HALKWEBYazarlarAsıl mesele masadaki ahenkmiş

Asıl mesele masadaki ahenkmiş

Bugün hâlâ eski meyhaneleri anlatan insanlar varsa mesele sadece nostalji değildir. Onlar aslında kaybolan bir terbiyeyi, bir İstanbul görgüsünü ve aynı masada oturabilme kültürünü anlatıyordur.

0:00 0:00

İstanbul’un ruhu sadece taş binalarda değil, meyhane masalarında da yaşardı.
Bugün bir semtin hafızasını anlamak istiyorsanız eski meyhanelerini dinlemeniz yeterlidir. Çünkü meyhane dediğin yer yalnızca rakı içilen bir mekân değil; görgünün, adabın, sohbetin ve aynı sofraya oturabilme kültürünün küçük bir memleketiydi.

Ben bunu ilk kez Madam Despina’da gördüm. Babamın beni götürdüğü ilk gerçek meyhane orasıydı. Sazlı sözlü, masasında onlarca çeşit meze bulunan, insanların birbirini ezmeden eğlendiği eski İstanbul sofralarından biri…

İlk yeri Gayrettepe’deydi. Ama bugünün Gayrettepe’siyle karıştırmayın. O zamanlar beton kulelerin değil, bostanların semtiydi. Arnavut ailelerin ekip biçtiği topraklar vardı. İstanbul hâlâ nefes alıyordu. Sonra Madam Despina Kurtuluş’a taşındı; zaten Kurtuluş o yıllarda İstanbul meyhane kültürünün son kalelerinden biriydi.

Bugün hâlâ o yaprak ciğerin tadını, çoban kavurmanın kokusunu hatırlarım. Ama insan yıllar geçince şunu fark ediyor: Bir meyhaneyi unutulmaz yapan sadece yemek değilmiş. Asıl mesele masadaki ahenkmiş.

O masalarda herkes vardı. Metresiyle gelen de, eşiyle gelen de… Ama kimse kimsenin huzurunu bozmazdı. Kimse yan masaya rahatsızlık vermez, bugünün diliyle kimse kimseye “yürümezdi.” İnsanlar eğlenmeye giderdi; avlanmaya değil. Kadehler aynı anda kalkar, şarkılar aynı anda söylenirdi. O sofralarda saygı vardı.

Şimdi adına “yeni nesil meyhane” dedikleri bir düzen kuruldu. İçeri giriyorsunuz; meyhane değil sanki casting ortamı… Lezzet ikinci planda, sohbet yok, meşk yok. Müzik desen insanın kulağını dövüyor. Ortalık ağır parfüm kokusu. Herkes birbirini süzüyor ama kimse kimseyi dinlemiyor.

Çünkü artık meyhane kültürü değil, tüketim kültürü hâkim. İnsanlar eskiden bir masaya karakter koyardı, şimdi fotoğraf koyuyor. Eskiden fasıl vardı, şimdi DJ var. Eskiden dostluk konuşulurdu, şimdi kim kimi görüyor onun hesabı yapılıyor.

İşin acı tarafı şu: Yozlaşma biraz da bu sofralarda başladı. Meyhanenin ruhu kaybolunca İstanbul’un ruhu da eksildi. Üstüne bir de içkiye kültürel olarak mesafeli ama vergisine fazlasıyla yakın bir düzen kurulunca ortaya tuhaf bir tablo çıktı. İçki artık keyif değil, lüks muamelesi görüyor. Mekânlar da buna göre şekilleniyor; kaliteli meşk sofraları yerine hızlı tüketim alanları açılıyor.

Bugün hâlâ eski meyhaneleri anlatan insanlar varsa mesele sadece nostalji değildir.
Onlar aslında kaybolan bir terbiyeyi, bir İstanbul görgüsünü ve aynı masada oturabilme kültürünü anlatıyordur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI