Türkiye ekonomisinin güncel görünümü birçok siyasal tartışmanın odağında yer alıyor. Özellikle CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun, 30 Mayıs 2026 tarihli konuşmasında dile getirdiği, “Doğu Akdeniz’de, kuzeyde, güneyde, Batı Trakya’da, Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde ve kanımızı akıttığımız, şehit verdiğimiz bütün topraklarda devletimizin ve milletimizin çıkarları partimizin sarsılmaz, tavizsiz tüzüğüdür. Biz gönül bağı kurduğumuz, kardeşler sofrasında buluştuğumuz o mazlum milletlerle birlikte bu coğrafyada emperyalizme asla ve asla geçit vermeyeceğiz.” sözleri, Kılıçdaroğlu, Osmanlıcılık mı yapıyor, sorularını gündeme getirdi. Sayın Kılıçdaroğlu’nun, bu sözlerinin anlamını önümüzdeki aylarda, CHP’nin dış politika icraatlarında görme olanağı bulacağız.
Bu bağlamda sol siyasal parti ve kurumların, kendilerine çeki düzen vererek, güncel dünya ve Türkiye tahlili yapmaları, bunu yapmadan politika oluşturmaları hem dayanaksız, hem de toplumsal sınıflar tarafından karşılık bulmayan birer rapora dönüşüyor.
Sol siyasal parti ve kurumların Türkiye’nin yaşadığı iç ve dış politik krizlerde politika üretememelerinin ve topluma bir alternatif sunamamalarının en önemli nedenlerinde birisi güncel Türkiye ekonomisi yorumlarının veriye dayanmadan yapılan analiz ve değerlendirilmesidir.
Bu anlamda ilk olarak, Türkiye ekonomisinin güncel makroekonomik göstergelerine bakmak gerekiyor. Bu konuda Dr.Mahfi Eğilmez’in hazırladığı “Göstergeler Tablosu” şu şekildedir;
Göstergeler tablosunu şöyle yorumlayabiliriz;
Makroekonomik göstergelerin ilki Gayri Safi Yurtiçi Hasıladır (GSYH). GSYH, belirli bir dönem (mesela, 1 yıl) içinde, yurt içinde üretilmiş nihai mal ve hizmetlerin piyasa değeridir. Gayrısafi Yurt İçi Hasıla 2025 yılı için 1.658 milyar dolar olarak tahmin ediliyor. Bu rakamla Türkiye ekonomisi dünyanın 16. Büyük ekonomisidir.
İkinci gösterge, kişi başına düşen GSYH’dir. GSYH, bir ülkenin belirli bir yılda ürettiği tüm mal ve hizmetlerin değeri olup, piyasadaki döviz kurlarıyla Amerikan dolarına çevrilerek aynı yıl için ortalama nüfusa bölünerek elde edilir. Bu rakam 2025 yılı için 18,621 dolar olup, orta gelirli ülkeler arasında yer bulmaktadır.
Üçüncü gösterge olan enflasyon ve politika faizine bakıldığında 2026 yılı için % 32,61 ve % 40 oranını görürüz.
Enflasyon ve politika faizi iç açıcı değildir.
Dördüncü gösterge 518,5 milyar dolar olan Türkiye’nin toplam dış borç stokudur. Bu rakam GSYH’nin % 32’sine denk gelmektedir ve Maastricht Kriteri olan % 60’ın çok altındadır.
Beşinci gösterge ihracat ve ithalat rakamları cari dengedir. 270 milyar dolar ihracat, 340 milyar dolar ithalat ve 69 milyar dolar dış ticaret dengesi, 30 milyar dolar cari dengeyle kabul edilebilir sınırlar içinde yer almaktadır.
Altıncı gösterge Merkez Bankası brüt altın rezervi 105 milyar dolar, döviz rezervi 54 milyar dolardır. Dolarizasyon oranı % 39,5 civarındadır ve gittikçe azalmaktadır.
Yedinci göstergeyse büyüme oranıdır ve 2025 yılı için % 3,6 olan büyüme oranı 2026 yılı için % 2,5 olarak tahmin edilmektedir.
IMF’ye göre; Türkiye, 800 milyar dolarlık dış ticaret hacmi ve 80 binden fazla yabancı yatırımcı firmasıyla küresel ekonomide önemli bir yer tutuyor. İstihdamın ulaştığı 32 milyonluk hacme 120 milyar dolarlık hizmet ihracatı eşlik ediyor.
Dünyanın en büyük sekizinci tarım ekonomisi olarak 35 milyar dolarlık ihracat yapan Türkiye, küresel sanayi devleri arasında 360 milyar dolarlık üretim değeriyle 12. sırada yer alıyor. Satın alma gücü açısından gelecek yıllarda 9. sıraya yükselmesi beklenen Türkiye’nin potansiyelinin yüksek olduğunu söylemek mümkün.
Türkiye’nin mevcut ekonomik altyapısında 266 milyar dolarlık yabancı yatırım stokunun önemli bir yeri bulunuyor. Birçok Avrupa ülkesinin Türkiye’de yatırımları ve firmaları yer alıyor. Uzun yıllardır Türkiye’ye yatırım yapan Batılı ülkeler teknoloji transferi ve yetiştirdikleri insan kaynağıyla ülkenin kalkınmasına katkı sunuyor. Türkiye’nin yurtiçi yatırım stokuna eşlik eden ve 2010’lardan sonra ciddi bir miktar haline gelen Türk yurtdışı yatırımları ülkenin gelişimiyle benzerlik gösteriyor.
2022 sonunda 50 milyar doları aşan Türkiye’nin yurtdışı yatırımları yeni bir eşiğe gelindiğine işaret ediyor. Türkiye müteahhitlik şirketlerinin 133 ülkede ortalama yıllık 35 milyar dolarlık proje hacmine ulaşması da bu açıdan değerlendirilebilir. 11.717 projeyi tamamlayan ve 500 milyar dolarlık hacimle küresel düzeyde diğer aktörlerle yarışan Türkiye firmaları ülkenin inşa kapasitesini diğer coğrafyalara taşıyor.
2025 yılı itibarıyla, Türkiye’nin askeri güç bulundurduğu ülkeler ve bölgeler aşağıdaki gibidiri:
1-Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) 35-40.000
2-Suriye 10.500
3-Irak 2.500
4-Somali 2.000
5-Kosova 400
6-Katar 5.000
7-Bosna & Hersek 250
8-Lübnan 100
9-Azerbaycan 60
10-Arnavutluk 24
11-Libya 35-100
Not: Bu rakamlara fiili olarak desteklenen yerel güçler dâhil değildir.
Bu ekonomik görünümle Türkiye orta büyüklükte, dünya GSYH’nin % 0,86’sını üreten, dünya ticaretinin % % 1,3’ünü gerçekleştiren, mokroekonomik büyüklükleri çoğunlukla dengeli, yurt dışına sermaye ihraç eden ve yurt dışında birçok ülkeye asker gönderen bölgesel bir güç, alt emperyalist bir ülkedir.
Sol parti ve kurumlar, Türkiye’yi halen “Az gelişmiş, gelişmekte olan, emperyalizme bağımlı ülke” gibi gerçek dışı kavramlarla tanımlamakta, dış politikada olup biten bütün gelişmeleri ABD emperyalizminin yörüngesinde yapılan işler olarak değerlendirmektedir. Türkiye ekonomisi verilere dayalı olarak değerlendirilmeyince ortaya geçmiş ezberlerin tekrarlandığı zaman tünelinde kalmış yapıların ortaya attığı bilimsel değeri olmayan değerlendirmeler çıkıyor.
Çarpıcı bir örnek olması açısından Suriye’deki Aralık devriminden 3 gün önce CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, öngörüsüz bir şekilde, Hükümete, “Esad’la görüşün.” önerisinde bulunduğunu hatırlatalım!
Buradan Türkiye’nin son dönemdeki Ortadoğu politikalarını da mercek altına alabiliriz. 2011 yılında başlayan Suriye iç savaşında, kendi ulusal ve ekonomik çıkarlarını dikkate alarak Suriye’ye müdahil olan Türkiye, 13 yılın sonunda Suriye’de ve Ortadoğu’da nüfuz alanını genişletmiştir. Suriye’deki Arap aşiretleri, Suriye Arap Cumhuriyeti ve Özgür Suriye Ordusu ile kurulan olumlu ilişkiler, “Terörsüz Türkiye” sloganıyla başlatılan ve Kürt siyasal hareketiyle varılan uzlaşma, Türkiye’yi Ortadoğu’nun önemli bir gücü haline getirmiştir. İsrail’in, Şam’ı bombalamasıyla başlayan ve Dürzi topluluğunun başlattığı ayaklanma, Türkiye’nin Arap aşiretlerini devreye sokmasıyla çözülme yoluna girmiştir.
Son olarak, ekonomik altyapı ve üstyapının birbirini koşulladığı, olumlu makroekonomik göstergelerle büyümeye devam eden Türkiye ekonomisi, başta Suriye olmak üzere, diğer ülkelere emperyalist amaçlarla sermaye ve asker ihraç etmekte, ülkenin dış politikasını da bu ekonomik kapasite belirlemektedir.
Sol parti ve kurumlar bu verilerle yola çıkarak bir Türkiye tahlili yapmalı, yapılacak bu tahlil sonucunda da alternatif politikalar belirlemelidir.
