Bu ülkede bir yaşam kılavuzu var. Ama küçük bir dipnotla:
Kılavuz size ait. Onlar için değil.
Birinci madde: Çocuğunu nereye göndereceğini bileceksin.
İmam hatipler açıldıysa bir bildikleri vardır. Sen çocuğunu oraya vereceksin. Onlar mı? Onlar çocuklarını “daha global” ortamlarda yetiştirir. Çünkü ülkeyi yönetecek kadrolar herhalde biraz daha… farklı yetişmeli.
İkinci madde: Şehitlik en yüce mertebedir.
Bunu unutmayacaksın. Her fırsatta alkışlayacaksın. Ama garip bir tesadüf: Bu mertebeye ulaşanlar hep aynı sosyolojik mahalleden çıkar. Diğer mahallede ise çocuklar daha çok “yurt dışı yüksek lisans” peşindedir.
Üçüncü madde: Fakirlik güzeldir.
Sabırdır, imtihandır, hatta bazen nimettir. Sen kanaat edeceksin. Ama onlar kanaati biraz farklı anlar: Şirket kurarak, ihale alarak, büyüyerek… Fakirliğin erdemi sana, zenginliğin imkânı onlara düşer.
Dördüncü madde: İsraf haramdır.
Elektriği kapat, suyu dikkatli kullan, fişi çek. Ama saraylar, filolar, törenler? Onlar israf değil, “devletin itibarıdır.” Demek ki haram, metrekareye göre değil, kim kullandığına göre belirlenir.
Beşinci madde: Mütevazı olacaksın.
Gösterişten kaçınacaksın. Ama bu kural tek taraflıdır. Çünkü bazı hayatlar gösteriş sayılmaz; onlar “başarı hikâyesi” olarak anlatılır.
Ve en önemli madde:
“Onlar hizmetkâr.”
Evet, hizmetkârlar. Ama öyle bildiğimiz gibi değil. Bu yeni modelde hizmetkâr yukarıda olur, hizmet edilen aşağıda. Hizmetkâr konuşur, halk dinler. Hizmetkâr yaşar, halk sabreder.
Aslında ortada bir çelişki yok.
Sadece yanlış anlama var.
Bu değerler gerçekten var.
Ama herkes için değil.
Bir kısmı inanılmak için değil, yönetmek için var.
Bir kısmı yaşanmak için değil, anlatılmak için.
Ve belki de en dürüst cümle şu olurdu:
“Biz bu millete örnek olmaya değil, yön vermeye geldik.”
Çünkü örnek olmak zor iştir.
İnsanın önce kendisine uygulaması gerekir.
Oysa yön vermek kolaydır.
Başkasına anlatırsın, kendin bildiğini okursun.
Bu yüzden bu ülkede en ucuz şey öğüttür.
En pahalı şey ise samimiyet.
