin bölgede yürüttüğü politikalar, halklar arasındaki güvensizliği derinleştirdi. Bir dönem aynı sokakta yaşayan insanlar birbirine düşman hale getirildi. Bugün hâlâ bunun izlerini taşıyoruz. Ama artık yeni bir sayfa açılabiliyorsa, bunu küçümsemek yerine desteklemek gerekir.
Nikol Paşinyan açısından da bu süreç, Ermenistan adına önemli bir fırsat olabilir. Aynı şekilde Türkiye için de Güney Kafkasya’da daha güçlü ekonomik ve diplomatik ilişkiler kurmanın yolu buradan geçiyor.
Ben barışın romantik bir söylem değil, gerçekçi bir ihtiyaç olduğuna inanıyorum. Çünkü savaşın kazananı olmaz ama barışın kazananı halklardır.
Bugün belki küçük görünen diplomatik adımlar, yarın sınır kapılarının açıldığı, ticaretin büyüdüğü, insanların birbirini yeniden tanıdığı bir dönemin başlangıcı olabilir.
Ve açık konuşmak gerekirse; ben bugün bu yüzden mutluyum. Çünkü bu coğrafya artık nefretle değil, yeniden birlikte yaşama fikriyle anılmayı hak ediyor.
