CHP Grup Başkanı Özgür Özel, NATO zirvesi öncesi Financial Times için kaleme aldığı “Erdoğan’ın demokrasiye saldırısı, Türkiye’nin müttefikleri için de tehdit” başlıklı yazısı, Türkiye’nin iç ve dış ekonomi-politik kapasitesini dikkate almayan, dünya kapitalist sisteminin ne yöne doğru evrildiğinden bihaber, soğuk savaş döneminin kendini küçük gören ve Batı kampından yardım dilenen muhalefet anlayışını bugüne taşıyan nitelikte bir yazı! Üstelik de bütün sol sosyalist parti ve sendikaları da peşine takarak!
I- ) Meramımızı anlatmak için öncelikle dünya kapitalist sisteminin ve Türkiye’nin bugünkü ekonomik gidişatına bakmak gerekiyor; Dünya kapitalist sistemi, kapitalizme içkin olan bünyesel krizlerin en sonuncusunun yaşandığı 2008-2018 krizinden çıkmaya çalışırken, baskıcı ev otoriter bir yapıya büründü.
Neoliberalizm bu anlamda, salt bir ekonomik politikalar demeti olarak değil işçi sınıfının kolektif özneliğine yönelik bütünlüklü bir siyasal saldırıyı içeren, burjuvazinin bir sınıf stratejisi olarak okunabilir. Bu nedenle neoliberalizm, siyaseti ve siyasal kurumları sınıfsal çelişki ve mücadelelerden arındırmayı, yani sınıf temelli siyaseti ortadan kaldırmayı hedefler. Neoliberalizm bu temel özelliğinden dolayı otoriter devlet formlarını ve otoriter siyasal projeleri besler. Türkiye’deki ve AKP dönemindeki neoliberal otoriterizmin bu iki boyutunu biraz daha açacak olursak:i
Birincisi, neoliberalizmin işçi sınıfının tarihsel kazanımlarına yönelik siyasal bir saldırı olması, emekçileri bölmeyi, ekonomik yönden güçsüzleştirmeyi, sendikal ve politik örgütlerini zayıflatmayı, işçi sınıfının topluma ‘liderlik etme’ kapasitesini azaltmayı ve dayanışma kültürlerini aşındırmayı kapsar.ii
İkincisi, neoliberal kapitalizm dünyanın her yerinde o ya da bu şekilde siyasal alanın daraltılmasını, siyasal demokrasi imkânlarının kısıtlanmasını ve buna uygun devlet biçimlerinin kurumsallaştırılmasını beraberinde getirmiştir. Bu çerçevede, devletin siyasal ve kurumsal pratiklerini sosyal ve siyasal mücadelelerden izole etmek üzere devlet aygıtları arasındaki ilişkiler yeniden düzenlenir. Bu eğilimi 1978 gibi çok erken bir tarihte gören ve “otoriter devletçilik” olarak tarif eden Poulantzas bunun kapitalizm açısından yeni normal devlet formu olduğunu da söylemiştir. Poulantzas bu yeni devlet formunun özellikleri arasında yürütmenin yasama ve yargı karşısında güçlenmesi, kararnamelerle yönetim, biçimsel olarak kuvvetler ayrılığının kalkması, devletin zor aygıtlarının ön plana geçmesi, siyasi partilerin hegemonya örgütleyicileri olarak işlevlerini yitirmeleri ve toplumsal-sınıfsal bağlarından koparak devletleşmeleri gibi görünümleri sayar.iii Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi bu anlamda, neoliberal otoriterizmin Türkiye’ye özgü uygulamasıdır.
Dünya kapitalist sistemi de hem finans kapitalin ulaştığı aşama, hem de tek tek ülkelerin uyguladığı neoliberal otoriter örneklerle, genel anlamda işçi sınıfının kapasitesini kötürümleştiren, hegemonyası altına aldığı az gelişmiş ülkeler aracılığıyla da sömürüyü katmerleştiren bir yapıdadır.
II- ) Özgür Özel’in yazısına geçmeden önce de Türkiye ekonomisinin bugünkü fotoğrafını çektiğimizde karşımıza şu tablo çıkar;
Türkiye ekonomisinin makroekonomik göstergelerinden ilki Gayri Safi Yurtiçi Hasıladır (GSYH). GSYH, belirli bir dönem (mesela, 1 yıl) içinde, yurt içinde üretilmiş nihai mal ve hizmetlerin piyasa değeridir. Gayrısafi Yurt İçi Hasıla 2025 yılı için 1.658 milyar dolar olarak tahmin ediliyor. Bu rakamla Türkiye ekonomisi dünyanın 16. Büyük ekonomisidir.
İkinci gösterge, kişi başına düşen GSYH’dir. GSYH, bir ülkenin belirli bir yılda ürettiği tüm mal ve hizmetlerin değeri olup, piyasadaki döviz kurlarıyla Amerikan dolarına çevrilerek aynı yıl için ortalama nüfusa bölünerek elde edilir. Bu rakam 2025 yılı için 18,621 dolar olup, orta gelirli ülkeler arasında yer bulmaktadır.
Üçüncü gösterge olan enflasyon ve politika faizine bakıldığında 2026 yılı için % 32,61 ve % 40 oranını görürüz. Enflasyon ve politika faizi iç açıcı değildir.
Dördüncü gösterge 518,5 milyar dolar olan Türkiye’nin toplam dış borç stokudur. Bu rakam GSYH’nin % 32’sine denk gelmektedir ve Maastricht Kriteri olan % 60’ın çok altındadır.
Beşinci gösterge ihracat ve ithalat rakamları cari dengedir. 270 milyar dolar ihracat, 340 milyar dolar ithalat ve 69 milyar dolar dış ticaret dengesi, 30 milyar dolar cari dengeyle kabul edilebilir sınırlar içinde yer almaktadır.
Altıncı gösterge Merkez Bankası brüt altın rezervi 105 milyar dolar, döviz rezervi 54 milyar dolardır. Dolarizasyon oranı % 39,5 civarındadır ve gittikçe azalmaktadır.
Yedinci göstergeyse büyüme oranıdır ve 2025 yılı için % 3,6 olan büyüme oranı 2026 yılı için % 2,5 olarak tahmin edilmektedir.
IMF’ye göre; Türkiye, 800 milyar dolarlık dış ticaret hacmi ve 80 binden fazla yabancı yatırımcı firmasıyla küresel ekonomide önemli bir yer tutuyor. İstihdamın ulaştığı 32 milyonluk hacme 120 milyar dolarlık hizmet ihracatı eşlik ediyor. Dünyanın en büyük sekizinci tarım ekonomisi olarak 35 milyar dolarlık ihracat yapan Türkiye, küresel sanayi devleri arasında 360 milyar dolarlık üretim değeriyle 12. sırada yer alıyor. Satın alma gücü açısından gelecek yıllarda 9. sıraya yükselmesi beklenen Türkiye’nin potansiyelinin yüksek olduğunu söylemek mümkün. Türkiye’nin mevcut ekonomik altyapısında 266 milyar dolarlık yabancı yatırım stokunun önemli bir yeri bulunuyor. Birçok Avrupa ülkesinin Türkiye’de yatırımları ve firmaları yer alıyor.
Uzun yıllardır Türkiye’ye yatırım yapan Batılı ülkeler teknoloji transferi ve yetiştirdikleri insan kaynağıyla ülkenin kalkınmasına katkı sunuyor. Türkiye’nin yurtiçi yatırım stokuna eşlik eden ve 2010’lardan sonra ciddi bir miktar haline gelen Türk yurtdışı yatırımları ülkenin gelişimiyle benzerlik gösteriyor. 2022 sonunda 50 milyar doları aşan Türkiye’nin yurtdışı yatırımları yeni bir eşiğe gelindiğine işaret ediyor. Türkiye müteahhitlik şirketlerinin 133 ülkede ortalama yıllık 35 milyar dolarlık proje hacmine ulaşması da bu açıdan değerlendirilebilir. 11.717 projeyi tamamlayan ve 500 milyar dolarlık hacimle küresel düzeyde diğer aktörlerle yarışan Türkiye firmaları ülkenin inşa kapasitesini diğer coğrafyalara taşıyor. Türkiye’nin, başta Suriye olmak üzere birçok ülkede asker bulundurduğunu da bu tabloya ekleyelim.
III – )Dünya ve Türkiye’nin bu görünümü karşısında Özgür Özel şöyle yazıyor, “Dünya liderleri gelecek hafta NATO Zirvesi için Ankara’da bir araya gelirken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bu toplantıyı güç gösterisi yapmak için kullanacak. Ancak bu görüntünün arkasında daha derin bir kırılganlık var: Erdoğan’ın Türkiye demokrasisi üzerindeki baskısının giderek artması. Hükümeti, ülkenin gerçeklerini dünyadan gizlemeye çalışırken barışçıl protestocuları; avukatlar, gazeteciler ve akademisyenlerle birlikte gözaltına aldı ve tutukladı. Bu Türkiye için kötü bir durum, aynı zamanda NATO müttefiklerimiz, özellikle de Avrupa için de tehlike oluşturuyor.”
Gerçeklikten ancak bu kadar kopulabilir! Türkiye’nin ekonomik kapasitesini yukarıda detaylı bir şekilde açıklamaya çalıştık, durum böyleyken, Sayın Özel’e göre, Türkiye aslında güçsüz ama NATO toplantısı aracılığıyla, Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan güç gösterisi yapacak, bu gösterinin arkasında Türkiye demokrasisini baskı altına alacak, tutuklamalar yapacak ve bu uygulamalar NATO ve Avrupa için tehlike oluşturacak!
Karşımızda demokratik bir NATO ve Avrupa var, demokratik bir Türkiye var ve Erdoğan bu görüntüyü yok ederek, NATO ve Avrupa için tehlike oluşturacak! Ne demokratik bir NATO, ne demokratik bir Avrupa, ne de demokratik bir Türkiye var? Yukarıda da izah ettiğimiz gibi neoliberal otoriter bir dünya ve neoliberal otoriter bir Türkiye var.
İpliği pazara çıkmış liberal sayıklamaları da tekrarlamaktan imtina etmiyor Sayın Özel, “Demokratik rekabetin, toplumsal meşruiyetin ve hukukun üstünlüğünün olmadığı bir Türkiye öngörülebilir ya da güvenilir bir ortak olamaz. Böyle bir ülkede dış politika, iç siyasi ayakta kalma mücadelesinin aracı haline gelir. Erdoğan bugün Washington’a, yarın Moskova’ya, sonra Pekin’e yönelebilir; tek ölçütü kendi konumunu güvence altına almak olur. Bir kişinin iktidarını sürdürmesi, Türkiye’nin ulusal çıkarlarının önüne konuyor.”
Sanki neoliberal otoriter dünya ve neoliberal otoriter Türkiye kapitalist sisteminde demokratik rekabet, hukukun üstünlüğü ve toplumsal meşruiyet gibi kavramlar var da, bunları Sayın Erdoğan ortadan kaldıracak! Bunları ortadan kaldırarak da öngörülebilir ve güvenilir bir ortak olmaktan çıkacak!
Bu cümlelerle, otoriter Türkiye yönetimini, otoriter Avrupa ve Nato yönetimine şikâyet ediyor! Tam bir “Bozacının şahidi, şıracı!” durumu! Sol sosyalist partiler ve sendikalarımız da bu sözleri izlemekle yetinmeyip gün aşırı Özgür Özel CHP’sinin eylemlerine cansiperane katılıyor!
IV- ) İBB ile başlayan operasyonları tamamen siyasi saiklerle ve Sayın Erdoğan’ın rakiplerini ortadan kaldırmak için yapılan yargı operasyonları olarak gören Sayın Özel, kendisinin görevden alınmasını da tamamen siyasi operasyon olarak görüyor ve yurttaşların da durumu böyle değerlendirdiğini söylüyor. Oysa siyasi operasyon olarak başladığı düşünülen yargılamalar sonucunda ortaya dökülen rüşvet, yolsuzluk, irtikâp, hırsızlık ve nepotizm iddiaları, operasyonlar konusundaki kanıyı oldukça değiştirdi.
Veri Enstitüsüiv tarafından 4 Nisan 2026 tarihinde açıklanan bir araştırma sonucuna göre, Mart 2025’te Ekrem İmamoğlu tutuklandığında, toplumun yüzde 65’i bu hamleyi doğrudan “hükümetin muhalefete baskı girişimi” olarak okudu.
“Tutuklamayı “tamamen siyasi” bulanlar yüzde 46’dan 27’ye düşmüş. “Tamamen hukuki” diyenler yüzde 12’den 21’e çıkmış. Siyasi algı toplamı 16 puan gerilerken, hukuki algı 10 puan artmış. Aynı tabloda kararsızların da yükselmesi, bu değişimin tek yönlü okunamayacağını gösteriyor. Veri burada hem sahici kanaat değişimlerine hem de kanaat belirtme biçimindeki bulanıklaşmaya aynı anda işaret ediyor olabilir.”
Yurttaşlar arasında İBB ile başlayan operasyonları siyasi olarak görenlerin oranı azalıp, hukuki olarak görevlerin oranı artarken, bu operasyonlar sol sosyalistler arasında tamamen siyasi görülmeye ve hukuki olarak görenler linç edilmeye devam ediliyor!
Daha da ileri gidiyor Sayın Özel, “Daha acil bir tehlike de var. Yurttaşların seçim yoluyla değişimin mümkün olduğuna inanmasını engelleyen bir rejim, umutsuzluk ve öfke yaratır. Ekonomideki kötü yönetim ve derinleşen yoksullukla birleştiğinde bu durum, toplumsal ve siyasi çalkantı riskini artırır. Böyle bir patlama Türkiye sınırları içinde kalmaz. Avrupa’nın güvenliğini, kritik enerji güzergâhlarını, Ortadoğu’yu ve NATO’nun güney kanadını etkiler.
Seçim yoluyla iktidarı değiştiremeyeceğini gören yurttaşlar umutsuzluk ve öfkeye kapılıp, toplumsal ve siyasi bir patlama yaratarak, Avrupa’nın güvenliğini, kritik enerji güzergâhlarını, Ortadoğu’yu ve NATO’nun güney kanadını olumsuz etkileyebilir!
Keşke bu yazdıklarınız gerçekleşse Sayın Özel! Keşke yurttaşlar işsizlik, yoksulluk, açlık, kötü yönetim, hukuksuzluk ve demokrasi talepleriyle bir araya gelerek toplumsal ve siyasal bir patlama yaratsa!
Buradan, Mutlak Butlan kararından sonra Özgür Özel’in peşine takılarak günlerdir gösteri yapan DEM PARTİ, SOL PARTİ, EMEP, TKP, TİP, HKP gibi partiler, Eğitim Sen, Eğitim İş gibi sendikalar ve diğer örgüt ve yapılara da seslenmek istiyorum;
Ülkenin içinde bulunduğu durum umutsuzluk ve öfke yaratıp, ekonomideki kötü yönetim ve derinleşen yoksullukla birleştiğinde, toplumsal ve siyasi çalkantı riskiyle birlikte bir patlama olmasını ve bu patlamanın demokratik bir ülkeyle taçlanmasını istemiyor musunuz?
Yurttaşlarımız, böylesi bir isyana kalkıştığında ne yapacaksınız?
Gezi isyanı, böylesi bir patlama değil miydi?
Sayın Özel’in, bu patlamanın Türkiye sınırları içinden taşarak, Avrupa’nın güvenliğini, kritik enerji güzergâhlarını, Ortadoğu’yu ve NATO’nun güney kanadını etkilemesi kaygısına katılıyor musunuz?
Sol ve sosyalist partilerin amacı ve misyonu, toplumsal hareketleri örgütleyerek ülkenin ve dünyanın demokratikleşmesini ve giderek de işçi sınıfı iktidarı kurmak değil mi?
‘Ülkenin aydınlık geleceği’, burjuva partilerin yarattığı çatlaklar arasında politikamsı gel-gitlerle değil, hayatı adım adım bugünden kuran, işçi sınıfı ve emekçilerin iktidarını hedefleyen politik bir mücadeleyle kazanılacaktır…
i NicosPoulantzas, Devlet, İktidar ve Sosyalizm, Epos Yayınları, 2000.
ii AKP ve Türkiye’de Neoliberal Otoriterizmin Sınıfsal Dinamikleri – İsmet Akça and Baris Alp Ozden s.1
iii AKP ve Türkiye’de Neoliberal Otoriterizmin Sınıfsal Dinamikleri – İsmet Akça and Baris Alp Ozden s.2
iv Yeniçağ Gazetesi. https://www.yenicaggazetesi.com/ezber-bozan-imamoglu-anketi-davalar-hukuki-mi-goruluyor-siyasi-mi-1015740h.htm 4 Nisan 2026
